Читайте только на Литрес

Kitap dosya olarak indirilemez ancak uygulamamız üzerinden veya online olarak web sitemizden okunabilir.

Kitabı oku: «Avonlea Günlükleri», sayfa 2

Yazı tipi:

Kambur Jack’in söyleyeceği her şeyi öğrendikten sonra eve girdi ve küçük oturma odasındaki pencerenin yanına oturup etraflıca düşündü. Baştan aşağı heyecanla ürperiyordu.

Leslie’nin kızı! Bu Yaşlı Hanım bir zamanlar aşk yaşamıştı. Uzun zaman önce, kırk yıl önce, Leslie Gray ile nişanlıydı. Spencervale’de bir yaz dönemi öğretmenlik yapan genç bir üniversite öğrencisiydi. Margaret Lloyd’un hayatındaki altın yazdı bu. Leslie utangaç, hülyalı ve yakışıklı bir delikanlıydı. Edebî tutkuları vardı. Margaret ile birlikte bu tutkuların ona bir gün servet ve şöhret getireceğine inanıyorlardı.

Sonra aralarında saçma sapan, acı bir kavga oldu o altın yaz zamanı. Leslie öfke ile ayrıldıktan sonra mektup yazdı. Ancak gurur ve dargınlığın kıskacındaki Margaret Lloyd sert bir cevap yolladı. Daha fazla mektup gelmedi ve Leslie Gray dönmedi. Sonra bir gün Margaret, aşkı hayatından sonsuza kadar çıkardığını anladı. Aşka bir daha asla sahip olamayacaktı. O andan itibaren ayakları gençlikten dönüp gölgenin vadisinden geçerek yalnız ve yaşlı bir yaşa doğru yürüdü. Yıllar sonra Leslie’nin evlendiğini duydu. Sonra hayallerini gerçekleştiremediği bir hayatın ardından ölüm haberini aldı. Daha fazla bir şey duymadı ve bilmedi. Kayın ağacının altına saklanıp da kızını gördüğü o güne kadar.

“Onun kızı! Benim kızım da olabilirdi.” diye söylendi Yaşlı Hanım. “Ah keşke onu tanıyıp sevebilseydim ve sevgisini kazanabilseydim. Ama yapamam. Leslie Gray’in kızının ne kadar fakir olduğumu, ne hâllere düştüğümü bilmesine katlanamam. Buna dayanamam. Bir de bana çok yakın yaşıyor, yolun yukarısında, tepede. Onu her gün görebilirim. En azından bu zevki yaşayabilirim. Ah keşke onun için bir şey yapabilseydim. Ona ufak bir mutluluk yaşatabilseydim. Ne güzel olurdu…”

Yaşlı Hanım o gece boş odaya gittiğinde tepedeki bir evden, ağaçların arasından geçerek kendisine ulaşan bir ışık gördü. Bu ışığın Spencerların misafir odasından geldiğini biliyordu. Yani bu ışık Sylvia’nın ışığıydı. Yaşlı Hanım karanlıkta oturdu ve ışığı kayboluncaya dek seyretti. Kalbindeki tatlı bir hisle izledi, gül yapraklarının kıpırdaması gibiydi bu his. Sylvia’nın odasında yürüdüğünü, uzun pırıltılı saçlarını tarayıp ördüğünü düşündü. Takılarını kenara koyuyor ve uyumak için hazırlanıyordu. Işık kaybolunca Yaşlı Hanım, belirsiz beyaz bir figürün yıldız ışığı altında pencere kenarına diz çöktüğünü hayal etti. O da diz çöktü ve aynı şekilde dua etti. Her zaman kullandığı sözleri söyledi ancak yeni bir canlılık var gibiydi sözlerinde. Duasını yeni bir istekle bitirdi, “Onun için yapabileceğim bir şey düşünmemi sağla Tanrı’m. Küçük de olsa onun için bir şey yapabileyim.”

Yaşlı Hanım, hayatı boyunca aynı odada uyumuştu. Kuzeydeki çam ağaçlarına bakan odada. Bu odayı pek severdi. Ancak ertesi günü hiçbir pişmanlık duymadan boş odaya taşındı. Bundan sonra odası bu olacaktı. Sylvia’nın ışığını görebileceği bir yerde olmalıydı. Yatağı, kalbinin alaca karanlığının gölgesinde parlayan yıldıza bakabileceği bir yere serdi. Çok mutlu hissetti kendisini. Yıllardır mutlu hissetmemişti. Ama şimdi tuhaf, var olmanın acı gerçeklerinden uzak; ancak yine de rahatlatıcı ve büyüleyici rüya gibi bir merak girmişti hayatına. Ayrıca Sylvia için yapabileceği, kendisini mutlu edecek “küçük mü küçük” şeyi bulmuştu.

Spencervale ahalisi, kasabalarında mayıs çiçeği olmamasından yakınırlardı hep. Gençler mayıs çiçeği istediklerinde dokuz kilometre mesafedeki Avonlea’ye gitmek zorundaydılar. Ancak Yaşlı Lloyd Hanım, onların bilmediği bir şey biliyordu. Uzun ve yalnız yürüyüşlerinden birinde, ormanın arka tarafında açık bir alan keşfetmişti. Güneye eğimli topraklı bir tepede, şehirde yaşayan bir adama ait arazi vardı. Bu arazi bahar zamanı pembe beyaz mayıs çiçekleriyle dolardı.

