Kitabı oku: «Casper'ın Oyunu»

Yazı tipi:

Casper’ın Oyunu

Yazar:

Charley Brindley

charleybrindley@yahoo.com

www.charleybrindley.com

Düzenleyen:

Karen Boston

Web sitesi: https://bit.ly/2rJDq3f

Kapak tasarımı:

Charley Brindley

© 2020

Tüm hakları saklıdır

Çeviri:

Elyesa Özçelik

© 2020 Charley Brindley, tüm hakları saklıdır.

Amerika Birleşik Devletleri'nde basılmıştır.

İlk basım: Temmuz 2020

Bu kitap James Brindley'nin (1716 -1772) anısına ithaf edilmiştir.

Charley Brindley’in bazı kitapları

şu dillere de çevrilmiştir:

İtalyanca

İspanyolca

Fransızca

Portekizce

ve

Rusça

Charley Brindley'in diğer kitapları:

1. Oxana’s Pit

2. The Last Mission of the Seventh Cavalry

3. Raji Book One: Octavia Pompeii

4. Raji Book Two: The Academy

5. Raji Book Three: Dire Kawa

6. Raji Book Four: The House of the West Wind

7. Hannibal’s Elephant Girl

8. Cian

9. Ariion XXIII

10. The Last Seat on the Hindenburg

11. Dragonfly vs Monarch: Book One

12. Dragonfly vs Monarch: Book One

13. The Sea of Tranquility 2.0 Book One: Exploration

14. The Sea of Tranquility 2.0 Book Two: Invasion

15. The Sea of Tranquility 2.0 Book Three

16. The Sea of Tranquility 2.0 Book Four

17. Sea of Sorrows, Book Two of The Rod of God

18. Do Not Resuscitate

19. Hannibal’s Elephant Girl, Book Two

20. The Rod of God, Book One

21. Henry IX

22. Qubit’s Incubator

Yakında Çıkacak Kitaplar:

23. Dragonfly vs Monarch: Book Three

24. The Journey to Valdacia

25. Still Waters Run Deep

26. Ms Machiavelli

27. The Last Mission of the Seventh Cavalry Book 2

Diğer kitaplar hakkında etraflı bilgi için son sayfalara bakınız

İçindekiler

Bölüm Bir

Bölüm İki

Bölüm Üç

Bölüm Dört

Bölüm Beş

Bölüm Altı

Bölüm Yedi

Bölüm Sekiz

Bölüm Dokuz

Bölüm On

Bölüm On Bir

Bölüm On İki

Bölüm On Üç

Bölüm On Dört

Bölüm On Beş

Bölüm On Altı

Bölüm On Yedi

Bölüm On Sekiz

Bölüm On Dokuz

Bölüm Yirmi

Bölüm Yirmi Bir

Bölüm Yirmi İki

Bölüm Yirmi Üç

Bölüm Yirmi Dört

Bölüm Yirmi Beş

Bölüm Yirmi Altı

Bölüm Yirmi Yedi

Bölüm Yirmi Sekiz

Bölüm Yirmi Dokuz

Bölüm Otuz

Bölüm Otuz Bir

Bölüm Otuz İki

Bölüm Otuz Üç

Bölüm Otuz Dört

Bölüm Otuz Beş

Bölüm Otuz Altı

Bölüm Otuz Yedi

Bölüm Otuz Sekiz

Bölüm Otuz Dokuz

Bölüm Bir

New York, günümüz

Bell Casper, Manhattan 52. caddede bulunan Blue Parrot gece kulübündeki yarım daire şeklindeki kırmızı renkli kapitone koltukların birinde bir yandan laptopunda çalışıyormuş gibi yaparken, bir yandan da binanın girişini gözlüyordu.


Bell Casper

Saat sekiz buçuktu ve etraf hızla kalabalıklaşıyordu. Bu fiyakalı gece kulübü New York'un zengin elit kesimine ev sahipliği yapmaktaydı. Yirmi beş dolarlık kokteyller ve fahiş fiyatlara satılan seçkin biftekler, alt sınıftan insanları uzak tutmaya yetiyordu.

Kulübün girişinde iki güvenlik personeli dururdu. Mekanın düzenli müşterilerini hoş geldin eder, yeni yetmeleri ise iPad'leriyle kimlik kontrolünden geçirirlerdi. Neredeyse her gece, kulübe sızmaya çalışıp kapı dışarı edilen beleşçiler olurdu, hele yaşı tutmayan gençlerin hiç şansı yoktu. Yaşı tutanların ise tekin olmayan tek bir hareket sergilemeleri derhal uyuşturucu ve silah kontrolü için üstlerinin aranmasıyla sonuçlanırdı. Güvenlik personelinin razı olmadığı insanlardan nazikçe kulübü terk etmeleri istenirdi. Blue Parrot kulübünün, kolluk kuvvetlerinin radarından olabildiğince uzak durmak için uyguladığı sıkı kurallar vardı, ne var ki bu politikaya uymayan bir kesim kolayca içeri girebiliyordu: hayat kadınına benzeyen genç ve güzel bayanlar.

Binanın kızıl ve leylak renkli ışıklarla aydınlatılmış kısmındaki bar, kokteyl hazırlamada ve efkarlı müşterileri dinleyip tatlı sözlerle teselli etmede uzmanlaşmış düzinelerce kadın ve erkek barmenlerle doluydu.


Blinker Whitaker

Barmenlerin başı Blinker'dı. Kendisi bir çikolatalı marşmelov kadar yumuşak, utangaç ve içine kapanıktı, tabi gereksizin biri kasaya ellemediyse ya da içkilere su katmaya kalkışmadıysa. Böyle bir durumda o gereksiz, Blinker'ın sert yanıyla yüzleşmek zorunda kalırdı. Beyzbolda bile üç hata hakkınız varken, Blue Parrot'ta iki hata kovulmanız için yeterliydi. Yapılan ilk hatanız bir yanlış anlaşılma ya da kötü bir talihsizlik olarak görülebilirdi ama bunu iki defa tekrar etmeniz büyük kusur sayılıp o mekanda bir daha alkol servis edememenize sebep olurdu.

“Şov başlasın” dedi Bell kendine ön kapıdan bir kadının kulübe girmesiyle.

Gözlerini Blinker'a çevirdi; o da kadını görmüştü. Barmenci başı, içinde beş tane yüzlük olan cam bir vazo çıkardı.

Bu sırada Bell gelen kadını süzüyor ve bilgisayarındaki tuşlara basıyordu.

Pierre Cardin tişörtünün üstüne giydiği Gucci ceketi ile elmas yüzüğü buram buram servet kokuyordu. Yine de eski mavi tişörtünü ve kotunu özlüyordu. Artık çöpe gitmeleri gerekiyordu ama onlar tıpkı sıkı dostluklar gibi rahat ve samimiydiler. Bu yeni şık kıyafetleri kendisine çok yapmacık geliyordu, evine döner dönmez eski tişörtünü ve kotunu giyiyor olmanın tadını çıkarır, yapmacık kıyafetlerini ait oldukları yere; dolabına terk ederdi.

Masasını hep temiz tutardı, arkadaşları ya da tanıdıkları masasına uğrasa bile, iki kişi istisna, kimsenin işine karışmasına izin vermezdi.

Bell yeni gelen kadının kendisini görmesiyle yüzünün ışıldadığını gördü. Kadın masaya yaklaşınca Bell, saati daha rahat kontrol etmek için olsa gerek, Patek Philippe marka altın saatini bilgisayarının yanına koydu.

“Hey, koca adam” dedi kadın Bell'in yanına oturarak.

Bell, sarışın kadına bakarak “Aaa selam” dedi şaşırmışcasına. Bilgisayarına dönüp yazmasına devam etti. “Sizi tanıyor muyum?”

Kadın kendisiyle birlikte adeta baharı haber veren tatlı bir gardinya kokusu getirmişti.

“Hayır” dedi kadın “ama benimle eğlenmek istersen tanışabiliriz”

Göz farı, ışıltılı bir ruju, ve uzun kirpikleri olmasa da, yirmi dört yaşlarında güzel bir kadındı. Giyimi ise leopar desenli bağcıklı elbisesi ve dekolteli korsesiyle çok şık görünüyordu.

“Bu harika olurdu ama birini bekliyorum” dedi Bell.

Kadın cüzdanını masaya koyup “Kimi?” diye sordu ve ardından garsona işaret yaparak narlı portakallı bir tekila söyledi.

Garson kızın ikiliye doğru dönmesiyle Bell de kendisine içki getirilmesi için kafasıyla işaret yaptı. Garsonlar, Bell'in ne sipariş ettiğini sormaksızın buzlu zencefilli gazozdan başka bir şey getirmemek üzere talimat almışlardı.

Kadın masada duran saate uzandı, markasına bakıp arka yüzünü kontrol etti.

Baksana kadın iyi maldan anlıyor, zaten ceketime, tişörtüme ve yüzüğüme çoktan göz atmıştır bile.

“Leticia'yı bekliyorum” dedi Bell.

“Onda bende olmayan ne var?”

Saati yerine koydu ve çarpıcı bir gülümsemeyle şahane göğsü elbisesinden taşacak şekilde ona doğru eğildi.

“Zarflar” diye yanıtladı Bell.

“Zarfları mı var?” dedi kadın arkasına yaslanarak.

Adam bir yandan parmağını ekrandaki yazılarda kaydırırken kadını başıyla onayladı.

“Zarflarda para mı var?”

“Hayır”

“Kaç zarf?”

“Bu gecelik dokuz”

“Peki zarflar kimin için?”

“Fazla soru soruyorsun”

“Sadece nasıl oluyor da Leticia dokuz zarfla sana benden daha ilgi çekici geliyor merak ediyorum”

“Leticia neredeyse senin kadar güzel fakat önemli olan zarflarda ne olduğu”

Bell, kadının parlak karamel dudaklarında beliren minik gülümsemeyi fark etti.

“Zarflar kime?”

“Polis misin sen?”

“Hiç de bile”

“Ne diye beni sorguya çekiyorsun öyleyse?”

“Kokain” dedi kadın.

“Ne?” dedi adam. “Burada ot mu satıyorsun yoksa?”

“Hayır, zarflarda ot vardır herhalde demiştim”

“Yeter be” dedi Bell laptopun kapağını şiddetle kapatarak. “Hayır, kokain ya da yasa dışı bir şey değil. İçinde kağıttan başka bir şey olmayan ve dışında hiç bir şey yazmayan zarflar. Leticia gelmeden buradan gider misin artık?”

“Bakalım anlamış mıyım, Leticia, içinde ne uyuşturucu ne de para olan dokuz zarfla seni bir ya da iki saatliğine eğlendirmeme izin vermekten daha çok ilgini çekiyor?”

“Nihayet kafan aldı, tanrıya şükür”

Kadın sıcacık elini adamın bacağına koydu “gey misin yoksa?”

Bell bacağındaki sıcaklığı hissedince yutkundu. Boğazını temizledi.

“Hmm… kesinlikle değil” dedi kadın. “Zarflarda ne yazıyor yahu? Hepsinde aynı şey mi yazıyor?”

Bell kadının elini bacağından çekip sıktı. “Bak, bu oyun seni aşar, gerek finansal açıdan gerekse... afedersin ama akli açıdan da”

“Bana salak fakir mi diyorsun yani?” Elini adamdan kurtardı “Çirkin de deseydin bari?”

“Kesinlikle çirkinin tam zıttısın fakat bu oyunu oynayanlar burunlarını parayla silecek türden hatta Mensa sertifikası alabilecek cinsten adamlar”

“Ne” dedi kadın. Bell: “Mensa, yalnızca nüfusun yüzde doksan sekizinden daha zeki insanları kabul sınavına alan, zeki insanlara özel bir organizasyon. O bir yana, sen benim bu işten ne kadar para kazandığımı sanıyorsun acaba?” diye sordu.

Kadının mavi gözlerine ve sırıtan dudaklarına bakıp kısacık eteğine kadar süzdü.

“Saat başı dört ya da beş yüz dolar”

“Bu da bir şey mi. Ben beş yüz dolara tek bir düğmemi bile açmıyorum”

İşte başlıyoruz. Şimdi yemi yutmazsa nehrime başka bir balığın gelmesini beklemek zorunda kalacağım.

Bell derin bir nefes alıp sesli bir şekilde bıraktı. “Tamam öyleyse. Bu gece dokuz oyuncumuz olacak. Her biri biner dolar ödedi. Şuradaki barmen arkadaşımız var ya …”

Bar tezgahının arkasında duran Blinker'ı işaret ediyordu. Kadının o yöne bakmasıyla Blinker gülümseyerek nazikçe başını salladı.

“Onun durduğu yerdeki vazoyu gördün mü, en üst rafta?” diye sordu Bell.

“Hı hı. Bahşiş için falan mı?”

Bell kıkırdadı. “Oyuncuların ödediği para için”

“Gerçekten mi?” tekrar Bell'e döndü

“Evet. Leticia’nın getireceği zarfların her birinde bir bilmece veya bir tür akıl oyunu yazılmış kağıtlar var”

“Birbirinden ayrı bilmeceler mı?”

“Hayır hepsi aynı”

“Yani şimdi bu zengin piçler bir bilmeceye bin dolar veriyor, sonra da onu çözüp vazodaki parayı cebe mi indiriyor?”

“Vay, belki sen de Mensa sertifikalısındır”

“Hadi lan oradan. Kulağa çocuk oyuncağı gibi geliyor. Bu adamlar cidden zeki mi?”

“Bundan eminim. Ama oyundaki önemli bir detayı atladın. Parayı bilemceyi ilk çözen alıyor ve sadece bir hakkın var. Yanlış bilirsen kaybedersin ve bir sonraki oyunu beklemek zorunda kalırsın. Eğer bilmeceyi çözdüysen fakat cevabı senden önce bir başkası söylemişse yine kaybedersin”

“Cevaba Google'dan baksalar ya”

“Deneyebilirler. Google kullanamazsın ya da cevabı araştırıp bulamazsın diye bir kural yok, cevabı birine soramazsın diye bir kural da yok ama bunları yapmak bir işe yaramayacaktır”

“Niyeymiş?” diye sordu kadın.

“Bilmeceleri Ringmaster hazırlıyor, oyunun kurucusu. Soruları hiç bir yardım almadan kendi hazırlıyor”

“Bu oyundan onun kazancı ne oluyor?”

“Eğer kimse soruyu çözemezse vazodaki tüm parayı o alıyor”


Kadın ‘vay anasını’ manasında ıslık çaldı. “Genelde Ringmaster mı kazanıyor?”

“Bazen. Geçen otuz oyunda iki kere kazanmıştı”

“Her gece yeni bir oyun mu oynanıyor?”

Bell başıyla onayladı.

“Ne iş yapıyor bu Ringmaster?” diye sordu kadın.

“Büyük olasılıkla New York üniversitesinde matematik profesörlüğü yapıyor”

“Bana onun ismini verme şansın var mı?”

“Yok gibi”

“Peki oyunlarda ne tarz bilmeceler soruluyor?”

“Bekle bir” dedi ve telefonunu çıkarıp bir mesaj yazdı. “Ne çabuk yahu. Üzgünüm, Ringmaster izin vermedi ama istersen sana bir örnek gösterebilirim”

“Pekala”

Bell masadaki bölmeden bir peçete çıkardı. Kalemiyle içinde iki dikey çizgisi olan ve iki yatay çizginin de o çizgilerin üstünden yatay olarak geçtiği bir üçgen çizdi.

“Kaç üçgen görüyorsun?”


Kadın şekli iyice inceledi. “Yirmi”

“Emin misin? Unutma, sadece bir şansın var. Yanlış cevap verirsen bin dolar kaybedeceksin”

Kadın üçgenlerle uğraşırken Bell de yeni gelen başka bir kadına el salladı. Modası en az on sene geçmiş bir V dekolteli bir elbise giyiyordu. Biraz eski olsa da tertipli kullanılmıştı. Kırk beş yaşlarında görünüyordu, mesleği için fazla yaşlıydı ama gel gör ki yüzündeki kırışıklıklara ve saçlarının arasında beliren gri tellere rağmen ekmeğini çıkartabilen biriydi. Kendisi mekanda “Coco Phoenix” olarak tanınıyordu.

Coco da Bell’e el salladı, belli ki onu gördüğüne sevinmişti. Sadece el işaretlerini kullanarak Bell'e bardaki bir adamla konuştuktan sonra yanına geleceğini söyledi.

“On dört” dedi yanındaki kadın.

“Son kararın mı?”

“Evet. Ne kadar sürdü?”

“Beş dakika kadar, yine de cevabın yanlış”

Kadın tekrar saydı. “Dışında kocaman bir tane üçgen var, şurada da üç tane büyük üçgen, en üstte de üç tane daha… ve bunları da sayarsak… on dört. On dörtten daha fazla olamaz”

“On sekiz”

“İmkansız”

Diğer dört üçgeni ona gösterdi.

“Oha! Üst üste gelenleri görmemişim”

“Kaldı ki bu kolay sorulardandı. İşte bu yüzden seni paranı riske atmaman konusunda uyarmıştım”

“Oyunlara sen de katılıyor musun?” dedi kadın.

“Hayır. Ringmaster oyunu ben yönettiğim için katılmamın etik olmayacağı fikrinde. Ayrıca oyunu kazanırsam diğer oyuncular buna çok sinirlenecektir”

“Makul. Bu işte senin çıkarın ne peki?”

“Ben, Blinker ve Leticia bu iş için her gece yüzer dolar alıyoruz”

“Şimdiye dek vazoda en fazla ne kadar birikti?”

“On altı bin”

“Yok ebenin!” Cüzdanını açıp bir tomar para çıkardı. “Varım”

“Unut bu işi. Çok para kaybedeceksin”

“Kaybedersem bir saat fazla çalışırım olur biter”

“Peki öyleyse, bunu sen istedin”

Kadın masaya on tane yüzlük koydu.

Bell parayı masadan çekip kadının dizine koydu. “Bu böyle ortalıkta olmaz, parayı ben almıyorum. Blinker'a götüreceksin, tezgahın oraya. Bir dakika, bekle biraz” telefonunu çıkarıp birine mesaj attı, cevap anında gelmişti. “Çok geç. Zarflar çoktan yola çıkmış bile. Bu gece daha fazla oyuncu alamayız”

“Şansıma tüküreyim” dedi kadın. “Paramı istesem de çarçur edemiyorum”

“Maalesef, fakat dilersen oyunu izleyebilirsin”

“Peki oyun bitince bilmeceyi görme fırsatım olacak mı?”

Bell başını sağa sola salladı. “Sadece ödeme yapanlar görebilir”

“Tamam, o zaman bu binliği yarınki oyun için Blinker'a vereyim” kadın gözlerini kıstı. “Eğer senin için de uygunsa”

Bell omzunu silkti. “Olur. Yarınki oyun için olduğunu mutlaka söyle”

“Adım Gigi bu arada” dedi Gigi, ve Bell'in elini sıktı.

“Bell Casper”

“Memnun oldum Bill. Şimdi işe dönmem lazım. Barda oturmuş beni bekleyen altı tane binlik görüyorum”

“Ya” dedi Bell bardaki adamları süzerek, hemen hemen hepsi Gigi'yi kesiyordu. “Yalnız şey, benim ismim Bell, Bill değil”

“Ay afedersin. Bu isim annenin aklına nereden esmiş ola ki?”

“Annem Aziz Joseph Katolik Kilisesi'nde hamileymiş. Babam tam ‘Yüce İsa!’ diye haykırdığında birden çanlar çalmaya başlamış”

Gigi kahkahayı bastı. “Bell ha. Ne iyi düşünmüş annen. Neyse yarın paramı almak için gelirim görüşürüz o zaman”

Gigi ayrılırken Bell'in ağzı kulaklarındaydı. Blinker'a dönerek baş parmağıyla okey yaptı.

Bölüm İki

Aynı akşam üstü iki ahlaksız kedi daha Casper’ın masasına gelip eli boş dönmüştü.

Coco Phoenix, Bell'in yanına oturmuş vaziyette gelen geçen adamlara bakıyordu.

“Şu yeni kız kim?” dedi Coco bir yandan dikiş yaparken.

“Gigi”

“O kadın üçkağıtçı be”

“Öyle” dedi Bell, Gigi'nin başka bir adamla birlikte gidişini izlerken. “Bilmem mi, ne örüyorsun?”

Coco elindeki renkli elbiseyi gösterdi. “Örtü”


Coco Phoenix

Bluz, şort, bikini gibi kıyafetlerin üzerine giyilmek için özenle desenlenmiş bir örtüydü.

“Renkleri güzelmiş. Belli bir desen üzerinden mi gittin?”

“Yok, gene rastgele örmeye başlamıştım, sonra birden özgün bir tasarı çıktı ortaya”

Şık giyimli bir adam içeri girip gizliden etrafa bakınmaya başladı, derken gözleri Coco'ya ilişince adam masaya yöneldi, yaklaştıkça yüzü daha da şenleniyordu.

“Lester, nerelerdeydin?” dedi Coco Lester'a dönerek, elindeki iğnesine kırmızı ipliği geçiren parmaklarına dikkat etmeye gerek bile duymadan.

“Şu bizim morukların mekanından sıvıştım seni görmek için”

“Birazdan ziyarette bulunacağım yerden desene” dedi ve adamın oturması için kenara kaydı.

“Deme. O zaman söyle de seni Glen Acres'e götürsünler” deyip göz kırptı adam. “Bir daha oradan kaçmam gerekmez böylece”

“Seni bilmem mi, muhtemelen gece çok şamata çıkarıyoruz diye ikimizi de kapı dışarı ederler”

“Buna değer” dedi ve Bell'e baktı. “ee senden ne haber genç adam?”

“Gayet iyi, bay Cravens. Wall Street'e alışabildiniz mi bari?”

“Piyasa bu hafta lunapark treni gibiydi be”

“Altın almanın zamanı geldi mi bari?”

“Altından para kaldıramazsın ki. Boynuna takmaya hevesli değilsen hiç bir halta yaramaz. Hadi birkaç gram aldın diyelim, nereye koyacaksın ki? Ya bankada saklaman ya da kendine bir kasa alman gerekecek. Vadeli işlem piyasasından şaşmayacaksın. Bak mesela bu yaz Çinliler bir gemi dolusu soya ve domuz eti alıyor olacak. Adamlarda doyurulacak bir milyar vatandaş var sonuçta”

“Hmm… vaadeli işlem piyasası ha”

“Aynen” dedi Bay Cravens ve Coco'ya gülümseyerek: “Bu gece eğlenecek miyiz bari?” diye sordu.

“Bilemiyorum Lester, meşgulüm” dedi Coco diktiği elbiseyi göstererek.

“Vay. Bunu giysen var ya çok tatliş olursun”

“Yalan söylediğin için gittiğin yer ile çaldığın için gittiğin yer aynı sonuçta, biliyorsun” dedi kadın kroşesini katlayıp çantasına koyarak.

“Cezaevine mi?” Adam kalktı ve elini Coco'ya uzattı “Cehenneme?”

“Glen Acres'e” dedi kadın

Lester güldü.

* ** * *

Saat bire yaklaşıyordu, Gigi gelip üç müşteriyle birlikte ayrıldı.

Başka bir randevudan dönerken, Bell onun gri blazer ceketli genç bir adamın yanında otururken gördü.

Bell'in masasına başka bir kız gelip Tinder kullanıyor mu diye sordu ki cevabı ‘hayır’ idi.

“Benimle çıkar mısın?”

Kızıl saçlı, yirmili yaşlarda, gülüşü şen, vücudu güzel bir kızdı.

Bell, bir yığın açılmış zarf ve kağıdı işaret ederek “Şu anda çalışıyorum” dedi.

“Çalışmak için ne garip bir yer”

“Doğrudur, garip bir oyun bu”

“Oyun mu?”

İşte sana fırsat, Bell, yemi at, ve oltayı çek.

“Biraz karmaşık”

Kız, zarflardan birini alıp içine baktı, sonra da bir başkasına. O da boştu. “Bahsettiğin karmaşık oyunun şu içleri boş dokuz zarfla bir ilgisi var mı?”

Bell ile konuşurken bir yandan da bardaki adamlara göz atıyordu. Bell'in oyunu ilgisini çekmiş gibiydi, ama adamın zekasını alt etmek kadar değil.

“Evet” deyip kağıtları ters çevirdi. “Zarflar bana bu akşam geldi. Onları yedi oyuncumuza verdim, ve saat on gibi oyunculardan biri buradan dokuz bin dolar ile ayrıldı”

Kız bakakaldı. “Yani bu zarflar sana kapalı gelmişti. Sonra bu dokuz adam gelip zarflara bin dolar verdi?”

“Hemen hemen. Bu sefer yedisi erkek ikisi kadındı. Paralarını önceden vermeleri gerekiyor. Oyuncular hazır olunca Leticia'yı arıyorum o da bana istediğim kadar zarf getiriyor”

“Her gece aynı kişilerle mi oynanıyor?”

“Yok. Sürekli gelen oyuncularımız var, yalnızca bir kere gelmiş oyuncular da”

“Oyuncu sınırı?”

“Yok. On altı kişiyle oynadığım bile oldu”

“Zarflarda ne var biliyor musun?”

“Hayır”

Nadia masaya geldi. Bell'e bakıp gülümsedi, sonra da kıza baktı. Bakışlarında adeta bir tiksinti vardı.

Bell kafasını çevirip Nadia’nın gözlerine baktı: ‘kibar ol’.

Bunun üzerine Nadia abartılı bir gülümsemeyle “Sizin için ne yapabilirim hanımefendi?” dedi.

“Gereksiz yere sırıtmayı bırakıp bana bir Ölü Kokteyl getirebilirsin. Ayrıca biraz saygı. Hepimiz doğduğumuz yeteneklerle ekmeğimizi kazanmaya çalışıyoruz. Sen garsonluk yaparken ben de üniversitede okuyabilmek için gönül eğlendirme sektöründe çalışıyorum. Şu kaypak herif de…” durup Bell'e imalı imalı baktı, “bir çeşit yasa dışı katakulli ile meşgul, ama iyi para kazanıyor olmalı. Ona bir içki ısmarlayıp bu katakulliyi çözeceğim” diye bitirdi ve bir kaşını kaldırarak Nadia'ya baktı.

Nadia'a Bell'e baktı.

Kendisine göz kırpıyodu.

“Ölü Kokteyl nedir?” diye sordu.

“Karışım, yedi gram pelin otu, aperol, portakal likörü, ve çavdar viskisi ile yapılıyor. Biraz da aibika eklenecek”

“Aibika?”

“Yenen bir çiçek. Sanırım çin gülü ya da lavanta işi görecektir”

“Bu ne abi, kokteyl neden ölmüş anladım şimdi” Nadia içkileri getirmeye gitti.