Yaşlı Hanım, öğle vakti bu alana geldi ve orman yollarında, çam ağaçlarının altında güzel bir amacı olan bir kadın gibi yürüdü. Bahar bir anda, bir kez daha sevimli ve güzel geliyordu ona. Çünkü kalbine yeniden sevgi dolmuştu. Aç kalmış ruhu, bu ilahi besin ile ziyafet çekiyordu âdeta.

Yaşlı Lloyd Hanım bu topraklı tepede bulduğu mayıs çiçekleriyle doldurdu sepetini. Bu çiçeklerin güzelliği Sylvia’yı mutlu edecekti. Eve dönünce bir parça kâğıda “Sylvia için.” yazdı. Spencervale’deki herhangi bir kimsenin el yazısını tanıması mümkün değildi. Yine de emin olmak için yazısını değiştirdi. Çocuk yazısı gibi iri ve yuvarlak harflerle yazdı. Mayıs çiçeklerini kayın ağacına kadar götürdü. Çiçekleri ağacın kovuğuna, notu da bir kökün üzerine koydu.

Sonra da çam ağaçlarının arkasına saklandı. Gizlenmek istediği için koyu yeşil ipek elbisesini giymişti. Çok fazla beklemedi. Kısa süre sonra Sylvia Gray, Mattie Spencer ile birlikte tepeden aşağı inmeye başladı. Köprüye ulaştığında mayıs çiçeklerini görüp sevinerek haykırdı. Sonra adını gördü ve yüzünde bir merak ifadesi belirdi. Dalların arasından bakan Yaşlı Hanım, bu küçük oyununun başarısından dolayı neredeyse kahkaha atacaktı.

“Benim için!” dedi Sylvia çiçekleri kaldırırken. “Bunlar gerçekten benim için olabilir mi Mattie? Onları buraya kim bırakmış olabilir?”

Mattie kıkırdadı.

“Chris Stewart olabilir.” dedi. “Dün Avonlea’deydi. Annem sana göz koyduğunu söyledi. Evvelsi gece şarkı söylerken sana baktığında anlamış. Böyle tuhaf şeyler yapmak onun işi. Kendisi kızlardan utanır.”

Sylvia hafifçe kaşlarını çattı. Mattie’nin söylediklerinden hoşlanmamış ancak mayıs çiçeklerini beğenmişti. Ayrıca Chris Stewart’ı da sevmiyordu. Nazik, mütevazı bir köy çocuğu gibi gelmişti ona. Çiçekleri kaldırıp yüzünü gömdü.

“Her neyse, çiçeği getiren kişi her kimse ona teşekkür borçluyum.” dedi neşeyle. “Mayıs çiçeği kadar sevdiğim başka bir şey yoktur. Ne kadar da güzeller!”

Onlar gidince Yaşlı Hanım saklandığı yerden çıktı. Kazandığı zaferden dolayı kızarmıştı. Sylvia’nın çiçekleri Chris Stewart’ın getirdiğini düşünmesi onu üzmedi. Hatta iyi bile olmuştu. Bu sayede çiçekleri asıl getirenin kim olduğundan şüphelenmeyecekti. Asıl önemli olan Sylvia’nın çiçeklere sahip olmanın mutluluğunu yaşamasıydı. Hâlinden memnun Yaşlı Hanım, kalbindeki heyecanla evine döndü.

Kısa süre sonra, Chris Stewart’ın kayın ağacının dibine, müzik öğretmeni için her gün mayıs çiçeği bıraktığı dedikodusu başladı. Chris bunu inkâr etse de ona inanmadılar. Öncelikle, Spencervale’de mayıs çiçeği yoktu. İkincisi Chris her gün Carmody’deki tereyağı fabrikasına süt taşıyordu ve Carmody’de mayıs çiçeği yetişirdi. Üçüncüsü Stewartlar bu çiçekleri severlerdi. Bunlar yeterli değil miydi?

Sylvia’ya gelince, Chris’in gösterdiği çocukça ilgiye ve ilgisini bu şekilde nazikçe ifade etmesine aldırmıyordu. Onun hakkında iyi şeyler düşünüyordu. İşin aslı kendisine başka şekillerde yaklaşmazsa bu çiçekler onu fazlasıyla memnun edecekti.

Yaşlı Lloyd Hanım bu dedikoduları yumurtacıdan duydu ve onu, gözlerinin derinlerinde pırıldayan bir kahkahayla dinledi. Yumurtacı, Yaşlı Hanım’ı daha önce hiç, o bahar gördüğü gibi neşeli görmediğine yemin ediyordu. Gençlerin işlerine fazla ilgi gösteriyor gibiydi.

Yaşlı Hanım sırrını kendisine sakladı. O tepeye mayıs çiçekleri olduğu müddetçe gitmeye devam etti. Sylvia Gray’in yanından geçtiği çam ağaçlarının ardına saklandı hep. Her gün onu biraz daha fazla seviyordu ve hasretini daha derinden çekiyordu. Uzun süre boyunca bastırdığı sevecenliği bu kıza aktarıyordu. O farkında olmasa bile… Sylvia’nın zarafeti, güzelliği, sesinin ve kahkahalarının tatlılığı ile gurur duyuyordu. Spencer çocuklarını bile Sylvia’ya ilgi gösterdikleri için sevmeye başlamıştı. Bayan Spencer’a da onun ihtiyaçlarını karşıladığı için imreniyordu. Yumurtacı bile tatlı bir insan gibi gelmeye başlamıştı; çünkü Sylvia’dan haberler getiriyordu. Popülerliğinden, mesleki başarısından ve insanların onu sevmesinden bahsediyordu.

Yaşlı Hanım kendisini Sylvia’ya göstermeyi aklından bile geçirmedi. Fakirliğinden dolayı söz konusu değildi bu. Onu tanımak çok güzel olurdu hâlbuki. Onu evine davet etmek, onunla konuşmak, onun hayatına girmek iyi olurdu. Ama bunlar gerçekleşmeyecekti. Yaşlı Hanım’ın gururu sevgisinden daha kuvvetliydi hâlâ. Bu hayatında feda etmediği tek şeydi ve bunu asla feda edemeyeceğine inanıyordu.

2. Haziran Zamanı

Haziran ayında mayıs çiçeği yoktu. Ancak Yaşlı Hanım’ın bahçesinde çeşit çeşit çiçekler vardı ve Sylvia her gün kayın ağacının dibinde bir buket bulurdu. Beyaz nergisler; pembe, dikenli, güzel kokulu gonca güller vardı. Yaşlı Hanım fark edilmekten hiç korkmadı. Çünkü bu çiçekler Stewart’ın bahçesi de dâhil Spencervale’deki bütün bahçelerde yetişirdi. Chris Stewart’a yeni müzik öğretmeni ile ilgili şakayla karışık bir şeyler söylendiğinde genç adam gülmekle yetinir ve sessizliğini korurdu. Chris bu gülleri veren kişinin kimliğini biliyordu. Mayıs çiçeği dedikodusu başladığında bunu öğrenmeyi görev saymıştı. Ama mademki Yaşlı Lloyd Hanım bunun öğrenilmesini istemiyordu o da kimseye anlatmayacaktı. Kendisini on yıl önce ayağı yaralı hâlde ağlarken ormanda bulup da eve götürdüğünden beri seviyordu Yaşlı Hanım’ı. Yarasını temizleyip sarınca şeker alması için on sent vermişti üstelik. Yaşlı Hanım bundan dolayı o akşam yemek yememişti ama Chris bunu bilmiyordu.

Yaşlı Hanım yaşadığı en güzel haziran ayının bu ay olduğunu düşündü. Artık yeni günden nefret etmiyor, tam tersine yeni günü kucaklıyordu.

“Her gün farklı bir gün artık.” diyordu kendi kendine sevinçle. Ne de olsa her gün, Sylvia’yı bir anlığına da olsa görebiliyordu. Yağmurlu günlerde dahi romatizmalarına rağmen dallarından damlalar süzülen çamların altına saklanır ve Sylvia’nın geçişini izlerdi. Onu göremediği tek gün pazar günüydü. Ona en uzun gelen pazar günleri işte o haziran ayındakiydi.

Bir gün yumurtacı ona bir haber getirdi.

“Müzik öğretmeni yarın koroda bir parçayı tek başına söyleyecek.” dedi.

Yaşlı Hanım’ın siyah gözleri ilgiyle parladı.

“Bayan Gray’in koroda olduğunu bilmiyordum.” dedi.

“İki pazar önce katıldı. Demem o ki artık müziğimiz dinlenmeye değer hâlde. Yarın kilisede olacak. Şarkı söyleyerek ün kazanacak öyle sanıyorum. Gelip dinlemelisiniz Bayan Lloyd.”

Yumurtacı bunu, haşmetli tavrına rağmen Yaşlı Hanım’dan korkmadığını göstermek için bir meydan okuma olarak söylemişti. Ancak Yaşlı Hanım cevap vermedi. Yumurtacı da onu gücendirdiğini düşündü. Bu şeyi söylememiş olmayı dileyerek oradan uzaklaştı. Keşke Yaşlı Hanım’ın o sırada yumurtacılar da dâhil olmak üzere var olan her şeyi unutmuş olduğunu bilseydi. Kendisini ve son cümlesini ayıpladı.

Bütün düşünceleri ve hisleri Sylvia’nın solo şarkı söylediğini duymak istediği bir heves girdabında iç içe geçti. Ama bunu yapamazdı, bütün gururunu yardıma çağırsa dahi yapamazdı. Gururu şöyle dedi ona:

“Onu duymak için kiliseye gitmen gerek. Kiliseye gidecek kıyafetin yok. Onların karşısında ne duruma düşeceğini düşün.”

Ancak ilk kez gururundan daha ısrarcı bir ses konuştu ruhuyla ve ilk kez bu sesi dinledi. Annesinin ipek elbiselerini giymeye başladığından beri kiliseye gitmediği doğruydu. Bunun yanlış olduğunu düşündüğünden her pazar, sabah akşam sıkı bir ayin gerçekleştirirdi tek başına. Çatlak sesiyle üç ilahi söyler, yüksek sesle dua eder ve vaaz okurdu. Ancak demode kıyafetleriyle kiliseye gitmeye razı gelmezdi. O ki bir zamanlar Spencervale’de modayı belirleyen kişiydi. Ayrıca uzun süre uzak kaldığı kiliseye yeniden gitmek ona imkânsız gibi geliyordu. Ne var ki imkânsız sadece mümkün hâle gelmemiş, ısrarcı olmaya başlamıştı artık. Kiliseye gidip Sylvia’nın şarkı söylediğini duymalıydı. Ne kadar acayip görünse de insanlar hakkında tuhaf şeyler söyleyip ona gülecek olsalar da gitmeliydi.