“Bu oyun yasadışı değil” dedi Bell. “Ben de kaypak değilim. Kimseyi oynamaya zorlamıyorum. Hatta insanları sık sık bu konuda uyarırım, özellikle de bin dolar kaybetmeyi göze alamayacaklarından şüphe duyarsam, ya da zekalarından”

“Kapalı zarflar geliyor…” Kız ona eğildi. “Çözüyorum bu işi, yeter ki bir dakikalığına çeneni kapalı tut. Şimdi sen zarfları dağıtıyorsun ve oyun başlıyor. Sonra beyler, ve varsa hanımlar, zarfları açıyor ve içindekileri alıp işe koyuyorlar. Beraber çalışmıyorlardır diye farz ediyorum sonuçta ödülü paylaşmak istemeyeceklerdir”

İçkileri geldi, kadın Nadia'ya bir ellilik verdi, sonra da ‘üstü kalsın’ manasında bir işaret yaptı.

Bahşişe sevinen garson masalarına bir kase karışık kuru yemiş, bir kase cips ve çikolata kaplı çilek getirdi. Ardından başka bir masaya servise koştu.

“Her zarfta çözülmesi gereken bulmacalar ya da bilmeceler var” dedi kadın, çileklerden birini ısırdı. “Eski dostumuz Churchill'in dediği gibi; bilmece içinde sırla kaplı bir bulmaca. Sanırım süre sınırı var. Her oyuncuya aynı bulmaca mı veriliyor, sanmıyorum…” İşaret parmağını kaldırdı. “Dur söyleme. Çözeceğim” Çileğini bitirip parmaklarını yaladı. İçkisinden de bir yudum aldı.

Bell de cipslerden birini kapmıştı, derken Gigi'nin gelişini gördü.

Gigi Bell'e gülümsedi, kızıl kafalıya baktı, ‘ne var’ manasında ellerini kaldırdı.

Bell omuzlarını silkti.

Gigi bar boyunca yürüdü.

“Bulmacaların hepsi aynı olmalı, öbür türlü adil olmazdı zaten” dedi kızıl kafa. “Cevabı Google'da aratabilirler belki ama işe yaramayacaktır herhalde. Sen ya da bu oyunu her kim kurduysa, oyuncuların bulmacaları nasıl çözeceğine karışmıyor olmalı, yani internetten bakılabilecek bir cevap yok. Ve oyun kurucu da... sen değilsin değil mi?”

Bell başını salladı.

“Oyun kurucu her gün bu tarz bulmacalar yazıyor olmalı. Oyun her gece oynanıyor demiştin, doğru mu?”

“Hayır, her gece oynanıyor diye sen dedin ama evet oyunu her gece ben yönetiyorum. Akşam dokuzda bitiyor ve oyuncular kazanan belli olduktan sonra isterlerse bir sonraki oyun için paralarını yatırıyorlar”

“Peki hani şu adam, erkektir diye farz ediyorum, kadın da olabilir, her gün yeni bulmacalar yazıyor, adam kafasız değil yani. Çabuk düşünebilen, akıllı biri olmalı. Bilim adamı veya öğretmen olabilir. Tam bir inek. Profesör. Cahil öğrencilerine ders vermekten o kadar çok bezmiş ki bu profesör, boş zamanlarını akıl oyunları yazmaya adamış, New York Times'ın çengel bulmacasını hazırlayan adam gibi. Ülkedeki en zor çengel bulmaca, belki de dünyadaki. Fakat bizim adamımızın zihni çok daha derin, her gün bambaşka bilmeceler yazıyor” Kokteylini çevirerek “Kim acaba bu adam” dedi kadın, tek kaşını kaldırıp Bell'e baktı.

“Kim bilir? O adamla hiç tanışmadım”

“Demek ki erkek. Onunla konuşmuş muydun?”

“Hayır, yani sadece yazıştık. Sanırım kadın da olabilir”

“Acaba... acaba...” Nadia'nın görmesi için kokteylini kaldırdı “Parayı nasıl idare ediyorsunuz?”

“İşte şimdi beni korkutmaya başladın. Çok fazla soru soruyorsun”

“Oyunu tamamen çözmeden oynamayacağım”

“Oynayabileceğini kim söyledi? Sadece davetliler oynayabilir. Polisleri davet etmiyoruz”

“Yasa dışı değil demiştin hani”

“Değil ama tutuklanıp masumiyetimi ispatlamak zorunda kalmak istemiyorum”

“Öyle olsun”

Nadia kızıl kafanın içkisini tazeledi.

Nadia'ya yüz dolar verip “Elliliğimi geri ver” dedi.

Nadia elliliği verip bekledi.

“Aynen” dedi kızıl kafa. “Üstü kalsın”

“Çok sağ ol. Bir nuamralı müşterimsin”

“Eminim her bahşişçiye aynını söylüyordur”

“Muhtemelen” dedi Bell.

“Sıkıntı yok” dedi kadın “Adam gibi hizmet göreceğiz artık”

Kızıl kafa garsona göz kırptı.

Nadia’nın yüzü aymıştı. “Nerede okuyorsun sen?”

“New York Üniversitesi”

“Oha”

“Harbi mi?” dedi Nadia.

“Ne?” dedi kızıl kafa.

“Hiç”

Bu sırada Nadia yan masada gürültü çıkaran adamları uyarmaya gitti.

“Adam bildiğin New York Üniversitesinde profesör” dedi kadın. “Değil mi?”

Bell bilgisayarına bakmaktaydı. “Bu oyuna katılmak için sağlam taşa...”

Kadın adamın elini alıp bacaklarının arasına soktu. “Burada bir çıkıntı hissediyor musun? Bacaklarımızın arasında buruşuk sallanan bir organ olmadığı için biz kadınların cesur olamayacağı ya da mantıklı düşünemeyeceği fikrinden tiksiniyorum” derken adamın elini alıp kendi bacaklarının arasına vurdu.

“AHH!”

“Tahmin ettiğim gibi, faydasız olmakla birlikte vücudunun en zayıf noktası aynı zamanda. Bir erkeği incitmek isteseydim gözüne vurmadan önce cevizlerine vururdum. Belki bir çift çelik memen olsaydı kendini biraz olsun güçlü hissedebilirdin”

“Çok komikmiş ama amacım seni küçümsemek değil; Sana oyunu açıklamaya çalışıyorum”

“Ve bunu yaparken bedavaya bir kinaye seansı kazandın”

“Evet ama beklediğim kadar etkileyici değildi” Bell bilgisayarının ekranına bakarken adeta yüzü yanıyordu.

Kadın güldü. “Erkekleri hazırlıksız yakalamaya bayılıyorum. Siz erkekler çok üstün olduğunuzu zannediyorsunuz, sonra zeki bir kız gelip feleğinizi şaşırtıyor” deyip Bell'e dik dik baktı. “Parayı nasıl idare ediyorsunuz demiştim?”

“Bunu öğrenmek sana bin dolara patlayacak, zeki kız”

* * * * *

Gigi, Bell'in yanına geldiğinde saat neredeyse gece ikiydi.

“Wendy'yi dahil ettin mi?”

“Wendy mi?”

“Hani kızıl kafalı”

“Onu bana sen mi yolladın?”

“Aynen öyle, komisyon alacak mıyım peki?”

“Hayır ama oyundan atılıcaksın”

“Neden? Ne kadar çok oyuncu gelirse ödülüm o kadar büyük olmaz mı”

“Hayır. Daha fazla oyuncu istemiyorum, hele oyuncular birbirlerini tanıyorlarsa hiç istemiyorum. Bu oyun cumartesi geceleri oynanan tipik bir poker oyunu değil. Bu açlık oyunları gibi tek bir kazananı olan ve kaybedeni hiç eksik olmayan bir müsabaka”

“Olabilir ama onunla arkadaş olmamıza rağmen her gece birbirimize karşı zengin piçlerle kapışıyoruz”

“Hiç hoşuma gitmiyor”

“Ay özür dilerim Bell'cim. Acaba tüm gece böyle durmadan somurtmak yerine beni bir kahvaltıya götürsen olmaz mı?”


Gigi Draper

Bell bir süre kadının yüzünü inceledikten sonra “Sana bir tek sorum var” dedi.

Kadın gülümsedi “Hı hı?”

“Pankek mi yersin yoksa çılbır mı?”

Kadın eteğini düzeltip masadan kalktı “İkisini de yerim, yorucu bir geceydi”

Bell de laptopunu kapatıp masadan kalktı “Gitmeden Blinker ile bir konuşmam lazım”

“Tamam. Benim de lavaboya gitmem lazım”

Bell bilgisayarını tezgahta duran Blinker'a vererek “Gigi'yle kahvaltıya gidiyoruz, bir şey olursa bana yazarsın” dedi.

“Vay, Gigi ile?”

“Yüzündeki gülümseme kesinlikle istenmeyen cinsten”

“Haklısın patron” Yüz ifadesini düzeltip Bell'in bilgisayarını tezgahın altına koydu.

Bölüm Üç

Sonraki gün öğleden sonra dokuzda bir bayan gece kulübüne geldi. Bell’in masasına yönelip ona beyaz zarflar getirdi.

“Tanrım, buradan o kadar nefret ediyorum ki” Şampanya sarısı saçları omzundan sarkıyordu.

“Dün gece de böyle demiştin, Leticia, ve ondan önceki gece de”


Leticia

“Neden bir berber dükkanında ya da bovling salonunda çalışmıyorsun ki?” dedi Leticia, üzerinde beyaz bir kısa kollu ve kot pantolon vardı.

“Olmaz...”

“Biliyorum. O tarz işlerde para yok” diye böldü kız.

“Doğru bildin. Kessler projesi ne alemde?”

“Programın on gün gerisindeyiz”

“Mesele nedir?”

“Mesele yaptığın planlamanın rezalet oluşu”

“Zaman çizelgesini planlayan sendin”

“Evet ama bütçe planlamasını kim yaptı?”

“Yönetici mi?”

“Doğru bildin. İşte senin katırlardan biri geliyor”

Bell Gigi'nin durması için eliyle işaret yaptı.

Fakat Gigi durmadı. “Düşündüğüm kişi mi bu? Kim o?” dedi Leticia kadına dik dik bakarak.

“Nazik ol lütfen Gigi” dedi Bell. “O benim asistanım. Sen şimdi tezgaha git ve herkes gibi sıranı bekle”

“Saat dokuz oldu bile” dedi Gigi. “Eğer zarfımı şimdi verirsen erkenden gidip ödülümü Blinker'dan alabilirim”

“Ben çıkışın oradaki masaya gidince diğer on bir oyuncumuza katılabilirsin”

“On bir ha. İyiymiş. Ödül büyük olacak gibi”

“Git hadi”

“Gıcıklığa lüzum yok” dedi Gigi. Kıza Elini uzattı “Sen Leticia olmalısın” dedi.

El sıkıştılar. “Adımı nereden biliyorsun?” diye sordu Leticia.

“Bell'e seni nasıl tanıyabileceğimi sorduğumda benden daha güzel bir kadını aramamı söylemişti de ondan”

Leticia güldü. “Tabi” Gigi’nin elini bırakıp Bell'e baktı “Eminim öyle demiştir”

“Bu doğru” dedi Gigi Bell'e dönerek. “Pekala Bell, ben gideyim o zaman, elini çabuk tut” Barın arkasına geçti.

“Kessler projesini senin için düzeltmeme gerek var mı?” diye sordu Bell.

“Hayır” dedi Leticia. “Ama bu ayın sonunda kadar yirmi bin dolara daha ihtiyacımız olacak”

“Çüş, neyse ben sana bir sonraki projeyi mail attım şimdi”

“Süper ya. Daha Kessler ortada dururken yeni bir projeye başlıyoruz”

“Aynen. Artık seni kesen şu altı damsız sana asılmaya başlamadan önce ikile çabuk”

“Öyk, hemen çıkıyorum bu çöplükten”

Bell zarfları alıp arkaya doğru yöneldi, Gigi'nin de dahil olduğu on iki oyuncu da peşinden geldi.

“Pekala millet” Bell zarfları dağıttı. “Soruları okuyup zırlayabilirsiniz”

Herkes zarfını yırtıp açtı.

“Bu ne lan?” diye söylendi Gigi.

“Harbi” dedi oyunculardan biri “Bu ne”

“Çözebilen olursa ben masamda olacağım”

Bell kalan zarfaları ikinci sonra da üçüncü grubun masasına vermek üzere ayrıldı.

* * * * *

Oyunculardan biri Bell ile yanındaki sarışının oturduğu masaya yöneldi.

Kırklarında, hafif kel, şişman bir adamdı.

“Çözdüm, Bell. İlk miyim?” dedi sarışına sırıtarak.

Sarışın da güldü. “Susadın mı?”

“Sen mi ısmarlıyorsun?”

“Ismarlamam mı”

“Evet ilksin, Frankie” dedi Bell. “N'aptın?”

Frankie kağıdını uzattı.

“Hey” dedi kız, “bu şu bahsettiğin bilmecelerden mı?” Bell kağıdı açarken kız iyice eğildi.

“Öyle, evet” dedi Bell. Kızın görememesi için öbür tarafa döndü, sonra sessizce bilmeceyi sonra da Frankie'nin cevabını okudu. ‘Will’in babasının beş oğlu var; Mercutio, Tybalt, Capulet, Montague… beşinci oğlu kimdir?’

Frankie'nin kağıda yazdığı cevap ‘Romeo’ idi.

“Maalesef, Frankie” dedi Bell. “Yanlış cevap”

“Ne? O dörtlü hani...”

“Hop dur bakalım” diye böldü Bell. “Bu genç bayan bir sonraki oyuna katılmak isteyebilir. Ona ipucu vermek istemeyiz değil mi?”

“İstemeyiz herhalde”

“Blinker’ın vazosu boşalınca gelip cevabı alabilirsin”

“Öyle olsun” dedi Frankie kıza gülerek. “İçki ister misin?”