Spencervale cemaati ertesi gün ufak çaplı bir hareketlilik tecrübe etti. Ayinin başlamasından kısa süre önce Yaşlı Lloyd Hanım, kilise sıralarının arasından geçip uzun zamandır kimsenin oturmadığı, kürsünün karşısındaki Lloyd sırasına oturdu.

Ruhu kıvranıyordu. Evden çıkmadan önce aynaya baktığında gördüğü yansımayı hatırladı. Otuz sene öncesinin modasına ait eski siyah elbise ve satenle büzgülü tuhaf küçük bone… Dünyanın onu ne kadar tuhaf gördüğünü düşündü.

İşin aslı azıcık bile tuhaf görünmüyordu. Bazı kadınlar tuhaf görünebilirlerdi belki. Ama Yaşlı Hanım’ın azametli duruşu ve silüeti alttan alta kıyafet giyinme işini hallettiğini emir buyuruyordu.

Yaşlı Hanım bunu bilmiyordu. Bildiği şey, o sırada yan sıraya oturan mağazacının karısı Bayan Kimball’ın son moda kumaşlardan ve modelden yapılma bir kıyafet giydiğiydi. O ve Bayan Kimball aynı yaşlardaydılar. Bir zamanlar Bayan Kimball, Margaret Lloyd’un kıyafetlerini uzak bir mesafeden taklit etmekle yetinirdi sadece. Ancak mağazacı ona evlenme teklif etmişti ve her şey farklıydı artık. Yaşlı Lloyd Hanım ise orada oturmuş bu farklılığı acı bir şekilde hissediyor ve geldiğine birazcık pişman oluyordu.

Sonra sevgi meleği aniden bu aptalca düşüncelerine dokundu. Kibri ve aşırı gururu daha önce hiç kaybolmadıkları gibi kayboldu. Sylvia Gray koroya geldi. Öğlen güneşi güzelim saçlarına bir hale misali düşerken öylece oturuyordu. Yaşlı Hanım ona tatmin edilmiş bir hasretin getirdiği coşkuyla baktı. O andan itibaren ayin onun için kutsal bir hâle büründü. Kutsanmış şeyler ister ilahi ister insani olsun bencil olmayan bir sevgi aracılığı ile gelirlerdi. Tür olarak değil de derece olarak farklılık gösteren aynı şeyler değiller miydi aslında?

Yaşlı Hanım, Sylvia’ya daha önce hiç böyle uzun ve tatmin edici bir bakışla bakmamıştı. Önceki bakışları kaçamak ve gizliydi hep. Şimdi ise orada oturmuş ve aç kalbini tatmin edercesine bakıyordu ona. Büyüleyici hareketlerini ve tatlılığını memnuniyetle izliyordu. Sylvia’nın parlak saçları alnının arkasında dalgalanıyordu. Cesur ya da meraklı bir bakışa tesadüf ederse uzun kirpikli göz kapaklarını aniden kapattığı tatlı bir hareketi vardı. Leslie Gray’in ellerine benzeyen zarif güzel elleri ile ilahi kitabını tutuyordu. Siyah bir etek ve bluzdan oluşan sade bir kıyafeti vardı. Ancak korodaki diğer kızlar, bütün ince tüylü elbiselerine rağmen eline su dökemezlerdi. Yumurtacı kilise dönüşünde karısına böyle demişti.

Yaşlı Hanım açılış ilahilerini büyük bir keyifle dinledi. Sylvia’nın sesi hepsininkini bastırıyordu.

Kilise görevlileri para toplamak için ayağa kalktığında cemaat içindeki bastırılmış coşku canlandı. Sylvia ayağa kalktı ve orgun başındaki Janet Moore’un yanına geldi. Sonra güzel sesi binanın içinde melodinin ruhu gibi süzülmeye başladı. Hakiki, berrak, güçlü ve tatlıydı bu ses.

Spencervale’de Yaşlı Lloyd Hanım dışında kimse böyle bir ses duymamıştır. Sesten anlayacak kadar güzel ses duymuştu gençliğinde. O kızın büyük bir yeteneği olduğunu anladı. Ona bir gün ün ve servet getirebilecek bir yetenekti bu. Tabii eğitilip geliştirilirse.

“Ah kiliseye geldiğime çok mutlu oldum.” dedi Yaşlı Lloyd Hanım.

Solo sona erdiğinde vicdanı, gözlerini ve düşüncelerini Sylvia’dan ayırıp rahibe sabitlemeye mecbur bıraktı Yaşlı Hanım’ı. Rahip, Yaşlı Lloyd Hanım’ın kiliseye kendi hatırına gelmesiyle övünüyordu. Buralarda yeniydi ve Spencervale cemaatinden sadece son birkaç aydır sorumluydu. Kendisi akıllı ufak bir adamdı ve vaazının şöhretinin Yaşlı Lloyd Hanım’ı kiliseye getirdiğine ciddi ciddi inanıyordu.

Ayin sona erdiğinde komşular Yaşlı Hanım’la konuşmaya geldiler. Nazikçe gülümseyip ellerini uzattılar. Mademki doğru yönde bir başlangıç yapmıştı onu şevklendirmek gerekiyordu. Yaşlı Hanım komşularının samimiyetinden memnun kalmıştı. Eski günlerinde gördüğü hürmeti sezinlemişti. Kendisine yaklaşan herkesi göstermeye mecbur bırakan hürmetti işte bu. Yaşlı Hanım demode bonesi ve eski kıyafetine rağmen bu saygıya hâlâ sahip olduğunu görünce şaşırmıştı.

Janet Moore ve Sylvia Gray kiliseden beraber döndüler. “Yaşlı Lloyd Hanım’ı gördün mü?” diye sordu Janet. “İçeri girdiğinde hayretler içinde kaldım. Hatırladığım kadarıyla kiliseye hiç gelmedi. Ne de garip biri öyle. Kendisi çok zengin ama hâlâ annesinin eski kıyafetlerini giyiyor ve asla yeni bir şey satın almıyor. Bazı insanlar onun kötü olduğunu düşünüyor ama…” diyen Janet cömertçe ekledi. “Ben sadece sıra dışı olduğunu düşünüyorum.”

“Onun Bayan Lloyd olduğunu görür görmez anladım. Kendisini daha önce hiç görmediğim hâlde.” dedi Sylvia hülyalı bir şekilde. “Ben de onu bir sebepten görmek istiyordum. Çarpıcı bir yüzü var. Onunla tanışmak, onu tanımak isterim.”

“Bunu yapabileceğini zannetmem.” dedi Janet umursamazsa. “Genç insanları sevmez ve hiçbir yere gitmez. Onu tanımak isteyeceğimi düşünmüyorum. Tanısam ondan korkardım. Haşmetli tavırları ile tuhaf, delici gözleri var.”

“Ondan korkmamalıyım.” dedi Sylvia, Spencer yoluna girdiği sırada kendisine. “Ancak onunla tanışacağım beklentisine de girmemeliyim. Eğer kim olduğumu bilseydi benden rahatsız olurdu. Leslie Gray’in kızı olduğumun farkında değildir herhâlde.”

Demiri sıcakken dövmenin iyi olacağını düşünen rahip, ertesi günü Yaşlı Lloyd Hanım’ı çağırmaya gitti. Onunla ilgili duydukları korkmasına ve titremesine sebep oluyordu. Ancak kadın, soylu tavırlarıyla öylesine hoş bir insandı ki eve döndüğünde Spencervale ahalisinin Bayan Lloyd’u anlamadığını söyledi karısına. Bu kesinlikle doğruydu. Ancak rahibin de onu anlamadığına şüphe yoktu.

Bir nezaketsizlik yapsa da Yaşlı Hanım bunu yüzüne vurmadı. Rahip de ne yaptığını anlamadı zaten. Giderken, “Gelecek pazar kilisede sizi görmeyi ümit ediyorum Bayan Lloyd.” dedi.

“Kesinlikle.” dedi Yaşlı Hanım vurgulayarak.

3. Temmuz Zamanı

Temmuz’un ilk günü Sylvia, huş ağacından kayık bir tabağa koyulmuş çilekler buldu kayın ağacının kovuğunda. Bunlar, Yaşlı Hanım’ın kendi gizli yerlerinden birinde bulduğu mevsimin ilk meyveleriydi. Zaten az olan yemeğine lezzetli bir katkı sağlayacak olsalar da onları yemeyi aklından geçirmedi. Sylvia’nın çayını içerken onların keyfini çıkaracağı düşüncesi onu daha çok mutlu ediyordu. O andan itibaren çilekler çiçeklerin yerini aldı. Çileklerden sonra çay üzümü ve ahududu geldi. Çay üzümleri oldukça uzakta yetiştiğinden uzunca yürümesi gerekiyordu. Bazen kemikleri bundan dolayı geceleri ağrırdı ama Yaşlı Hanım buna aldırmazdı. Kemik acısına dayanmak ruhun acısına dayanmaktan daha kolaydı. Ruhu da uzun yıllar sonra ilk kez ağrımıyordu. İlahi bir gıdayla besleniyordu ruhu.

Bir akşam Kambur Jack, Yaşlı Hanım’ın kuyusundaki bir bozukluğu düzeltmeye geldi. Yaşlı Hanım onu nezaketle karşıladı. Gün boyu Spencerlarda çalıştığını biliyordu ve Sylvia’ya dair bir miktar bilgi kırıntısına sahip olabilirdi.

“Zannedersem müzik öğretmeni bu akşam biraz keyifsiz.” dedi Kambur Jack, William Spencer’ın yeni pompası, Bayan Spencer’ın yeni çamaşır makinesi ve Amelia Spencer’ın yeni erkeği ile ilgili uzun uzun bilgi vermek suretiyle Yaşlı Hanım’ın sabrını zorladıktan sonra.

“Neden?” dedi Yaşlı Hanım rengi atarak. Sylvia’ya bir şey mi olmuştu acaba?

“Kendisini Bayan Moore’un şehirdeki abisinin evindeki partiye davet etmişler. Onun da giyebileceği bir elbisesi yok.” dedi Kambur Jack. “Çok gösterişli insanlar ve herkes gidecek. Bayan Spencer bana anlattı. Teyzesinin doktor faturasını ödediğinden Bayan Gray’in elbise almaya gücü yetmiyormuş. Belli etmese de bundan dolayı çok üzgünmüş. Bayan Spencer dün gece yatağa girdikten sonra ağladığını söyledi.”