“Evet, isterim. Bana bir pembe limonlu kokteyl söyleyebilirsin. Ben birazdan döneceğim.”

“Sen bilirsin hayatım”

“Elbette ben bilirim Frankie. Bu arada adım Candi, sonunda i var. Tatlı ve suluyumdur, şeker gibi”

Frankie gülümsedi ve gitti.

“Adamın binliği çöp mü oldu şimdi?” diye sordu Candi.

“Evet, nasılmış kavradın mı?” diye sordu Bell.

“Hı hı. Frankie’nin kağıdını göstersene, bir daha ki el oynarım belki”

“Maalesef” dedi Bell, kağıdı katlayıp laptopun arasına koydu. “Ringmaster'ın kuralları böyle”

“Hadi ya, tüh”

“Peki tadımlık bir bulmacaya ne dersin?” diye sordu Bell.

“Olur”

Bell bir peçete çıkarıp aynı üçgenli bulmacayı çizdi. “Kaç üçgen görüyorsun?”

Kız cevap vermeden masaya Gigi geldi. “Bakıyorum da vazo nakitle dolmuş”

Bell başıyla onaylayıp kıza verdiği kağıdı aldı. Cevabı okuyup başını sağa sola çevirdi. “Üzgünüm”

“Ne? Cevap ortada. Bu dört karakter...”

“Sakın” diye böldü Bell. “Yeni oyuncuların karşısında olmaz”

“uups, ama cevabım doğruydu”

“Vazo boşalınca cevabı öğrenecek ve dizlerini dövüp ah vah edeceksin”

“Yirmi üçgen var” dedi Candi.

“Haha” Gigi güldü, “on sekiz olacak”

“Olamaz” üçgenleri tekrar saymaya başladı.

“Sen bekle çocuğum” dedi Gigi. “Bu oyun kıt akıllılar için değil” deyip bara yöneldi.

Bir beyefendiyle bir hanımefendi daha peş peşe aynı yanlış cevabı verdiler.

“On sekiz olamaz” dedi Candi.

Bell ona üçgenleri gösterdi.

“Ne kadar zormuş lan” Kız peçetedeki üçgenlere bakakaldı.

“Zor bilmeceymiş” dedi biri.

Bell'in yanına yetmişini geçmiş bir adam geldi.

Adam yanıtını Bell'e uzattı.

“Tebrikler, Wally. Blinker'dan ödülünü alabilirsin”

“Evet! Biliyordum”

Herkes Wally'nin ödülünü sayışını izledi ve boş vazo rafa geri kondu.

“Neymiş cevap?” diye sordu Gigi, kadın Bell’in masasına geri gelince.

Bell Wally’nin kağıdını ona uzattı.

“Vay anasını” Gigi gülüyordu. “Gözümüzün önündeymiş meğer. Tabi ya, bilmecenin ilk kelimesi ‘Will’in babası’ diyor, beşinci çocuk Will yani. Bravo Ringmaster”

“Belki de kendine eğlenecek başka bir oyun bulmalısın” dedi Bell.

“Evet bulacağım, yarın bu oyunu kazandıktan sonra tabi ki” Cüzdanını çıkarıp barda bekleyen Blinker'a doğru yöneldi.

Candi cüzdanından bin dolar kadar yirmilik çıkardı. “Yarınki oyun için ödeme yapmak istiyorum”

“Olur, bunları masadan kaldır lütfen. Paranı Blinker'a vermen gerekiyor. Sonra da Frankie ile ilgilenebilirsin”

Candi güldü. “Doğru, henüz farkında değil ama kendisini bin dolarlık bir eğlence bekliyor”

* * * * *

Sonraki gece Leticia da Bell ile birlikte oturuyordu.

Gigi de tam dokuz gibi gelmişti. “Kaç zarf getirdin Leticia?”

Leticia birasını yudumlarken kıza baktı.

“On altı” dedi Bell. “Sana da merhaba”

“Aa evet sana ve asistanına merhaba”

“Şuna ağzının payını verebilir miyim, Bell?” diye sordu Leticia.

“Tabi ama bu gece olmaz”

Gigi, Leticia'ya sırıttı. “Senden güzel evcil kobra olur ha”

“Senden de dişlek vahşi bir çıngıraklı yılan”

“Kesin şunu” dedi Bell. Gigi'ye dönerek “Oyuna hazır mısın?” diye sordu bir yandan masasından kalkarken.

“Hem de nasıl” diye yanıtladı Gigi ve birlikte arka masaya gittiler. Peşlerinden on beş oyuncu da daha geldi.

“Şaka mı bu?” dedi Gigi zarfını açarken.

“Sandığın kadar kolay olmayabilir”

Bell hemen diğer oyuncularla da ilgilendi. İşi bitip Leticia'nın yanına oturduğunda Wally de masaya geldi.

Cevabını yazdığı kağıdı uzatarak. “Cevap ikisinden biri olmalı, o yüzden rastgele seçtim birini. İlk benim değil mi?”

“Evet ilksin, ama cevabın yanlış”

“Tüh be. Tavuk demeliydim”

İki adam daha kağıdını uzattı.

“Üzgünüm beyler, yanlış”

Wendy de kağıdını uzattı.

“Yanlış. Bir daha ki sefere artık, Wendy”

“Ben gidip bir kokteyl gömeyim” dedi ve bara yöneldi.

“Belki de bu sefer onları çok zorladık” dedi Leticia. “Eyvah üç yanıt daha”

Hepsi de yanlıştı.

“Harika” dedi Leticia. “İşte senin fahişen geliyor”

“Vazo hala dolu” dedi Gigi. “Kaç kişi yanlış bildi?”

“Yedi” dedi Bell.

“Bu sorunun cevabı ya çok saçma sapan ya da çok zekice” dedi Gigi.

“Senin saçma sapan cevabın nedir peki?” diye sordu Leticia.

Gigi gülümsedi ve kağıdını okudu. “Yumurta mı tavuktan gelmiştir yoksa tavuk mu yumurtadan? Bahse girerim kaybedenlerin hepsi ya tavuk ya da yumurta demiştir?”

Bell onayladı.

“Cevap veriyorum, hiçbiri”

“Bu sonuca nasıl ulaştın açıklayabilir misin acaba?”dedi Bell.

“Yumurta ve tavuk birbirinden değil, yumurtlayarak üreyen küçük tüylü bir dinozordan evrilerek geldi”

“Yok anasını!” diye bağırdı Leticia.

“Doğru” dedi Bell. “O tüylü dostumuzun adı arkeopteriks oluyor. On altı binlik ödül senindir”

“Yumurta diyecek sanmıştım” dedi Leticia, Gigi Blinker'ı aramaya gitti.

“Sıkıntı yok kanaryam, asıl kazananlar kim biliyoruz nasıl olsa” dedi Bell.

Bölüm Dört

Ertesi gün Bell masasında oturmuş karşısındaki sarışın çocuğu izliyordu.

Kız karşısında kollarını bağlamış somurtarak oturuyordu.

Bell kızın yüz ifadesini taklit etmeye çalıştı.

Kız gülümseyerek telefonunun ekranına bastı.

‘BAM GÜM!’ diye sesler geldi telefonundan. “Lan!” Bell hemen telefonunu çıkardı.

“Bell, Bell, zavallı Bell” diye şarkı söylüyordu kız. “Eksik olmaz yüzünde somurtular, onu gören aynalar çatlar. Sanırım bu ses senin deniz altının tarih oluşunun sesiydi”

Bell, Avenger denizaltısının devrilip batışını izledi. O da telefonunun ekranına basarak “Millie, Millie, bayan MacSilly, yüzün o kadar çok korsana benziyor ki akranların sana Billy diyor” Tekrar telefonuna bastı.

‘BUM!’ Kız şaşkın şaşkın telefonuna baktı.

“Bum, Bum” dedi Bell. “Görünüşe göre kargo aracın Eisenhower güm oldu”

“Hay anasını satayım!” dedi Millie.

“Diline dikkat et genç bayan” diye uyardı biri.

Kafalarını telefonlarından kaldırınca Jennifer'ın geldiğini fark ettiler.

“Çok şükür” dedi Bell Millie'ye dönerek. “Nihayet senden kurtuluyorum”

“Anne, uçak gemimi batırdı bu adam”

“Ay çok yazık” Bell boşta kalan eliyle ağlayan bebek taklidi yaptı. “Amiral Millie üzüntüden ağlayacak”

On iki yaşındaki kız telefonuna tıkladı. “Evet ağladım, ama teknelerinden birini de batırdım. Deniz altı Styx'e arkasını kollamasını söyle”

Telefonun hoparlöründen ‘PAT, GÜM, BUM’ sesleri geldi. “Kahretsin. Bu kızın okulda olması gerekmiyor mu?” Bell başını telefonundan kaldırıp Millie'ye gülümsedi.

“Şu an benim denizcilik okulumdasın” dedi kız.

“Daha çok savaş okulu gibi” dedi Bell.

“Kızıma baktığın için teşekkürler, Bell” dedi Jennifer. “Bayan Stratford bu sabah check-up yapmaya gitmişti. An itibariyle dairesine geri döndü”

“Ha ha” Millie güldü. “Kimin kime bebek bakıcılığı yaptığı anlaşılıyor ”


Millie Fischer

“Öyle olsun bakalım” dedi Bell. “Bak bakalım ikmal gemin Marilyn Gotham'ı nasıl da batırdım”

Jennifer Bell'in yanına oturdu. “Sana mutfaktaki işi verdiğin için teşekkür etmiş miydim?”

Bell kadının kırışık kahverengi gözlerine bakıp dudaklarını büktü. “Sanmıyorum” dedi.

“Bir şekilde teşekkürlerimi sunmam gerek”

“Sabırsızlıkla bekliyorum”

“Sanırım kusacağım” dedi Millie.

“Lütfen” dedi Bell kıza bakmadan “masaya ya da koltuğa olmaz”

“Onu eve götüreyim” dedi Jennifer, “akşama tekrar gelirim”

“Hamur işinde çalışmaktan memnun musun?” diye sordu Bell.

“Memnunum, yardımcı şef Maxine'in dediğine göre bir kaç aya pastacı bile olabilirmişim”

“Pastacı olduktan sonra” dedi Millie “Senin pozisyonuna terfi edecek. Ding dong Bell pis kokulu terli Bell”

“Biricik Millie, keşke boylasan denizin dibini”

“dibini?”

Bell omuz silkti. “Kafiyeli sonuçta”

“Çok az”

Jennifer kayması için Bell’in omzuna dokundu ve masadan kalktı. “Eve gitmeye hazır mısın?”

Millie telefonunu alıp masadan kalktı, sonra da eğilip Bell'i yanağından öptü.

“Pençelerini gemilerimden uzak tut” dedi Bell.

“Sen de gözlerini annemden” dedi kız sırıtarak. “Güle güle bay Bell, gülleye dikkat et”

After the two of them went out the front door of the bar, he opened his iPad to work on the Ashton project.

Beş dakikanın ardından telefonu yine coştu. ‘BUM! BUM! BUM!’

“Hay ben... hücum teknelerimin üçü gitti”

* * * * *

“Bakıyorum da erkencisin” dedi Bell.

“Ne yapayım senden daha fazla ayrı kalamadım” dedi sarışın ve daha da yanaştı. “Vay, güzel ev”

“Evet öyle, Gigi, fakat henüz bitmedi. Bu sadece taslak” dedi ve uzanıp kadının saçına dokundu. “Güzel olmuş. İç taraflar koyu olunca güzel olmuş”

“Teşekkürler” dedi Gigi saçını omuzlarına düşürerek. “Yandaki garaj kapısı evi girişteki kapıya kıyasla büyük göstermiş. Zemin kaç metre kare?”

“Beş yüz elli metre kadar”

“Adalı mutfak. Harika”

“Evet, yalnız elektrik tesisatı biraz sıkıntı”

“Betonun içinden geçirilebilir. Su tesisatı bittikten sonra da PVC ile gider borusunu halledebilirsin”

“Güzel fikir” dedi Bell. “PVC boruyu nereden biliyorsun?”

“Teknik resim dersleri almıştım”

Nadia masaya geldi. “Ne istersin, Gigi?”

“Sadece portakal suyu, Nadia. Sert bir şeyler için henüz erken”

“Tamam. Sodanı tazeleyeyim mi, Bell?”

“Olur, lütfen”

Nadia içecekleri getirmek için ayrıldı.

“Evi kimin için çiziyorsun?” diye sordu Gigi.

“Ee, bir müşteri için”

“Gerçekten mi? Aynı zamanda mimarsın?”

“Aynı zamanda?”

“Ringmaster için oyunu yönetmenin yanı sıra yani. Başka neler yaparsın?”

Nadia'nın içkileri getirmesiyle Gigi garsona bir yirmilik ateşledi.

“Sende kalsın” dedi Gigi. “Okul masrafları için para biriktiriyorsun değil mi?”

“Aslında şu anda elektriğimi kesmesinler diye ConEd'e ödeme yapıyorum”

“İyi fikirmiş” dedi Gigi. “Eğer bu sana yetiyorsa üniversite için de para biriktirebilirsin”

Nadia Bell'e baktı. “Blue Parrot'ta çalışıp saat başı on sekiz dolar ve bahşiş almaktan memnunum”

“Hmm, fena değil. Müdürü kim buranın? Belki ben de burada yarı zamanlı işe başlarım”

“Gitmem gerek” dedi Nadia yan masaya koşarak.

“Sence burada yarı zamanlı çalışabilir miyim, Bell?” diye sordu Gigi.