Yaşlı Hanım aniden evine döndü. Korkunç bir şeydi bu. Sylvia o partiye gitmeliydi evet gitmeliydi! Ama nasıl olacak bu iş? Annesinin ipek elbiseleri ile ilgili vahşi düşünceler geçti aklından. Ancak hiçbiri olmazdı, elbiseleri düzeltecek zaman olsa bile olmazdı. Yaşlı Hanım yok olan zenginliğinden dolayı hiç böyle pişman olmamıştı.

“Evde sadece iki dolarım var.” dedi. “Onunla da yumurtacı bir sonraki gün gelinceye dek idare etmem lazım. Evde satabileceğim bir şey var mı? Herhangi bir şey? Evet, evet üzüm sürahisi!”

O zamana kadar Yaşlı Hanım üzüm sürahisini satmayı aklından bile geçirmemişti. Üzüm sürahisi iki yüz yıllıktı ve var olduğundan beri hep Lloyd ailesindeydi. Sürahi büyük, geniş gövdeliydi ve pembe yaldızlı üzümlerle süslenmişti. Bir tarafına da bir şiir işlenmişti. Yaşlı Hanım’ın büyük büyükannesine düğün hediyesi olarak verilmişti sürahi. Kendisini bildi bileli oturma odasındaki büfenin en üst rafında dururdu ve kullanılamayacak kadar değerliydi.

İki yıl kadar önce eski porselenleri toplayan bir kadın Spencervale’i keşfe çıkmış, üzüm sürahisinin lafını duymuştu. Sonra da cesurca Lloyd evine gelip onu almayı teklif etmişti. Bu kadın, Yaşlı Hanım tarafından asla unutamayacağı bir şekilde ağırlanmıştı. Ancak akıllı bir kadın olduğundan kartını bırakmıştı. Olur da Bayan Lloyd fikrini değiştirirse sürahiyi satın almaya hazırdı. Aile yadigârı eserlerle ilgili hobileri olan insanlar böylesi terslemelere aldırmamalılardı. Hem üzüm sürahisini gerçekten istiyordu.

Yaşlı Hanım kartı parçalara ayırmış olsa da adı ve adresi hatırlıyordu. Büfeye gitti ve kıymetli sürahiyi aldı.

“Ondan ayrılacağımı hiç düşünmezdim.” dedi efkârla. “Ama Sylvia elbisesini almalı ve başka yolu yok. Ne de olsa ben öldükten sonra sürahiye sahip olacak kimse yok. Yabancıların eline geçer o zaman. Şimdi geçse de olur. Yarın sabah gideceğim. Parti cuma gecesi olduğundan kaybedecek vakit yok. On yıldır şehre inmedim. Şehre gitmek, sürahiyi kaybedecek olmaktan daha çok korkutuyor beni. Ama Sylvia için bunu yapmalıyım.”

Spencervale’de, Yaşlı Lloyd Hanım’ın şehre inişi ve dikkatle taşıdığı kutu konuşuldu ertesi gün. Nereye gittiğini merak ettiler. Yaşlı Hanım’ın parasını yatağının altındaki siyah kutuda saklamaktan korkmaya başladığını düşündüler. Çünkü Carmody’de iki hırsızlık olayı olmuştu. Parasını bankaya götüreceğini düşündüler.

Yaşlı Hanım, porselen koleksiyoncusunun adresini aradı. Ölmüş ya da gitmiş olmasından çok korkuyordu. Ancak koleksiyoncu oradaydı ve hayattaydı. Üstelik üzüm sürahisine sahip olmak için hâlâ istekliydi. Yaşlı Hanım çiğnenmiş gururunun getirdiği acıyla solmuştu. Sürahiyi satıp oradan ayrıldı. Sürahiyi sattığı anda büyük büyükannesinin mezarında ters döndüğünü düşündü. Ailesinin geleneklerine ihanet etmiş gibi hissetti.

Ancak en ufak bir tereddüde kapılmadan büyük bir mağazaya girdi. Basit fikirli, yaşlı insanlara, dünyadaki tehlikeli gezintilerinde rehberlik eden o özel ilahi güç yanındaydı. Sevimli bir tezgâhtar ne istediğini anladı ve istediği her şeyi tedarik etti. Yaşlı Hanım ince muslinden bir elbise ile ona uygun eldivenler ve ayakkabılar seçti. Hepsinin derhâl hızlı nakliye ile Spencervale’de William Spencer’ın evinde kalan Bayan Sylvia Gray’e yollanmasını istedi.

Sonra parayı, yani sürahinin bütün ederini, tren yolculuğu için bir buçuk dolar ayırdıktan sonra, ödeyip yüce ve umursamaz bir tavırla oradan ayrıldı. Mağazanın koridorundan dimdik bir şekilde yürürken şık, iri yapılı zengin bir adamla karşılaştı. Göz göze geldiklerinde adamın yumuşak yüzü kızardı, şapkasını kaldırdı ve kafası karışmış bir hâlde baş selamı verdi. Yaşlı Hanım ise adam orada değilmiş gibi bakmaya devam etti. Onu tanımamış gibi oradan geçti. Adam kadının arkasından bir adım atıp sonra döndü. Yüzündeki nahoş gülümsemeyle omuz silkti.

Oradan dışarı çıkarken tiksinti ve nefretle dolan kalbinin nasıl kavrulduğunu kimse bilemezdi. Andrew Cameron ile karşılaşacağını bilseydi Sylvia’nın hatırı için bile şehre inmezdi. Onu sadece görmüş olmak bile mühürlediği bir acıyı yeniden depreştirdi. Ancak Sylvia’yı düşünmek acısını engelledi ve zafer kazanmış gibi gülümsedi. Bu nahoş karşılaşmadan doğru bir şekilde kurtulduğunu düşündü. Hiçbir şekilde gücünü kaybetmemiş, kızarmamış ve aklına mukayyet olmuştu.

“Yaptığı şaşılacak şey değil.” dedi Yaşlı Hanım kinle. Adamın, dünyaya gösterdiği o boyun eğmezliği, kendisinin karşısında kaybetmiş olması Yaşlı Hanım’ı mutlu etmişti. Onun kuzeniydi ve Yaşlı Lloyd Hanım’ın hayatta nefret ettiği tek insandı. Ruhundaki en derin duygularla nefret ediyor ve iğreniyordu ondan. Yaşlı Hanım onun varlığını dikkate almaktansa ölmeyi tercih edeceğini düşündü.

O sırada Andrew Cameron’ı kararlılıkla kafasından çıkardı. Onu ve Sylvia’yı aynı anda düşünmek kutsal bir şeye saygısızlık etmek gibiydi. O gece yorgun başını yastığa koyduğunda o kadar mutluydu ki üzüm sürahisinin durduğu boş rafı düşünmek sadece anlık bir acıya sebep oldu.

“Sevdiklerimiz için fedakârlık yapmamız güzel.” diye düşündü Yaşlı Hanım.

İstek beslendiği şeyle büyür. Yaşlı Hanım mutlu olduğunu düşünüyordu; ancak cuma akşamı geldiğinde Sylvia’yı parti elbisesi ile göremeyeceği kadar şiddetli bir ateşe yakalandı. Onu elbise içinde hayal etmek yeterli değildi. Hiçbir şey onu görmenin yerini tutamazdı.

Yaşlı Hanım kararlılıkla, “Onu göreceğim.” dedi Sylvia’nın odasından çıkıp köknarların arasında parlayan ışığa bakarken. Koyu renkli bir şala bürünüp sıvıştı. Dereye ve oradan da orman yoluna kadar sessizce yürüdü. Sisli bir geceydi. Ay ışığı gökyüzünü aydınlatıyordu. Yoncaların aromasını taşıyan bir rüzgâr yoldan aşağı kendisini karşılamak üzere esiyordu.

“Keşke senin kokunu, ruhunu alıp onun hayatına dökebilseydim.” dedi rüzgâra yüksek sesle.

Sylvia Gray odasında, partiye gitmek üzere hazır vaziyette bekliyordu. Karşısında Bayan Spencer, Amelia Spencer ve küçük Spencer kızları vardı. Yarım daire şeklinde etrafını çevrelemiş hayranlıkla seyrediyorlardı onu. Ancak bir izleyici daha vardı. Dışarıda, leylak çalısının yanında Yaşlı Lloyd Hanım vardı. Sylvia’yı zarif elbisesinin içinde net bir şekilde görebiliyordu. O gün kayın ağacına bıraktığı açık pembe güller saçlarındaydı. Ancak güller yanakları kadar pembe değillerdi ve gözleri yıldızlar gibi parlıyordu. Amelia Spencer, Sylvia’nın saçındaki güllerden birini düzelttiğinde Yaşlı Hanım onu deli gibi kıskandı.

“Bu elbise sana özel yapılsaydı bu kadar güzel durmazdı.” dedi Bayan Spencer hayranlıkla.

“Ne kadar da güzel değil mi Amelia? Bu elbiseyi kim göndermiş olabilir?”

“Ah, o iyilik perisinin Bayan Moore olduğuna eminim.” dedi Sylvia. “Bunu onun dışında yapacak kimse yok. Bu yaptığı çok ince bir davranış. Janet ile birlikte partiye gitmeyi çok istediğimi biliyordu. Keşke teyzeciğim beni görebilseydi.” Sylvia bütün neşesine rağmen iç çekti. “Onun dışında beni önemseyen kimse yok.”

Ama Sylvia ne kadar da yanılıyordu! Bir başka kişi vardı. Hem de ona çok değer veren biriydi bu kişi! Hevesli bakışlarla leylak çalısının yanında duran ve ay ışığının aydınlattığı meyve bahçesine doğru gizlice, âdeta bir gölge gibi ilerleyip ormandan geçerek evine giden Yaşlı Hanım vardı. Sylvia’nın güzelliğinin kendisine o yaz gecesinde eşlik ettiği Yaşlı Hanım…

4. Ağustos Zamanı

Bir gün rahibin eşi, Spencervale ahalisinin adım atmaktan korktuğu yere koşa koşa gitti. Yaşlı Lloyd Hanım’a cesurca uğrayıp iki haftada bir pazar günleri bir araya gelen Dikiş Dikme Topluluğu’na katılmak isteyip istemediğini sordu.

“Trinidad’daki misyonerliğimize yollamak üzere bir kutu hazırlıyoruz.” dedi rahibin eşi. “Sizin de aramıza katılmanızdan memnun oluruz Bayan Lloyd.”

Yaşlı Hanım mağrur bir tavırla onu reddetmek üzereydi. Misyonerliklere ya da dikiş dikme topluluklarına karşı olduğundan değil ama. O topluluktaki herkesin dikiş malzemeleri temin etmek için haftada on sent ödemesi gerektiğini biliyordu. Zavallı Yaşlı Hanım buna güç yetiremezdi. Ancak ani bir düşünce ile dudaklarının ucuna kadar gelen reddetme ifadesini dizginledi.