“Hayır, fazla yeteneklisin”

“Bunu bir iltifat olarak alıyorum”

“Öyleydi zaten”

“Blinker'ın kavanozu doldu mu?”

“Şimdilik yedi bin. Sen oynayacak mısın?”

“Tabi ki. Önceki oyunda on beş bin kazandım zaten. Sanırım biraz daha kazanmayı planlıyorum. Belki şu anki işimden bile emekli olurum o parayla”

* * * * *

Saat dokuzda Leticia zarfları getirmişti.

“İhtiyar” dedi kız. “Naber?”

“İyiydim” dedi Bell “Ta ki sen bana ihtiyar diyene kadar’”

Leticia ona sarılıp omzuna yattı. “İhtiyar ille de ‘yaşlı adam’ demek değil” dedi kız.

“Sağ ol, şimdi biraz daha iyiyim sanki”

“Kaç kişi oynuyor?” diye sordu Gigi Bell’in masasına gelerek.

Leticia Bell'i itip uzaklaştı. “Şehri terk etmişsindir sandım?”

“Terk ettim aslında ama Bell geri gelmem için yalvardı” ded Gigi gülümseyerek. “Kıskançlık kötüdür biliyorsun”

“Öyle” dedi Leticia. “Ama sana yakışıyor”

“Ha. Dostum Shakespeare'in dediği gibi: ‘Güzellik ve zarafetin hırsa ihtiyacı yoktur’”

“Hayır, aslında şöyle dedi: ‘Senin gibi iğrenç bir domuz ruj ve göz farının etkisiyle kelebeğe benzemeye çalışsa da süslü bir domuzdan başka bir şeye benzemiyor’”

“Sence Juliet bir domuz muydu?”

“Bence Juliet bir aptaldı. Bir adam için kendisini öldürdü” dedi Leticia. “Hiç bir erkek canına kıymaya değmez”

Gigi Bell'e baktı. “Peki onun için?”

“O başka” dedi Leticia Bell'e sarılarak. “Eğer o ölseydi zehir içerdim, tereddüt bile etmeden. Sonra da uğursuz sonsuzluk son bulana dek onun baş ucunda yatardım”

Bell kolunu kızın omzuna sardı. “Yaa”

“Buna inanamıyorum” dedi Gigi. “Neyse, bu gece ne kadar kazanacağım?”

“On üç bin” dedi Bell zarfları alarak. “Oynamaya hazır mısın?”

“Olmam mı”

Arka masaya gittiler ve Bell zarfları dağıtıp diğer grupla ilgilenmeye gitti.

Beş oyuncu Bell’in masasına geldi. Hepsi de yanlış cevap vermişti.

Ardından William Loman geldi, kendisi Whiskin-Cowen Securities'de bir borsacıydı.

“Tebrikler bay Loman” dedi Bell. “Doğru bildiniz”

Gigi ile Wendy masaya geldi.

“Sakın söyleme” dedi Wendy. “Bu tokmakçı mı kazandı şimdi?” dedi William Loman'a omuz atarak.

“Evet” Bell. “Cevabını göreyim, Wendy.” kağıdı açtı. “Maalesef yanlış. Ya sen, Gigi?”

Gigi kağıdını verdi. “Bir önemi var mı ki?”

“Tabi ki var, doğru bilmişsin bu arada”

“Bakayım” dedi Wendy ve Gigi’nin kağıdına uzanıp sesli bir şekilde okudu. “İki üniversiete profesörü karşıya geçmek için kaldırımda bekliyorlarmış. Karşılarındaki tabelada üzerinde sağa bakan bir ok varmış, altında da ‘tek yön’ yazıyormuş. Profesörlerden birinin alanı matematikmiş, geometri ve kalkülüs biliyormuş. Diğerinin alanı ise sanat ve felsefeymiş, mantıkta ve soyut kuramları formülleştirmede uzmanmış. Karşıya geçmek için adım atmışlar fakat hızla gelen bir araba profesörlerden birini ezmiş. Hangisi öldü?’” Sonra da Gigi’nin cevabını okudu. “Matematik profesörü öldü çünkü matematiksel düşündüğü için tek yönlü bir yoldan karşıya geçerken sadece soluna bakmayı yeterli buldu. Felsefe profesörü ise mantıksız varsayımlarla ve çok yönlü problemlerle haşir neşir olduğu için hem sağına hem soluna baktı ve ters şeritte giden aracı gördü” Kadın gülümseyip borsacının kolunu tuttu. “Bu gece için planların var mı, Willy?”

Bölüm Beş

Gigi akşam sekiz buçuk gibi bara varmıştı. Yanında da uzun boylu sarışın bir kadın vardı.

Gigi “İşte geldik, Bell. Partiyi başlatalım hadi” deyip Bell'in yanına oturdu ve masanın öbür ucundaki kadına el salladı.

“İkiniz beraber misiniz?” dedi Bell sarışına bakarak.

Sarışın gülümsedi. Uçları hafif pembe, uzun ve kıvrımlı saçları vardı.

“Evet beraberiz, iki al bir öde kampanyası yapıyoruz”

“Dopdolu bir gece olacak gibi” dedi Bell.

“Savannah şu senin oyunu oynamak istiyormuş”

“Davetsiz olmaz”dedi Bell.

“Davet ediyorum ya işte”

“Ya alttan bir işler çeviriyorsa?”

“Ha ha. Onunla öyle tanıştım zaten, Örtünün altında bir işler çeviriyordu. Üçgenli bulmacayı göstersene kıza”

Bell üçgenleri bir peçeteye çizip: “Kaç tane üçgen görüyorsun?” diye sordu

Savannah peçeteyi alıp incelemeye başladı.

“Bize daha fazla oyuncu lazım, Bell, ki büyük bir ödül kazanıp emekli olabilelim”

“Umarım zor zamanlar için para biriktirmişsindir” dedi. “Yeni oyuncu davet etmek beni endişelendiriyor”

“New York piyangosu günde üç milyon ödül dağıtıyor. Sence onlar endişeleniyor mu?”

“Sanırım hayır, ama vergi dairesi endişelenmeli”

“On altı” dedi Savannah.

“Yaklaştın” dedi Gigi. “Ama çok değil”

“Ne?” dedi Savannah, üçgenleri tekrar saydı.

“Vazoda ne kadar para birikti bu arada?”diye sordu Gigi.

“On dört bin”

“Yok deve” dedi Savannah. “İki üçgen daha varmış. On sekiz”

“Doğru” dedi Gigi. “Gördün mü Bell, kız zeki”

“Pekala” dedi Bell. “Gidip paranızı Blinker'a verebilirsiniz, ben de zarflar için Ringmaster'a mesaj atacağım”

“Hadi Savannah, gidip Blinker'ı bulalım” dedi Gigi. “Sonra da üçlü yapmak için buluşuruz”

“Öyle altılı olmuş olmuyor mu, ya da beşli?”

* * * * *

Leticia dokuzdan önce zarflarla birlikte gelmişti. Bilmecenin yazılı olduğu bir kağıdı Bell'e verdi ki o da gözden geçirebilsin.

1. Bir sent 4

2. Beş sent 5

3. On sent 15

4. Yirmi beş sent 25

5. Elli sent 50

6. Bir dolar 100

7. İki dolar

‘Onuncu sıraya ne gelmeli?’

‘İki muhtemel doğru cevap var ama yalnızca biri geçerli kabul edilecek’

“Güzel” dedi Bell. “Hazırız”

Bilmecelerin dağıtılmasıyla birlikte altı yanlış cevap gelmişti bile.

Gigi ile Savannah da cevaplarını Bell'e verdiler.

“Üzgünüm” dedi Bell. “İkisi de yanlış”

“Ama mantıken onuncu sıraya bir tek o gelebilir” diye itiraz etti Savannah.

“Mantıken öyle, muhtemel doğru cevaplardan biri ama istediğimiz cevap değil”

“İstediğiniz cevap neymiş?”

“Biri doğru cevap verene kadar beklemelisin” dedi Gigi.

“Peki öyle olsun. Bari boş boş duracağımıza gidip şu şişko zenginle biraz sohbet edelim. İçeri girdiğimizden beri bizi kesiyor”

* * * * *

Bell evin planlarıyla uğraşırken bir yandan da müşterileri süzdü.

Derken siyah elbiseli bir kızıl içeri girdi, masasında oturmakta olan Bell'i gördü.

Bell kızılı görmemiş gibi yaptı.

“Beni mi kesiyordun yoksa” dedi kadın.

“Sırf ben değil, odadaki herkes”

“Farkındayım. Bu benim lanetim”

“Hep işe yarıyor mu?”

“Hep”

Yanaklarına değen saçıyla oynadı. Sol kulağında çapı on santimlik bir küpe vardı, sağ kulağındaki küpe ise altın kaplı bir ametis takılıydı.

“Otursana” dedi Bell kenara kayarak.

“Sana inanmıyorum, Bell” dedi Gigi yanlarına gelince. “Seni sadece beş dakika yalnız bıraktım ama sen hemen kendine yeni bir kadın bulmuşsun” deyip içkisini masaya bırakarak karşılarına oturdu.

“Afedersin”dedi kızıl kafa. “Yoksa siz ikiniz…?” dedi kadın işaret parmağını ikilinin üstünde gezdirerek.

“Evet” dedi Gigi gülerek.

“Hayır” dedi Bell, “kesinlikle değiliz”

Derken otuz beş yaşlarında güzel bir bayan “Çözdüm!” diye bağırarak kağıdını Bell'e uzattı.

“Kesin çözmüşsündür, Savannah” dedi Gigi.

“Sen yanlış bildin diye biz de bocalayacak değiliz”

Bell yanıtı okudu “On sekiz dolar ve doksan bir sent. Doğru bildin, Savannah.”

“Nasıl!?” Gigi hızla kağıdı kaptı. “Nasıl olabilir?”

“Kolay” dedi Savannah. “İlk yedi sıradaki rakamları topluyorsun, üzerine de sekizinci ve dokuzuncu sıradaki rakamları ekliyorsun, on sekiz dolar doksan bir sent”

“Çok saçmaymış” dedi Gigi. “Ringmaster bizi ters köşe yapmış”

“Ne kadar kazandım?” diye sordu Savannah.

“On altı bin” dedi Bell.

“İşte bu!” dedi kız ve Blinker'a doğru koştu.

“On altı mı bin?” diye sordu kızıl.

Gigi başıyla onayladı.

“On altı bin dolar?”

“Evet”

“Ne için?” dedi ve sorunun yazılı olduğu kağıdı alıp inceledi. “Kolaymış bu”

“Tabi” dedi Gigi, “cevabı bilince kolay”

“Cevabın neydi?”

“Yirmi dolar”

“Bu çok aptalca bir cevap” dedi kızıl.

“Sen de küpe kombini bile seçemeyen aptal çirkin bir fahişesin”

Kızıl, saçını geriye atıp Gigi'ye dik dik baktı.

Bell de onları izliyordu.

“Ya sen nesin?” diye sordu kızıl kafa. “Aptal bir ergen gibi giyinen Sahte takı takan rahibe teresa görünümlü bir aptal?” dedi Gigi'ye dik dik bakarak. “Saçı seksenlerden kalma bir kadın” Gigi gözükmemesi için parmağındaki yüzüğünü çevirdi. “Hayır, ben geçen geceki oyunda on bin dolar kazanan kadınım”

“Aferin. O kadar parayı kazanmak böyle bir yerde senelerini alırdı” deyip elini barda oturan erkeklere salladı.

“Gidip bu ayın kirasını çıakrayım bari”

“Ben ise on iki ayın kirasını çıkarıyor olacağım” dedi kızıl kafa.

“Karavanda yaşayınca kolay tabi”

“Ya, öyle mi?”

“eee hanımlar” dedi Bell “Bu tatlı konuşmalarınızı bölmek istemem ama...”

“Sen sus, Bell.” Gigi kızıl kafaya dik dik bakıyordu.

“Bana şu yarışmayı anlat Bill.” dedi kızıl kafa Bell'e dönerek.

“Adım Bell ” diye düzeltti “Bill değil’”

“Annesi onu çanlar çalarken doğurmuş” diye ekledi Gigi.

“Bu eli kim kazandı?” diye sordu Wendy.

“Savannah kazandı” dedi Gigi. “On altı bin dolar”

“O kim ya?” dedi Wendy Gigi'nin yanına oturarak, kızıl saçlı kadını işaret etmişti.

“Yarışmacımız”

Wendy güldü: “Bu kılıkla mı?”

Kızıl kafanın siyah elbisesini zümrüt bir kolye ve altın taşlar süslüyordu. Kahverengi bir ruju ve uzun siyah kirpikleri vardı.

“Buranın sahiplerinin gereksiz gevezeliğe izin verilmesi normal mi Bell?” diye sordu kızıl. “Bu mekana hiç yakışmıyor”

“Oyuna katılamayacağı için o kadar mutluyum ki, Bell” dedi Gigi. “Kaybeden bir orospunun ciyaklayışından daha üzücü bir manzara olamazdı herhalde. Makyajı dizlerine kadar akardı her halde, tıpkı sarkık göğüsleri gibi”

Kızıl kafa kağıdı çekti. “Merak etmeyin şapşal oyununuz ilgimi çekecek kadar rekabetçi değil”

“Ya öyle mi?” Gigi bir peçete kaptı ve Bell'in üçgenli sorusunu çizip kızıla gösterdi: “Kaç tane üçgen görüyorsun?”

Kadın mendili alıp baktı.

“Lester ile şişman herifi alıp gidelim buradan” dedi Savannah. “Buranın havası iyice kaçtı”

Karşılığında kızıl kafa ikiliye surat yaptı ve üçgenlere bakmaya devam etti.

“Sanırım sen haklıymışsın” dedi Gigi. “Bir saate görüşürüz, Bell”

“On sekiz” dedi kızıl.

“Ha?” Gigi afallamış bir şekilde yerine oturdu.

“On sekiz üçgen var. Değil mi, Bell?” diye sordu kızıl kafa.

Bell gülümseyerek onayladı.

“Sevdim bu oyunu. Giriş ne kadar?”

“Davet edilmedin ki” dedi Wendy.

“Ayrıca” diye araya girdi Gigi “Giriş ücreti bin dolar”

“Bin mi...” diyerek yutkundu. “Pekala” Siyah mücevherlerle süslü cüzdanını çıkardı.

“Dur” dedi Bell. “Adın ne senin?” Telefonunu çıkarıp bir şeyler yazmaya başladı.

“Amber Cherry” dedi kızıl.

Gigi'yle arkadaşı kahkaha attı.

Amber orta parmağını burnuna sürttü.

Bell Ringmaster'a mesajını gönderip “Katılımın Ringmaster'a bağlı. Oyun kurucu o” dedi.

“Ringmaster mı?” diye sordu Amber.

“New York Üniversitesinde bir profesör” dedi Gigi. “Ben de orada okuyorum”

“Niye? Kozmetikçi mi olacaksın?”

“Kozmatik bile diyemiyorsun”

“Kozmetik diye söyleniyor çünkü. Diğer sarışınlar senin yanında Einstein kalıyor yazık”

“Tamam” dedi Bell telefonuna bakıp “Kabul edildin” diyerek kızı müjdeledi

“Nasıl ya” dedi Gigi.

“İşte bu!” dedi Amber sevinçle. “İşte giriş ücretin”

“Aslında iyi oldu ya, değil mi Gigi?” dedi Wendy. “Ekstradan bin lira kazanacağız”

“Parayı ben almıyorum” dedi Bell Amber'in elini iterek. “Blinker'a vermelisin”

Amber bara gidince Wendy: “Üçgenleri ne çabuk çözdü” dedi

“Farkındayım” dedi Gigi. “Hadi çalışmaya gidelim”

* * * * *

Saat neredeyse gece ikiydi, kapatmaya yakın.

Bell: “Bu gecenin hasılatı nasıl oldu?” diye sordu Blinker'a.

“Gayet iyi. Bu gece yirmi sekiz bin kopardık”

“Vay be” Bell barmen başına bardakları yıkamasında yardım etti. “Güzel. Yüzde beşi…?”

“Bin dört yüz dolar Leticia'ya gidiyor”

“Ve bir o kadar da sana” Bell kendisine şampanya bardağı uzattı.

Blinker sırıttı. “Aynen”

Bardaklarla işi bitince Blinker hesapları kontrol edip barı kapattı.

“Barda da işler iyiydi” dedi Blinker. “İçkilerden sekiz bin beş yüz, mutfaktan da on üç bin çıktı”

“Şahane bir geceydi. Yarın herkese yüzlük ekstra ver. İyi iş çıkardıklarını bilsinler”

“Memnuniyetle”

“Öyleyse personele yetecek kadar para ayırıp sizin için bin dört yüz, benim için de Leticia’ye götürmem için on dört yüz ayırırız, sonra da geri kalanını çantaya koyarız”

Blinker hesap makinesinde toplama yaptı. “Bar ve mutfaktan çoğunlukla kredi kartıyla ödeme aldık ama yine de altmış altı bin nakitimiz var”

Sayım bittiğinde saat ikiyi on geçiyordu.

Bell’in telefonu çaldı.

“Alo?”

“Dışarıdayız, Bay Bell.”

“Tamam. Şimdi çıkıyorum. Sokak tekin mi?”

“Gayet sakin. Hasılat nedir?”

“Altmış altı bin”

“Tamam. Kayıtlara gireceğim”

Bell çağrıyı sonlandırdı. “Bizimkiler kapıdaymış. Mekanı kilitleyip gidelim”

“Hemen arkandayım” dedi Blinker.

Bell gözleriyle sokağı kolaçan etti. Saat ikide barı kapatıp bir torba parayla ayrıldığını pek çok kimse biliyordu. Kendisini tedirgin eden bir durumdu bu.

“Merhaba bay Casper” dedi adamlardan biri, “ve bay Blinker” Adamın ortağı zırhlı aracın hemen yanındaydı.

“Selam, Tommy” Bell hasılatı Tommy'ye verip fişi aldı.

Bell kamyonun arkası kilitlenen kadar bekledi. “Yarın akşam görüşürüz beyler”

“Görüşürüz bay Casper”

Bölüm Altı

Sonraki sabah, Bell ve Leticia dairelerindeki mutfak masasında oturuyorlardı. Leticia para sayıyordu.

“Sanırım bu şimdiye kadarki en iyi hasılatım”

“Paranı sağlam bir yerde saklıyorsundur umarım”

“Bankada bana ayrılmış bir kasa var” dedi Leticia paraları ön yüzleri üste gelecek şekilde üst üste koyarken.

“Akıllı kız. Unutma, kimsenin duymasına gerek yok…” dedi Leticia'nın kahvesini içişini seyrederken.

“Ne miktarı ne de nerede sakladığını” diye bitirdi Leticia.

Bell gülümsedi.

“Massapequa'da güzel bir yer buldum” dedi, “Long Island'da, sahibinden satılık. İki yüz bin istiyor”

“Güzel. Yeterince büyük mü?”

“Sekiz yüz otuz metre kareden biraz büyük. Şehir bedeli sekiz binmiş”

“Güzel. Peki imar?”

“Sadece oturma için”

“Kessler projesini bitirmemize bir ay kaldı” dedi Bell, “yani başka bir projeye başlayabiliriz artık”

“Mekan sahibiyle konuşacağım” dedi Leticia, “bakalım pazarlık yapmayı kabul edip indirim yapmaya razı olacak mı?”

Bell fincanını bırakıp pankekini kesmek için çatalına uzandı. “İşi kavramaya başladın ha”

“Öğretmenim sağ olsun”

Evin aşçısı Bell’in fincanını alıp tazeledi. “Teşekkürler Betty” dedi Bell

“Rica ederim. Kahvaltı ister misiniz, Bayan Leticia?”

“Karışık pankek hamuru var mı?”

“Beş dakikaya hazır olur” dedi Betty Leticia’nın boşalan bardağını alıp doldurmaya giderken.

“Bu iş için kafanda biri var mı?” diye sordu Leticia.

“Hayır, henüz yok. Yarın Parker ile konuşacağım”

* * * * *

“Ne yapıyorsun bakalım Andy Panda?” diye sordu Bell inşaat bölgesine girerken.

“Ev yapıyorum” dedi çamurda oturan küçük çocuk, on altı penilik bir çiviyi önündeki ikiye dört levhaya çakarken.

Bell çocuğun yanına eğildi. “Güzel ev yapıyorsun”

Andy evet manasında başını salaldı plastik çekiciyle çivisini çakarken. “Bana şu öbür tahtayı uzatır mısınız, bay Bell?”

“Şu büyük olan mı?” Bell ikiye altı büyüklüğündeki bir çatı kirişinden kesilmiş üçgen şeklindeki bir çentik aldı.

“Evet o”

“Nasılsınız Bayan Daniels?” diye sordu Bell hemen diplerindeki bir sandalyeye oturan yaşlı bayana, kabarık saçlı çocuğu seyretmeye devam ederken.

“İdare ediyoruz işte, Bay Casper. Ya siz nasılsınız?”

“İyiyim, teşekkür ederim” Andy'e dönerek:. “Annen nerede?” diye sordu bir yandan çocuğun tahta parçasını çakması için sabit tutarken.

“Bay Jim ile birlikte tepedeler”

Bell elleriyle gözlerini güneşten koruyarak çatıya kontrplak kurmakta olan işçilere baktı. İşçilerden biri elinde çivi tabancasıyla çatının uç kısımlarında geziyor ve konrplakalar yerleştirilir yerliştirlmez tahtalara seri bir şekilde çivi çakıyordu.

Çivi tabancalı işçi bol bir iş kıyafeti ve sarı inşaat şapkası giyiyordu fakat uzun dalgalı at kuyruğu aslında bir kadın olduğunu ele veriyordu.

“Bonnie!” diye bağırdı Bell.

Kadın ismini haykıran adama baktı.

“Bell Casper!” el sallayarak “Siz misiniz?” diye sordu.

“Benim!” o da el sallıyordu.

Bonnie çivi tabancasını diğer işçilerden birine emanet etii. “Aşağı geliyorum”

Kadın çatıda tıpkı profesyonel bir çatıcı gibi yürüyordu, merdivenden aşağı indi ve deri eldivenlerini çıkarıp elini Bell'e uzattı.

“Haftaya çarşambaya ya da perşembeye kurur herhalde bunlar, tabi yağmur yağmazsa”

“Cidden mi?” diye sordu Bell.

“Evet, programın gerisindeyiz ama yavaş yavaş yetişiyoruz”

“İşçilik öğrenmişsin bakıyorum?”

“Güzel bir binanın inşasına yardım etmek güzelmiş doğrusu”

“Daha da güzel olacak, Bonnie. Tıpkı bir tablo gibi”

“Çatıyı padavralayıp kapılarla pencereleri kurduktan sonra ben ve minik pandam Andy ev bitene kadar salonda kamp yapacağız”

“Gerçekten mi?” dedi Bell. “Su ve elektrik olmadan?”

“Bir bahçe satışından ikinci el bir sobayı kullanacağız, suyu da kendimiz temin edeceğiz. Bir haftadır boş süt kutuları biriktiriyorum, su depolamak için onları kullanacağız” dedi ve çamurda oynamakta olan oğluna baktı. “Uyku tulumlarımız da var, çok eğlenceli olacak”

“Ama banyo yok”

“Yakınlarda lazım olduğunda kullanabileceğimiz halka açık bir tuvalet. Buradan yalnızca üç kilometre uzaklıkta”

Bell bir süre o güzel gülüşünü seyretti. “Ne kadardır kirlenmedin, Bonnie?”

“Altı aydır”

“Büyük başarı, gerçekten”

“Kendimle gurur duyuyorum”

“Bu sefer başaracaksın”

“Hey, Bell Casper,” dedi biri.

Kendilerine gelmekte olan ustabaşına döndüler.

“William” dedi Bell adamın elini sıkarak.

“Yine işçilerimle mi uğraşıyorsunuz?” muazzam gülümsemesinden bembeyaz dişleri belirdi.

“Kızı öyle sıkı çalıştırıyordun ki bir nefes alıp su içebilsin diye ondan aşağı inmesini istemem gerekti”

“Anladım ama sular evin ta öbür ucunda” dedi adam Bonnie'ye göz kırparak.

“Tamam” dedi Bonnie. “Kavurucu güneşin altında çalışmaya dönemden önce benim ufaklığı bir öpebilir miyim? Çatı bildiğin kırk derece selsiyus”

“Ama şimdi sana izin verirsem diğerleri de hani bana demiyecek mi? Böyle yaparsak işi zamanında biter mi hiç?”

“Haklısın ama yukarı çıkıp her zaman yaptığın gibi işçilere sarılıp popolarını pat patlarsan gıkları çıkmayacaktır” dedi ve eldivenlerini omzuna şaplattı. “Neredeydi benim şu öbür ufaklık?”

Bonnie tekrar yukarı çıkıp çivi tabancasını aldı.

“Kız iyi çalışıyor mu, Will?” diye sordu Bell.

“Onun gibi altı adamım daha olsaydı programın iki hafta gerisinde olmazdık”

“Sendika işçilerini idare edebiliyor musun?”

Will güldü. “Ceplerine her gün saat başı ekstra beş dolar ateşlediğimden olsa gerek henüz kimse bir gün bile çalışmamazlık yapmadı”

“Sendikacılardan şikayet eden yok mu?”

“Hiç de bile. Hatta birkaç sendikacı daha olsaydı keşke diyorlar”

“Güzel” dedi Bell. “Sendikanın işimize karışmasına lüzum yok”

“Problem değil”

“Leticia bir yirmi bine daha ihtiyacımızın olabileceğini söyledi” dedi Bell.

“Doğru söylemiş. Peyzaj tasarımı için lazım”

“Bütçemiz onu da kapsamıyor muydu?”

“Kapsıyordu. Onun için Bongiovanni Brothers Nursery ile dış cephe biter bitmez çimlemeye başlamaları için anlaşmıştım”

“Tamam, sonra ne oldu?”

“Derken biri arka bahçeye havuz yapmaya ve öne de altı metrelik ağaçlar dikmeye niyetlendi”

“Leticia ile bunun harika olacağını düşünmüştük”

“Altı metrelik iyice büyümüş bir ağacı buraya getirtip dikmek ne kadar zor haberin var mı?” diye sordu Will.

“İki yüz üç yüz tutar herhalde”

“Evet, hepsini birden toplayınca proje için yirmi bin ekstra gerekiyor”

“Anladım. Belki parayı peşin ödeyip biraz indirim alabiliriz”

“Ciddi misin? ‘Bongiovanni’ sana İtalyancaymış gibi mi geliyor? Babaları Palermo’dan gelmiş. Adamlar Sicilyalıyız diye bağırıyor adeta. Ellerinde olsa büyük annenin altınlarını araklar bunlar”

“Tamam öyle olsun. Leticia sana parayı getiricek, sen de onlara verirsin”

“Peki, anlaşılan şu ufaklığın arka bahçede güzel bir balığı ve ön bahçede de tırmanabileceği ağaçları olacak”

“Yegane talebim bu” diyerek William'ın omzunu dostça pat patladı.

Bölüm Yedi

Saat gece birdi. Ön kapıdaki güvenlik görevlilerinden olan Shay Pilgrim New York emniyet teşkilatına ait polis arabalarının Blue Parrot’a yaklaştığını fark edince sürekli yanında bulundurduğu uzaktan kumandasını çıkarıp hemen düğmesine bastı.

Barda doğum günü şarkısı çalmaya başladı.

Blinker yarın geceki oyun için biriken binliklerin olduğu vazoyu alıp tezgâhın altına sakladı.

Kadınlar hemen içkileriyle birlikte barı terk edip kapitone koltukların olduğu alana geçtiler. Masanın altındaki bölmeden sivri şapkalarını, paketlenmiş hediyelerini ve parti düdüklerini çıkardılar.

“Bu gece kim doğum günü kızı olacak?” diye sordu Gigi püsküllü kırmızı beyaz şapkasını takarken.

“Ben ben” dedi Amber hediyeleri masaya yerleştirirken. “Yirmi bir yaşında göstermiyor muyum?”

“Ha” Gigi güldü. “Yüz yirmi bir demek istediysen evet”

Dört polis memurunun içeri adım atmasıyla garsonlar, kadınların parti düdüklerini öttürüp baloncuklar üflediği masayı kuşatarak “İyi ki doğdun Amber!” diye şarkı söylemeye başladılar.

Bell tayfanın rollerini itinayla sergilediğini görünce yüzünde bir gülümseme belirdi.

Bardaki herkes şarkıya katılıp içkilerini doğum günü kızına kaldırdı.

“Bay Casper” diye seslendi siyahlar giyen kadın polis memuru, Bell'in masasına yönelmişti. “Bu binada fuhuşa teşvik olduğuna dair ihbar aldık”

“Öyle mi?”

“Merak ediyorum da” deyip kollarını kavuşturdu “neden buraya her baskın yaptığımızda karşımıza doğum günü kutlayan güzel hatunlar çıkıyor acaba?”

“Müessesemizin müşteri kitlesi genellikle stresli bir iş gününün ardından biraz kafa bulmak isteyen ofis çalışanları olduğu için olmasın? Hayret, henüz hiç biri bayılmadı, saat altıdan beri içiyorlar da”

“Siz bana şimdi bu adamların ofis çalışanı olduğunu mu söylüyorsunuz?”

“Evet ve birazdan evlerine dönebilsinler diye yirmi adet Uber çağıracağız. Benim gözetimimi altında buradan kimse sarhoşken özel araç kullanmadan ayrılamaz, merak etmeyin”

“Nasıl bir şirket çalışanlarının fahişe gibi giyinmesine izin verir söyler misiniz?”

“Sanırım Wayne-MacGruder Güvenlik şirketinde çalışıyorlar” dedi Bell sırıtmamak için kendini tutarak. “Wall Street’de”

“Yani bu kadınlar burada sadece parti mi yapıyor? Aralarından biri buradan koluna bir adam takıp buradan ayrılmayacak mı yani?”

“Bildiğim kadarıyla hayır. Gecenin çoğunu bilgisayarımda çalışarak geçiriyorum”

“Peki öyleyse, şimdilik paçayı kurtarmış olabilirsiniz ama er ya da geç sizi suç üstü yakalayacağım, bay Bell Casper. Yakalarsam çok kötü olur”

“Anlaşıldı memure Crammer”

Memure dönüp adamlarına kapıya yönelmeleri için işaret yaptı, adamlarından biri çıkmadan önce bulduğu çikolatalı kekten son bir ısırık daha aldı.

* * * * *

“Sence bu nasıl?” dedi Leticia kağıdı kahvaltı masasına koyarak.

Bell kağıdı kendine çevirip sesli bir şekilde okudu: “Parçaları koparmadan bir şekil oluşturun” Kağıdı yan yatırıp “bak sen” dedi kendi kendine.

Kağıtta farklı boyutlarda yapboz parçalarından oluşan sekiz şekil vardı.


“Bu gece bunu sorar mıyız?” diye sordu.

“Kesinlikle”

“Kahvaltı için ne istersiniz, Bayan Leticia?” diye sordu Betty kahvaltı masasına bir fincan kahve ve bir bardak portakal suyu koyarak.

“Bana pastırmalı yumurta yapabilir misin?”

“Elbette. Beyazı az pişmiş mi istersiniz?”

“Evet, lütfen”

Betty ayrılır ayrılmaz Leticia Bell’in bilgisayarının başına geçti. O yeni bulmacayı incelerken Leticia da ev planları üstünde çalışıyordu.

Bell pankekinden bir parça alıp kahvesini yudumladı. “Harika bir bulmacaymış bu. Tam istediğim zorlukta olmuş”

“Hı hı. Kendimiz için de bir ev yapacak mıyız?”

“Ne?”

“Herkese ev yapıyoruz, kendimize yapmıyoruz”

“Dairemiz var ya işte? Buradan Central Park bile görünüyor; şehrin tam kalbindeyiz. Daha ne olsun?”

“Hafta sonları ilgilenebileceğim çiçek bahçeleri veya bir havuz olsaydı iyi olabilirdi”

“Kaç saat çalıştığımın farkında mısın, bahçe işiyle kim uğraşacak?” diye sordu.

“Ben”

Bell kollarını kavuşturdu.

“Bahçemiz olsaydı köpeğimiz de olabilirdi” dedi kız

“Burada da köpeğimiz olabilir”

“Bu binada bir kaç köpekli kiracı gördüm” dedi Leticia. “Her gün en az iki defa çıkıp köpeklerini gezdirmek ve kakalarını toplamak zorunda kalıyorlar”

“Bahçeli bir ev isteyebileceğini hiç düşünmemiştim, hem de çiçekli ve havuzlu…”

“Şu sosise benzeyen köpeklere bayılıyorum”

Bell bulmacaya baktı “Uçak mı bu?”

“Biiip, bin dolar kaybettin”

* * * * *

Mavi renkli eskimiş takım elbiseli orta yaşlı bir adam Bell’in masasına geldi ve karşısına oturdu.

Bell elini uzattı. “Nasılsınız bay Parker?”

Adam “İyi, ya sen?” deyip masaya bir kaç dosya yerleştirdi.

“Ben de iyiyim. Benim için ne getirdiniz?”

“En kötülerinden sekiz tane getirdim”

“En en kötüsünü verin bana”

Bay Parker dosyaları açtı.

Barın ıssız ucundaki üçlü hunharca güldü.

Bay Parker adamları süzdükten sonra dosyayı Bell'e uzattı. “Bayağı erkenciler”

“Borsa tüccarı bunlar. Görünüşe göre borsada iyi şeyler olmuş”

“Borsa kapanmadı bile”

“Hong Kong borsasına yatırım yapıyorlar” dedi Bell. “O çoktan kapandı” Kendisine uzatılan dosyayı açtı.

“Kadın yirmi altısında, iki yaşında bir çocuğu var” dedi bay Parker. “Sekiz aydır bırakmaya çalışıyor”

“Bağımlılığı neymiş?”

“Kristal met ve eroin”

“Yuh”

“Kızları doğar doğmaz eroin bağımlısı olmuş” dedi bay Parker. “Bebeği zor zamanlar yaşamış”

“Peki ne kadar zamandır temiz…” Bell durup dosyadaki ismi okudu “Lolly Cross?”

“Sadece altı haftadır. Bir kez daha başarısız olursa kızını kaybedecek”

“Kızı nerede?

“McKenzie Home”

“Kocası mı dövmüş?”

“Hayır. Çocuğun babası müebbet hapis yatıyor. Harlem’de seks işçiliği yaparken birkaç serserinin eline düşmüş. Kadını hastaneye kaldırmışlar, sonra da bizden yardım istemeye geldi zaten”

“Eğer onu bu proje için alırsam” dedi Bell, “başarma ihtimali ne?”

“Elliye elli. Kızının artık iki yaşında olması onu motive edecektir ama bağımlılar nasıldır bilirsin; bedavaysa reddedemezler, ve mahvolurlar”

Bell diğer dosyalara da göz attı. “Burada başka deminki gibi bir dosya var mı, aynı yaşlarda, çocuklu?”

“Evet, çoğu onun gibi”

“Peki çocuklara bakıp bu iki anneyi ortak bir projede çalıştırsak nasıl olur?”

Bay Parker dosyalara baktı. “Bilmiyorum. Daha önce böyle bir şey denemedik”

“Eğer anlaşmamızı kabul ederlerse günün ilk yarısında evlerini çivilettirecek ve geriye kalan zamanda da kafede mesai yaptıracağım”

“Burada mı?” dedi bay Parker içki içen adamların gittikçe kalabalıklaştığı bara göz atarken.

“Hayır. Kafede olacak. Böylece saat başı on sekiz dolar kazanıp bahşiş alabilecekler”

Bay Parker arkasına yaslanıp kollarını kavuşturdu. Biraz durduktan sonra, “Eğer onlara iş bulur ve çocuklarının güvenliğini temin etmeyi başarırsan proje başarılı olabilir”

“Beşinci projemiz yakında bitecek” dedi Bell “ilk dördü zaten tıkır tıkır işliyor. Kadınların ikisi yarı zamanlı çalışıp üniversiteye hazırlanıyorlar”

“Farkındayım. Onları sık sık ziyaret edip moral vermeye çalışıyoruz zaten”

“Bu travmatik süreçten geçmek zorunda olmaları üzücü ama alışkanlıklarından kurtulmak istiyorlarsa dişlerini biraz sıkmaları gerekecek”

Bay Parker bir dosya daha çıkardı. “Bir de bayan Cross’un dosyasına göz at”

Bell raporu okudu. “Aman yarabbi! Hala nasıl yaşıyor bu kadın yahu?”

“Benden bile sağlam bunlar. Alkolle uyuşturucunun zararları işte”

“Birbirlerini tanıyorlar mı?”

“Tanıştıklarını sanmıyorum”

“Tamam, yarın ben, Leticia, o iki anne ve çocukları için yarın kafede bir randevu ayarla”

“Anlaştık” dedi bay Parker. “Orada olmamı ister misin?”

“Bizi tanıt yeter” dedi Bell. “Ne kadar az baskı hissederlerse o kadar iyi olur”

* * * * *

“Bu gece kaç kişi oynuyor?” diye sordu Gigi Bell’in masasına gelip.

Bell saatine baktı. “On sekiz. Oynuyor musun?”

“Oynuyorum”

“Böylece ödül on dokuz bin oluyor”

“Güzel, bu gece şanslı hissediyorum” dedi Gigi.

Nadia Gigi’nin narlı portakallı tekilasını getirip Bell’in gazozunu tazeledi.

Bell içkisinden yudum aldıktan sonra Leticia'ya zarfları getirmesi için mesaj attı.

“Ringmaster'la ne zaman tanışacağız?” diye sordu Gigi.

“Niye? Sana tüyo versin diye mi?”

“Şok oldum. ŞOK. Sence ben böyle bir hileye baş vurur muyum hiç?”

Bell gülümsedi.

“Nasıl biri merak ediyorum. Yaşlı bir moruk mu?”

“Ne yaşlı ne de moruk”

“Benden de mi genç?” diye sordu.

“Sanırım evet”

“Çok zeki olmalı. Yakışıklı mı?”

Bell başını salladı.

“Akıllı ve genç, tam aradığım adam. Zengin mi?”

Bell elini ‘ohoo’ manasında havada salladı.

“Hey, millet” diyerek Bell'in yanına geçti Wendy. “Bu gece ne kadar kazanacağım?”

“On dokuz” dedi Gigi.

“Güzel”

“Ringmaster genç, zeki ve muhtemelen zenginmiş” diye ekledi Gigi.

“Tam aradığım adam” dedi Wendy.

“Nedense herkes tam aradığın adam”

“Hayır, sadece zenginler”

Nadia, Wendy için bir içki getirdi. “Senin için bir kokteyl öldürdüm”

Wendy içkisinden bir yudum aldı. “Mükemmel” Nadia'ya bir yirmilik ve onluk verdi.

“Çok teşekkür ederim Wendy. Sanırım bu bahar üniversiteye gidebileceğim” deyip ağzı kulaklarına varmış halde başka bir müşteriyle ilgilenmek üzere koştu.

“Umarım üniversiteyi kazanır” dedi Wendy.

“Evet, bu çöplükten kurtulmuş olur hem” dedi Gigi.

“Bence bu çöplük güzel aslında” dedi Bell.

“Al bakalım patron” dedi Leticia Bell'e zarfları uzatarak. “Şimdi gitmeliyim”

“Gitme, bir şeyler iç” diye önerdi Gigi. “Hem oyunu nasıl kazandığımı izlersin”

“Alınma ama paslı jilet yemeyi tercih ederim”

“Elinden gelenin en iyisi buysa alınmam söz konusu bile değil”

“Bu sabah kalktığımda” dedi Leticia “Sabah kalktığımda hiç hevesim yoktu ama neyse olur böyle şeyler” dedi ve Bell'e eğilip yanağına bir öpücük kondurdu “Kahvaltıda görüşür müyüz?”

“Görüşürüz canım. Seni seviyorum”

“Bu iyiydi” dedi Wendy Leticia ayrılınca. “Bunu unutmayayım”

“Saat dokuz” dedi Gigi.

“Pekâla hanımlar” dedi Bell. “Oyuna başlayalım”

Wendy ile Gigi onu arka masaya kadar takip ettiler, Bell zarfları dağıttı ve diğer gruplarla ilgilenmeye gitti.

Yirmi dakika sonra Blinker gelip Bell'in yanına oturdu. “Bu gecenin bulmacası zor gibi”

“O kadar da zor olmaz sanmıştım ama yanıt vermeye cesaret eden olmadı henüz”

“İşte biri geliyor” dedi Blinker.

“Okul servisi?”

“Hayır, Willie” dedi Bell. “Üzgünüm”

“Tüh be. Gigi ile Wendy hala azimle kafa patlatıyorlar”

“Aman kafalarına bir zarar gelmesin de” dedi Bell. “İşte Blake geliyor”

“Bu bir uçak”

“Maalesef değil, Blake” dedi Bell.

“Bu şimdiye kadarki en zor bulmacaydı” dedi Blake.

“Ringmaster zor bir tane hazırlamış” dedi Willie. “Ya kimse bilemezse ne olacak?”

“Ringmaster tüm parayı alır” diye yanıtladı Bell.

“Gigi geliyor” dedi Willie. “Belki o bulmuştur”

“Dilimlenmiş üzüm” dedi Gigi.

“Değil” dedi Bell. “Hiç de bile”

Wendy koşarak geldi. “Bumerang”

“Evet!” dedi Bell. “Tebrikler”

“Yuppi! On dokuz bin” diye sevindi Wendy.

“Paranı getireyim” dedi Blinker.

“Nasıl bumerang olabilir?” diye sordu Gigi.

“Gel, sana göstereyim” dedi Bell bilgisayarının altından dört kağıt parçası çıkararak.


“Böyle başlıyor. Sonra da şu şekli alıyor”

Herkes resmi görmek için eğildi.


“Sonra da böyle”


“İşte bu da sonuç”


“hı hı” diye doğruladı Wendy “İşte bumerangım”

“Zihinden mi çözdün?” diye sordu Willie.

Wendy başını salladı.

“İnanılmaz”

“Bin sene düşünsem” dedi Gigi “aklıma gelmezdi”

Blinker masaya balya balya paralarla geldi.

Wendy adeta dolar yağmuruna tutulmuştu. “Şimdiye kadar ki kazandığım en kolay on dokuz bin”

“Aman gözden uzak tut” diye uyardı Bell. “Saklayabileceğin güvenli bir yer var mı? Cebinde götürmeyeceğin kadar fazla bu”

“Aslında” dedi Wendy, “bu geceliğine senin kasanda durabilir mi?”

“Tabi”

“Bir sonraki oyunun parasını ödeyeyim sonra yarın sabah vakti icabına bakarım”

“İyi fikir” dedi Gigi. “Artık işe dönelim olur mu?”

Bölüm Sekiz

Wallstreet’in hemen ilerisinde, Broadway’de bulunan Mistik Kafe ve Kahve Evi müşteri kaynıyordu. Ortasında bir avlu bulunan cam asansörlü üç katlı bu bina alışveriş çılgınlarını, turistleri ve ofis çalışanlarını ve aynı zamanda da müşterilerini eğlendirmek isteyen yöneticileri ağırlıyordu.


Mistik Kafe ve Kahve Evi

İşletmenin seksen beş çalışanı asansör vasıtasıyla bodrumdaki mutfak katından yüz elli masalı yemek katlarına, sonra da yemek katlarından bodrumdaki mutfak katına koşturup duruyordu.

Baş garson Bell için üçüncü katta ortasında yeşilliklerle kaplı bir çeşme bulunan avluya bakan balkona yakın genişçe bir masa ayarlamıştı. Su tavandaki açıklıktan üç kat aşağıdaki ağaçlara akıp paslanmaz çelikten yapılmış piramit benzeri bir yapıya çarparak suyun çeşmeden dışarı sıçramasını engelliyordu. Korkulukların altındaki cam duvar hem küçük çocukların güvenliğini sağlıyor hem de muhteşem bir manzara ortaya çıkarıyordu.

“Çocukların kaç yaşında?” diye sordu Leticia tavuğunu dilimlerken.

“İki buçuk” diye yanıtladı Lolly Cross. “Bu biftek de harikaymış” dedi kızına bir kaşık dolusu salçalı patates püresi uzatırken.

“Joey geçen ay iki yaşına bastı” dedi öbür kadın.

Leticia masasındaki not defterine göz attı. “Bell, kalemini versene”

Kız Bell’in uzattığı kalemi aldı.

“Not almazsam unuturum şimdi” dedi Leticia.

“Ben de isimleri hiç aklımda tutamam” dedi Lolly.

“İsmin ‘Lolly Cross’ değil mi?” diye teyit etti Leticia

“Evet. Bu da Lyrica”

Kız annesinin ismini duyunca ona baktı.

“Güzel isim” dedi öbür kadın. “Benim adım ‘Anastasia Polanski’ ya da sadece Ana” sonra da Bell'e bakarak “Ve sizin adınız Bell, sizinki de Leticia ve siz de Lolly'siniz. Fakat neden buradayız?”

“Şöyle ki…” diye söze başladı Bell buzlu çayını içip pirzolasından bir dilim keserken. “İkinizi bir proje için mülakata sokacağız”

“Ne gibi bir proje?” diye sordu Lolly.

“Ah işte” dedi Bell balkondan kafeye birinin girmekte olduğunu görünce. “İşte Bonnie ile Andy geliyor” İkiliye el salladı ve Bonnie de aynı şekilde karşılık verdi. “Emily” diye seslenerek garsonu çağırdı. “İki misafirimiz daha geliyor”

“Hay hay bay Casper. Birazdan dönerim”

“Afedersin sensiz başladık” dedi Leticia Bonnie ile oğlu masada yerlerini alırken.

“Ay hiç önemli değil. Ben de işten çıkmadan önce son çiviyi de çakayım dedim”

“Son mu çivi?” diye sordu Bell. “Gerçekten mi?”

“Evet, çatıyı kırk beş dakika evvel bitirdik”

“İyiymiş” dedi Leticia.

“Değil mi ama” diye onayladı Bonnie, sonra da kadınlardan birine dönerek “Sani tanıyorum galiba”

“Size ve ufaklığa içecek getirmemi ister misiniz?” dedi Emily menüyü Bonnie'ye uzatırken.

“Kola alayım. Sen ne içersin Andy Panda?”

“Portakal suyu lütfen” Andy masayı görebilmek için dizlerinin üzerine çıkmıştı.

Bonnie menüdeki fiyatlara baktı. “Burası beni aşar”

“Dert etmeyin” dedi Emily. “Bay Casper’ın misafirlerisiniz. Mistik Kafe faturanızın icabına bakar”

“Sahi mi?” dedi Bell'e kaçamak bakarak.

Bell kafasını evet manasında salladı.

“Öyleyse ben rulo köfte alayım. Andy, spagetti mi istersin hamburger mi?”

“Hamburger lütfen”

“Tamamdır” dedi Emily Andy'ye göz kırparak. “Hamburgerden sonra sana çilekli dondurma da getirebilirim”

Bunu duyan küçük kız “Donduyma mı?” deyiverdi.

“Evet tatlım, sana da getiririm, küçüğe de”

Emily içeceklerini getirince Andy'nin koltuğunu yükseltti. Diğer çocuklar uzun sandalyelere oturuyorlardı.

Garson ayrılınca Lolly “Seni McKenzie Home'da görmüştüm, altı ay önce falan, adım Lolly”

“Aaa evet” dedi Bonnie. “Şimdi hatırladım, işler nasıl bari?”

“Eeee…” kadın Bell'e baktı. “Gayet iyi, şimdilik”

“Ben Anastasia Polanski” dedi öbür kadın. “Bu da oğlum Joey”

“Tanıştığımıza memnun oldum” dedi Bonnie. “Senin kızın adı ne, Lolly?”

“Lyrica”

“Ne güzel bir isim” küçük kıza bakıp gülümsedi. “Joey de güzel isim”

“Şu bahsettiğiniz iş nedir bilmek isterim, Bay Casper” dedi Lolly.

“Bu proje sizin gibi insanlara yardım etmeye yönelik bir iş”

“Sakın” dedi Ana. “Şu sözde bize ‘yardım’ etmeyi isteyen kiliselerden geliyorsanız hiç almayalım. Salak dinlerine inanmazsak oğlumla cehenneme gideceğimizi söyleyen insanlarla uğraşmaktan bıktım”

“Hayır, Ana” dedi Leticia. “Bu öyle bir şey değil...”

Ana lafını kesti: “Ne zaman bana sunulan bedava kıyafetleri ya da bir kutu meyveyi kabul etsem altından bir bok…” diyecekti ki Andy’ye baktı “… halt çıkıyor”

“Ben de aynını yaşadım” dedi Bonnie. “Ben de sırf biraz yardım alabilmek için tonlarca vaaz dinlemek zorunda kalmıştım” dedi ve Emily masayı rahat hazırlayabilsin diye arkasına yaslandı.

“Kim taze içecek ister?” diye sordu Emily.

Emily içecekleri almak için ayrılınca, Bonnie devam etti: “Ama bu gördüğün ikili” dedi Bell ile Leticia'ya dönerek “…gerçek birer aziz ve azize. Ağızlarından bir kere bile Tanrı, İsa, kilise veya ‘kurtuluş’ lafı çıkmadı ama bana ve Andy'ye karşı tam bir melektiler”

“Hala anlamıyorum” dedi Ana. “Nasıl bir şeyden söz ediyoruz?”

“Yarın” dedi Bell, “evlerinin çimentosu kuruyacak ve gidip eee… hey Bonnie Andy ile yapmayı planladığınız şeyi anlatsana”

“Kuruyacak derken?” diye sordu Lolly.

“Çatıyı kaplama işi bugün bitti” dedi Bonnie ağzındaki yemeği yutup; “Yarın pencereleri ve kapıları halledeceğiz. Evin çatısı yağmura dayanıklı olacak. Sonra da yarın akşam…” dedi oğluna bakarak. “Yarın akşam ne yapacağız minik pandam Andy?”

“Salonda kamp!”

“Kamp mı?” diye sordu Ana.

“Evet. Taşınabilir bir sobamız, kutu kutu suyumuz, iki uyku tulumu, spam, ekmek, yumurta ve Oreolarımız olacak. Evin tesisatı, kablajı vesaire bitince kamp yapmaya hazır hale gelecek”

“Kampı nerede yapacaksınız?” diye sordu Lolly.

“Evimizde!” dedi Bonnie.

“Evinizde mi?” diye sordu Ana.

“Evet, ev bize ait” dedi Bonnie.

“Size bedavaya ev mi verdiler?”

“Bedava sayılmaz. Anlaşmamız şöyle; Önce evi yapmalarına yardım edeceğim, bitince de eve yerleşmeme izin verecekler. Sonra da kafelerinde günde dört saat çalışacağım, Andy'yi kreşe, bir sonraki sene de anaokuluna göndereceğim ve bir daha asla alem yapmayacağıma dair verdiğim sözü tutacağım”

“Bu kadar mı? Karşılığında başka bir şey yapmayacak mısın?” diye sordu Lolly.

“Evin parasını ödemem gerekecek tabi” dedi Bonnie.

“Bu hikayede bir halt olduğunu anlamıştım” dedi Lolly.

“Kime ödeme yapacaksın ev için?”diye sordu Ana.

“Casper Financial”

“Zannediyorum ki” dedi Ana, “Ödeme su arkadaşımız Bell Casper’a yapılacak”

“Evet” dedi Bonnie. “Ama istersem eve taşındıktan sonra ödemeye başlamak için beş sene bekleyebiliyorum, sigorta ve vergiler ise Brooklyn’deki iki yatak odalı bir evin kirasından bile ucuz olacak”

“Bu nasıl mümkün olabilir?” diye sordu Ana.

“Mümkün çünkü” dedi Leticia, “Bu otuz senelik bir anlaşma olacak”

“Ama istersem peşin de ödeyebilirim” dedi Bonnie.

“Bu işten hiç bir halt anlamadım” dedi Lolly. “Kulağa daha çok bu insanlar bizi kafelerinde otuz sene köle gibi çalıştırmak istiyorlar gibi geliyor”

“Burada çalışmak zorunda değiliz” dedi Bonnie. “Ama benim gibi deneyimsiz biri için saatte on sekiz dolar artı bahşiş kazanmak harika bir fırsat”

“Ve eğer çalışmak yerine okumayı seçersen” diye ekledi Bell “Saat başı on sekiz dolar burs veriyoruz”

“Ama lise mezunu bile değilim” dedi Lolly.

“O zaman GED sertifikası almayı deneyebilirsin” dedi Bell, “sonra da üniversiteye başlarsın”

“Öyleyse bu anlaşmadan büyük paralar kazanıyorsunuzdur herhalde" dedi Ana, "değil mi?"

"Eğer Leticia ve ben Bonnie’nin evine yatırdığımız üç yüz bini borsaya yatırsaydık" dedi Bell, "Bu anlaşmadan kazanacağımızdan çok daha fazla para kazanır köşeyi dönerdik”

“Peki biriyle çıkarsam?” diye sordu Ana. “Sanırım bunu yapma şansım olmayacak”

“Tamamen senin tercihin” dedi Leticia. “Fakat evlensen bile anlaşmaya senden başkası dahil olamayacak”

“Bir şey daha var” dedi Bonnie. “Eğer tekrar içmeye başlarsam anlaşma iptal olacak”

Ücretsiz ön izlemeyi tamamladınız.

Türler ve etiketler

Yaş sınırı:
0+
Litres'teki yayın tarihi:
17 aralık 2020
Hacim:
267 s. 46 illüstrasyon
ISBN:
9788835412298
Telif hakkı:
Tektime S.r.l.s.
İndirme biçimi:

Benzer kitaplar