“Bu topluluğa bazı genç kızlar da katılıyordur zannedersem.” dedi ustalıkla.

“Ah, evet hepsi geliyor.” dedi rahibin karısı. “Janet Moore ve Bayan Gray en hevesli üyelerimizden. Bayan Gray’in cumartesi öğleden sonralarını ayırması çok hoş. Çünkü bu gün öğrencilerden boş kaldığı tek gün. Kendisi çok iyi huylu.”

“Topluluğunuza katılacağım.” dedi Yaşlı Hanım derhâl. Bunu yapmaya kararlıydı. Gerekli ödemeyi yapabilmek için günde sadece iki öğün yemek yemek zorunda kalacak olsa da.

Bir sonraki pazar günü, James Martin’in evindeki Dikiş Topluluğu’na katıldı ve onlar için çok güzel şeyler dikti. O kadar ustaydı ki düşünmesine bile gerek yoktu. Bu da olumlu bir şeydi çünkü zihni karşı köşesinde Janet Moore ile birlikte oturan Sylvia ile meşguldü. Zarif elleriyle küçük bir çocuk için kalın bir gömlek dikiyordu kızcağız. Sylvia’yı, Yaşlı Lloyd Hanım’la tanıştırmak kimsenin aklına gelmedi ve o bu durumdan memnundu. Güzelce dikmeye devam edip karşıdaki kızların sohbetini pürdikkat dinledi. Sylvia’nın doğum gününün 20 Ağustos’ta olduğunu öğrendi. O andan itibaren Sylvia’ya bir doğum günü hediyesi verebilmenin ateşiyle kavruldu. Bu düşünce gecenin büyük bir kısmında uyanık kalmasına sebep oldu. Üzücü bir şekilde ulaştığı sonuç, detaylıca düşünse de bunun söz konusu olmadığıydı. Yaşlı Lloyd Hanım bundan dolayı gülünç bir şekilde endişelendi. Bu fikir bir sonraki dikiş gününe kadar musallat oldu ona.

Bu kez Bayan Moore’un evinde buluşuldu. Bayan Moore, Yaşlı Lloyd Hanım’a karşı özellikle nazikti. Hasırdan yapılma sallanan sandalyeyi salona taşımakta ısrarcı oldu. Yaşlı Hanım genç kızlarla oturma odasında oturmayı tercih etse de bu nazik teklifi kabul etti ve ödülünü aldı. Sandalye salon kapısının hemen arkasındaydı. Janet Moore ile Sylvia Gray bir ara holdeki merdivenlere oturdu. Akçaağaçlardan esen soğuk bir rüzgâr ön kapıdan içeri giriyordu.

En sevdikleri şairlerden bahsediyorlardı. Janet, Byron ve Scott’u seviyordu. Sylvia ise Tennyson ve Browning’e meyilliydi.

“Biliyor musun?” dedi Sylvia yumuşak bir şekilde. “Benim babam bir şairdi. Bir zamanlar ufak bir şiir kitabı yayınlandı ve ben bu kitabı hiç göremedim Janet. Ne kadar da görmek isterdim hâlbuki! O üniversitedeyken basılmış. Arkadaşlarına vermek üzere az ve özel bir baskı yapılmış. Bir daha da hiç basılmadı şiirleri. Babamın şiir kitabına sahip olmayı o kadar isterdim ki… Onun yazılarından hiçbir şey yok elimde. Eğer ki olsaydı ona ait bir şeye sahip olmuş gibi olurdum. Kalbine, ruhuna, iç dünyasına sahip olmuş olurdum. Benim için bir isimden daha fazla bir şey olurdu.”

“Babanın elinde yok muymuş hiç? Annende yok muydu ya da?” diye sordu Janet.

“Annemde yoktu. O ben doğduğumda ölmüş biliyorsun. Ama teyzem, annemin kitapları arasında babamın şiirleri olmadığını söyledi. Annem şiir sevmezmiş. Teyzem de şiir sevmediğini söylüyor. Annem öldükten sonra babam Avrupa’ya gitti ve ertesi sene orada öldü. Oradaki eşyalarından hiçbirini bize yollamadılar. Gitmeden önce kitaplarının çoğunu satmış ve en sevdiği birkaç kitabı benim için saklasın diye teyzeme vermiş. Ama bunlar arasında kendi kitapları yoktu. Onun şiir kitabının bir baskısını bulabileceğimi zannetmiyorum ama bulabilsem çok mutlu olurdum.”

Ücretsiz ön izlemeyi tamamladınız.

₺36,39

Türler ve etiketler

Yaş sınırı:
0+
Litres'teki yayın tarihi:
11 temmuz 2023
ISBN:
978-625-6865-21-1
Yayıncı:
Telif hakkı:
Elips Kitap
Metin
Ortalama puan 4,7, 277 oylamaya göre
Ses
Ortalama puan 4,2, 741 oylamaya göre
Metin
Ortalama puan 4,8, 78 oylamaya göre
Metin
Ortalama puan 4,4, 45 oylamaya göre
Ses
Ortalama puan 4,8, 76 oylamaya göre
Metin
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Metin
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Metin
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Metin
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Metin
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Metin
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Ses
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Metin
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Metin
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Metin
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre