Kitabı oku: «Lâ Havle – Lütfî Divânı», sayfa 2
Yazı tipi:
YILMALARA ŞİİR 20
Görüş gününü gözleyen analar için…
“Uzakta” yıl sayan babalar için…
Boynunu vurdular aşkın güzelin
Sevgili yerine ölümü seçtik
Silahlarınızı kuşanın gelin
Sırat Köprüsü’nden bin defa geçtik
Bekliyoruz o meydanda sizleri
Sol ellerinizde defterleriniz
Alnınızda günahların izleri
Ve ardınızdadır iblisleriniz
Sanmayın ki unutuldu olanlar
Annelerin gözyaşları, çilesi
Zindan karşısında ev arayanlar
O evlerde çocukların gözleri
Unutulmaz evet çocuk gözleri
Bir anda büyürler sanki çocuklar
Her şeyi anlatır apak yüzleri
Hesap günündeki şahidim onlar
Ah çekmenin geçti çoktan zamanı
Hem kimler duyar ki ahlarımızı
Ölgün kalpleri kim canlandırır
Kim geri verebilir aşkımızı
Bizi kandıramaz artık vaadler
Bir Allah’ımız var bir imanımız
Ayaktayız daha sıkı, daha dik
Gelecektir er geç bizim çağımız
Kurduğumuz güzel beyaz ülkeler
Kaldıracak kalplerdeki lekeyi
Kalmayacak evler artık babasız
Çocukların açılacak elleri
Ey insafa gelmez voltajcı seni
Gözleri kanlanmış çarmıhçılar ey
Emin olun affedecek sizleri
Yarını kuracak melek yüzlüler
Zulmünüz işlemez nasılsa orda
Orda hayat size çok zor gelecek
Secde ettikleriniz bile orda
Uzanıp yerlere secde edecek
Sanmayın çocuklar korktular sizden
Maskelerinizi çıkarıp gelin
Soyunup gelin insan şeklinizden
Gerçek kimliklerinizi gösterin
Çok önde gittiniz kapı kullukta
Mükâfâtı hak ettiniz doğrusu
İşkence yarası geçer parmakta
Geçmez ama ruhlardaki ağrısı
Bizler unutmaya hazırız çoktan
Ne der çocuk yüzleri bilemem
Biz deriz ki bütün bunlar Allah’tan
Onların adına bir şey diyemem
Yarın onlardır hâkimi evrenin
Evrenin, devrânın, mahkemelerin
BİZİM ÇOCUKLAR
Küçücüktü elleri
O hep duaya duran
Duyulmazdı sesleri
En derinden haykıran
Bizim çocuklar bunlar
Ehli dil, ehli dertten
Lokmasını aldılar
İsmini kazıdılar
Yerden yere vurdular
Ses çıkarmadı yine
Bizim çocuklar bunlar
Garip, mahzun, çekingen
Erzincanlıdır kimi
Kimi Sivas elinden
Yozgat’tan, Adana’dan
Çoğu Maraş ilinden
Bizim çocuklar bunlar
Anadolu kokulu
Kimi derviş kimi alp
Uçmağa varacaklar
Yeri göğe uçurup
Gökte taht kuracaklar
Bizim çocuklar bunlar
Sevişir, savaşırlar
-imansızlar korkarlar
Binbir pusu kurarlar
Karanlıkta avlarlar
Ölmez bizim çocuklar
Civanmert bakışları
Ürpertir düşmanları
Bazı yaralar onu
Sevgilinin kaşları
Bizim çocuklar bunlar
Âşık, mecnûn, kalander
Ay alınlı çocuklar
Selam getirdim size
Gökteki yıldızlardan
Ki unutmayacaklar
-kök toprağı unutsa
Yaprak havayı
Unutsa çiçeği arı
GÜL YÜZLÜ ÇOCUKLAR
Gül yüzlü çocuklar başları gökte
Eller kelepçede, gözlerde buğu
Tahta sıralarda oturuyorlar
Çiçekleri ezmeyiniz ne olur
Gül ağacı kırılmasın belinden
Gül yüzlü çocuklar bu nedir böyle
Alın yazısı mı savaş mı yoksa
Çizmeler çiğnedi pınar suyunu
Bulun çizmelerin sahiplerini
Deyin ki gezilmez böyle burada
Gül yüzlü çocuklar ağlamıyorlar
Bir yere akmalı kan gözyaşları
Gülüyor sütre gerisindekiler
Maskeler örtüyor yüzleri kim, ne
Bu geminin dümeni kimde
Gül yüzlü çocuklar bu oyun bozulacak
Yeni bir bahçe kuracağız
Bu viranede
BENDEN SANA ESEN
Saat gecenin üçü
Toprak uykuda, çiçekler uykuda
İn cin uykuda
Kaldırım taşları uykuda
Çocuklar uykuda
Evler uykuda
Kent uykuda
Gece büsbütün uykuda
Ben uyur uyanık
Ben paramparça
Sen uyuyor musun
Sen ağlıyor musun
Sen duyuyor musun
Biliyor musun ki
Bir göğüs seninle nefes alıyor
Anlıyor musun
Saat gecenin üçü
Nefesimi üflüyorum zamana
Nefesimi veriyorum eşyaya
Geceye
Kente
Kıpırdıyor yapraklar
Bir rüzgâr esiyor inceden
Benden
Ölüler doğruluyorlar kabirlerinden
Gül vermede kulağını rüzgâra
Aşkın cıvıltısını duymada
Her esintide
Nefesimi veriyorum boşluğa
Sevgimi sunuyorum
Bardaktan boşanırcasına
Yağmur yağmur
Saat gecenin üçü
Ve seninleyim
BİR SEVDÂ Kİ
Mümtaz’a…
Bir sevdâ ki sigara tiryakiliğine benzer
Bıraksan bırakmaz, bırakmasan eritir seni
Sevsen mümkünatı yok, sevmesen mümkünatı yok
BUGÜN
Beşir Ayvazoğlu’na…
Kırlarda çiçekler hep solgun bugün
Kırmış filizleri rüzgârlar bugün
Kaçmış göğümüzden yıldızlar bugün
SES
Cıvıl cıvıl cıvıldar kuşlar ağaçlarda
Çın çın çınlar boynunda koyunların çanlar
Sonsuz sükûttan su sesleri savrulur sanki
SEL
Ahmet Turan Alkan’a…
Yaban eller aldı bizi
Bin deryâya saldı bizi
Devrilir gökten çatılar, ışıklar söner birden
Saman çöpü duygularımızı uçurur bir yel
Savrulur binbir zahmetle kurduğumuz yapılar
Pamuktan ipliğimizi çeker koparır bir el
Güzeldir köknarların yaprakları deler göğü
Vakit gelir yerle yeksân eder onları bir sel
OLAN-BİTEN
Gönül tahtında güzel
Salınır gezer
Âşıklar otağında
Vurulur kurşun
Yara alır bir yerinden
Yarılır gülle
MARTILAR
Nihat Genç’e…
Kanatları suya değmiyor martıların
Böyle uçsak bile böyle duramayız
Böyle yakalayamayız avımızı
Böyle tepeden inme, bir çırpıda
DEVİR
Devrilir durur, devrilir döner devrânımız
Daha dün dostlarla dopdoluydu dergâhımız
Dize geldi dağları deviren dermânımız
Duruldu derelerimiz, duyulmaz dualarımız
BAŞAKLAR VE ÇOCUKLAR 21
Sarı sarı başaklar
Bir atlas oluvermiş önümde
Gözün görebildiği kadar
Emeğin şarkısını söylüyorlar
Salınıyorlar önünde rüzgârın
Bir çocuk görüyorum
Sırtı kaşınıyor saman parçalarından
Savrulan tozlar gözlerini yakıyor
Çelişkisi sergileniyor hayatın harman yerinde
Harman yerinde oyun oynuyor çocuk
Oyuncakları sahicikten, sahici oyuncaklar
Öküz, döven ve yakan güneş
Kalaylı testi
Suyu ılımış
Çocuklar bilirim harman yerlerinde
Elleri “pamuk gibi” olmayan
Oyun oynar gibi çalışan
On iki saat çalışan
Çocuklar bilirim kara kara çatlak çatlak elleri
MÜNZEVİ 22
Sevmek yolu bir çıkmaz sokağa varır işte
İşte böyle bir kalakalmazlık içinde
Çözülür tuğlaları bir eski yapının
İçi boş gösterişli sıvalar içinde
Çok çehreli bir güzel peşinde tüketir sevgili
Bir âşık binbir kararsızlıklar içinde
Münzevî bir şiiri didikleyip durur
Bir şair unutulmuş haksızlıklar içinde
GÜN BATIMI
Yine bir gün batımında
Yenidir her dem hüzngâh
İlk aşk günah rıhtımında
Çıkagelir gâh ü nâ-gâh
O gelir ve ben giderim
Su yoksulu mavnalarda
Hüznümü ifsah ederim
Kırık dökük aynalarda
İKİNDİ SONLARI
Küskün ikindi sonları
Artık gün bir nostalji gibi uzar
Hem geceye bir koşu hem bir kaçıştır
Sevdâyı yıldızlara bölüp göğe saçarız
Sayısınca yalnızlığımızın
Küskün ikindi sonları
Esintiler gibi dökülür pişmanlıklar
Yaza veda eden yapraklardan
Ve ağaçlara çizilen oklardan
Delik deşik bir kalp resmidir kalan
Etrafında ezik, kaçamak öpüşler
Yağmur ha yağdı ha yağacak
Sevmek bakır sinide bir tulum peyniri
Bir bir enseme vuracak damlacıkları
Sırra kadem aşkların
Ikide bir kopup duran bir film
Karışmış renkleri ve titrek görüntüsüyle
Ninni arasında uyanışlar, gülüşler
Dile gelmeyen sevdâların abandığı titrek kalp
Şimdi hangi mısra ile avunacaktır ki
Tamamlanmamış şiirler öyle kalmalı değil mi
Ve çiziktirilen son kelimeler
Bulut olup dağılmalı
Savrulmalı çiçek tozları gibi
Yanaktaki gözyaşı gibi
İlk sevgilinin unutulmayan ismindeki
Heceler gibi
Ah uçup gitti her şey her eskiyen gün gibi
Küskün ikindi sonlarında bir şey ararım
Avcumda sanki kül olmuş bir yaprak tutarım
Hem toz olup uçmasından korkarım
Hem rüzgâr beklerim dağıtsın hüznümü diye
Ben niye ağlarım
Küskün ikindi sonlarında
Ben niye
ORADA HER ŞEY ÖZÜYLE
Ber – hükm-i kazâ-yı nâmuvâfık
Hüsn oldu cemâl-i aşk’a âşık
Bin cân ile hüsn-i âlem – ârâ
Çün oldu o Yusuf’a Züleyha
ŞEYH GALİP
Yusuf ile Züleyha arasında değil aşk
Yusuf’ta düğümlenen bir bilmece
Ondan ötesi sevginin bilinmez
Nasıl bilinmezse ondan ötesi hasretin, hüznün
Sonsuzluğu alır eline âşık
Sonsuzluk yüreğinde zira
Ve yüreği her an elinde bir çiçektir
Güzele sunulacak bir gün
Ama sonlu olanlardan kaçıyor o
Zira sonluları göremiyor gözleri
Kendi gözlerini de
Bildiğiniz aynalardan olmaz
Metafizik ülkelerde ve ne de renkler
Beyaz beyaza şarkı söyler orada
Orada her şey özüyle
Beyazın tonları serilir
Beyaz nehir üzerine
Kuvvetliyseniz eğer
Kuvvetliyse aşkınız
Ve arayışınız arayış kadar
Karmaşık ise
Belki pembeleşir nehir
Duyulur belki orada sesiniz
Ahınız ancak orada şarkılanır
Orada anlaşılabilirsiniz
Orada anlayabilirsiniz
Burada didişmeye devam
Sokaklar ve betondan binaların giriş kapıları
Önlerinde direkler sanki saatin tiktakları
Vakit gibi ölmekteler
Arkada kaldı zaman
Belki çıkacak ana caddeye
Elbet bu sokaklar
Kentin ana caddesi
Anlamadan sokakların sevdâsını
Kendisine uzanan
Kentler arası bir otobana saracak
Sert, asfalt kollarını
Artık, ne yanda kaldırımlar olacak
Ne binaların giriş kapıları
Ne de perde aralarından süzülen
Mutluluk ışıkları
Yalnız kilometrelerin şarkıları kalacak
Bu tablo, bu bitmemiş tablo
Belki bir gün… diyecek hep
Umut mabedinde diz çökecek
Bilmediği dûalardan okuyacak
Zaman ve mekân saracak onu
Kıstıracak, sıkacak
Bir çerçeve ve köşebentleri gibi
Dört yanından
Çiviler arkadan çakılacak
Üzerine çerçevelerin
Ve tuval gergin
Ve şehvet şarabını içmiş boyalar
Kusmaya hazırdırlar palette
Ressam günahın portresini tasarlıyor
Uzun parmaklarında tuttuğu
Uzun fırçalar
Bütün kıllarıyla hazır, beklemekteler
Ve yolcu gecenin karanlığında
Düşüyor bir inşaat çukuruna
Ölüm bu kadar basit işte
Ne kaldı sanki göğün karanlığından
Selam
Cenaze merasiminde taşınsın o da
Bir tabut içinde
Yolcunun tabutunun ardından
Beraber gömülsünler toprağa beraber
Unutmayın sâdece bir oyundur bu
Zira öteler hâlâ selâm göndermekteler
Yolcunun ise mezarında
O ilk gömme törenlerinden kalan
Çiçekler kuru
Ve yerin çocukları her gün
Yatıp kalkıp, dönüp durup, gidip gelip
Bu bilinen oyunu biteviye
Sahnelemekteler
ÖMÜR 23
Rûyâ gibi bir ömrü fâşetmekten yoruldum
Hep bir başka hayâtı gözetmekten yoruldum
Heybetli doruklarda seken ceylan gibiydim
Hiç yormadı dağlar beni düzdeyken yoruldum
Kuşlar gibi uçtum da bir çaydan geçemedim
Hazrolda yorulmadım rahattayken yoruldum
Zindanlara düştüm de hiç şikâyet etmedim
Devletlûye pazarlıklı temennâdan yoruldum
İkbâl ile istikbâle dâir perîşânım
Hüsran yine ensemde düşünmekten yoruldum
Dâvâ adamından ne dolaplar döndüğünü
Gördüm de o dâvâda sadâkatten yoruldum
Lütfî seni bilmez uğruna yandığın dostlar
Sen neyle yanarsın sual etmekten yoruldum
YOLDA 24
Bir noktaya basmam yürümekteyken bir yolda
Kim söyledi aşkın dili giryân olur yolda
Şol dünyayı alsam tutuversem şol elimde
Kanmış ruhumun postunu sermek düşü yolda
Hicranla yanan ben, sana râm olmuş olan ben
Bir tek bakışın kâfi gelir gör beni yolda
Yollar ne tuzaklar taşıyor, hicranlar bir de
Azmetmeli, sabretmeli berk kalmaya yolda
Ben belki bu girdâbı bilmekteydim ezelden
Israr ile en doğru bulunsun doğru yolda
SİNEK MEDENİYETİNE DAİR
Uzun yaz akşamlarında sahipsiz yokluğumuz
Gölgesiz yürüyüşümüz bir hayale doğrudur
Bu kentin varoşlarında sayısız çokluğumuz
Musikisiz ve şiirsiz bir dudağa mültesem
Nice ilhamlar edindik, nice çileler çektik
Sinek medeniyetine ait ve ona dair
Hantal, çorak topraklara nice tohumlar ektik
Kin ektik, şehitler biçtik melekûta müsellem
HASTA YÜZYIL YORGUN KERVAN 25
Şafak vakti çalan çanlar
Yeryüzü bir kervansaray
Sergüzeşt serseri çağlar
Suya düşen kimsesiz ay
Sesin kalbimde çınlar
Âsumanı sarar bir yay
Sesin insan sesi midir
Soyunsun kılıçlar kından
Nefesin ibrahim midir
Ardımızdan gelen rüzgâr
Sürükler bizi çöllere
Çekilecek çileler var
Çöledir yolumuz çöle
Arayışla bulunur yâr
Damlalar biriksin göle
Kum tanesi gibi yanar
Göğsümden süzülen kervan
Bir iz arar, bir iz anar
Hasta yüzyıl yorgun kervan
Vahalarla taşsa da çöl
Hasta yüzyıl yorgun kervan
GECEYE TÜRKÜ
Kendi elimizle gömdük geceyi
Gömdük ömrümüzü ellerimizle
Düğmeye basınca söndü lambalar
Düştük erte günün aydınlığına
Başka bir gün artık bu birden gelen
Durdu akan zaman bir tek sesiyle
Lamba yanarken dün, sönükken bugün
Gece nasıl aktı böyle sessizce
Güneşe ve aya, akan zamana
Kımıldadıkça siz, ben ölüyorum
Söyleyeceklerim var benim de hey
Kaçan yolcu böyle umursamadan
Yelkovanı tutuyorum inatla
Akrepse geçiyor birden dörtnala
Neden kapılanır başka bir güne
Günün zirvesinde gece yarısı
Yeniden doğmak mı böyle her günle
Ölmek mi doğrudur biten geceyle
Tabiatın, cemiyetin, tarihin
Nabzında tıklayan bir lamba sesi
Bendim geçen gece birden kararan
Madonna gözlerden eteklerine
Bendim hoyrat, aşüfte akşamlardan
Mütereddid sabahlara uzanan
Musahhih şairler uyuya kalır
Püriten mısralar sabah olmadan
Pelüre yazdığım şiirler solar
Unutulur heterodoks dualar
Buz kesen ayazla seviştim gece
Yitik mısralarla, sakıt vezinle
Belki bir gün peşindeki hayatı
Bitmeyen geceyle uzar sanırım
YÂR OLDU
– - . . / – - . . / – - . . / – -
Cânım efendim gör geceler bana yâr oldu
Senin nefesinden yine vuslat bahar oldu
Mecnun kimi bulsun da avunsun ya leylâ
Aşk hasreti dünyaya dalandan bîzâr oldu
Leylâ onu senden ayıran sebep ne ola
Gerçek acaba hangi yüzünden bakar oldu
Benden uzak dursun aşk, beni mecnûn kılmasın
Mecnûn değilken dünya bana târümar oldu
Aşk her şeye rağmen dokunur kalbine leylâ
Dünyâ sana senden daha isyanlı yâr oldu
Gezgin dolaşırsın öyle âlemde boşuna
Derviş gibi zikrinle mi postunla mı leylâ
HAYRET
Hayret, bilerek sırt çevirenlerden olmuşsun
Hayret, seni geçmişte bırakanlarla olmuşsun
Bir ses duyacak olsan meylin hemen oraya
Bilmem seni mankurt yapan elden ne ummuşsun
Kalbin ne fesat bir yele gark olmuş yıkılmış
Ömrün kara bir iz gibi kalmış gamla dolmuşsun
PÜRTELAŞ
Naif ve kırılmış bu çocuk kalbi pürtelaş
Âşık olmadayken de olunca da pürtelaş
ŞEYTANIN SESİ
Ay anında belirdi
Nazlı bir hilâldi
Ve serpilmiş yıldızlar
Deniz dibi gökte
İnciler gibi
Melûl, mahzun yıldızlar
Ülkeler sıralı ülkeler
Doğudan batıya
Tarih ötesinden
Geliyorlar peş peşe
Toprak renkli ülkeler
Uçuk mağlup ülkeler
Ayak sesleri zamanın
Tik tak, tik tak
Ha gayret ha gayret
Koşun kendi sonunuza
Sınırına zamanın
Ve ağlamaların
Koşuşturur insanlar
Hep yeniye yeniye
Soranlara nereye
Bu koşu böyle nereye
Derler hep bir ağızdan
Sen geriye
Kaplar kahkahalar her yanı
Düğümlenen nefesler
Janus’un kaçıncı yüzü
Tarihin yazmadığı
Bu kaçıncı hıçkırık
Hangi günün gök yüzü
Onun kahkahaları bunlar
Onun kahkahaları
Zikir ülkesinden kovulan
Toprak üstüne atılan
Bu yarım kalan her şey
Şeytanın sesi bu tanıdım
KÜRŞAD
Bir kürşad düşerken son nefesinde
Elif dedi diyemedi lâmelif
Ölümün tarifsiz mesafesinde
Ruh bin parça, vücut ayrıldı lif lif
MEVSİMLER ESKİDİ SEVDA ESKİDİ
Kolay değil kolay değil anladım
Bir ömür boşuna bekledim durdum
Bir çift göz için hep kalbimi yordum
Mevsimler eskidi sevda eskidi
Eski şiirdeki güller eskidi
Kolay değil kolay değil hep sevmek
Her aşkın sonunda gözyaşı dökmek
Kaderim çöllerde hep serap görmek
Mevsimler eskidi sevda eskidi
Bir ömür gidilen yollar eskidi
Ne çöllerden kaçabildim ne senden
Ne de rüyama giren gözlerinden
Bir tutabilseydim ah ellerinden
Mevsimler eskidi sevda eskidi
Tükenmez sanılan ümit eskidi
VİRANE ŞİİR
Bir şiir bahçesi gibidir gönlüm
Mûsikîye âşık deli mısralar gezinir
Bülbüller dal arar konacak
Güller soyunur nâmelerine
Şimdi bir süvari gelir dolu dizgin
Ateş saçar dudaklarından
Bahçeler döner viraneye
Naraya terk eder yerini şiir
YEDİVEREN GÜLÜ
Sen ufkumda yediveren gülü
Sen saçlarıma dökülen yağmur damlası
Bu gece sokakları sana katlarım
Seni gönlümde sonsuza saklarım
Ellerin ne kadar narin
Avuç içinin sıcaklığı hâlâ kudurtur beni
Ya gözlerin, derinliği gözlerinin
Bir de saçların, saçlarının omzunda savrukluğu
Sonra gülüşün, gülüşün eritir beni
Sen ufkumda yediveren gülü
Sen gözlerimde gönül damlası
Bu gece yanımda olsaydın derim
Öteler ötesinden çağırsan gelirim
ZEBANİ TERAZİLERİ
Ölümün resmini çiziyorlardı
Melek kanatlarıyla iri ressamlar
Siyah beyaz bulutlardan
Sonsuzluğun maviliği üstüne
Haydi çağırın zebanileri
Vereyim bu çizgilerin hesabını
Bu boyaları nereden bulduğumu
Ve içimdeki şeytanca başkaldırışın
Zebaniler ellerinde teraziler
Üstüme üstüme geliyorlar
KARTVİZİT 26
Yüreğimdeki çizgiler gözlerimin yorgunluğu
Ayaklarım kaldırımları süpürür
İzmarit dudaklarımı yakıyor, ellerim cepte
Bir şiir tutturmuşum önümden gider
Şair kızların eteğini kaldırmak isterim
Kartvizit bastırdım üstüne ne yazdırdım
Köşeleriyle dişlerimi karıştırdım
LİSELİ AŞKIM
Biliyor musun on üç sene geçmiş
Seni gözlerimle öptüğüm
İlk sayfasına hatıra defterinin
İlk şiirimi yazdığım
O yağmurlu Nisan günü üzerinden
Sen tavizler doğurdun oğlan kız
Hani dönmeyecektik sözümüzden
Hani ak selviler ötesinnde bekleyecektin
Sabrıyla o üstüne oturduğumuz
Soğuk ıslak taşların
Sen liseli küçük kız
Şimdilerde belli ki bir annesin
Kalçası, midesi büyümüş
Çocukların birbirleriyle kavga ediyordur
Sen bir dövünüp bir döğüyorsundur
Kocanla belli saatlerde tartışıyor
Belli saatlerde yatıyorsundur
Ya ilk öpüş küçük kız ilk öpüş
Ruj sürerken dudaklarına
Belki hatırlıyorsundur
1986
ÇOCUKLAR
Binbir zahmetle kurdu çocuk
Yıktı bir çırpıda kalesini dalgalar
Ağladı çocuk
Annesi güldü şezlongda
Mayosunun üzerinde bir erkek eli
Siteler’de bir mobilya atölyesi
Tezgâh başında bir çocuk
Ne çocuk
Elini kaptırır hızara
Islatır kanı kuru tahtaları
Bastırır iniltisini çocuğun
Çekiç sesleri
Hızar sesleri
İnsan sesleri
Ağlar içinden yürek kan kan
Böyle çocuklar için
ROTA
Ne göğün rengi dediğin gibi ne toprağın
Yok kardeşim, yok artık bildiğin gibi değil
Senin gözlerin başka görür, benimki başka
Bir gemiye binmişiz de rotamız bir değil
KEVSER
Her gece rüyamda bitmez depreniş
Her gece hasretinle ben yanarım
Varlığım varlığın içre erimiş
Aşkının esiridir duygularım
Sende gördüm ben gerçeği, güzeli
Arayış sırrına seninle vardım
Sınırsızlığımın sensin sebebi
Meçhuller düşünü seninle kardım
Dökülen heceler dudaklarından
İçimde bir serin yel estirirdi
Ruhum ürperirdi bakışlarından
Göz bebeklerinden içtim kevseri
HAYKIRIŞ
1
Ay buluttan sıyrılanda
Kalkanda perdeler gözden
Gönül aşkınla dolanda
Bir ah duyulur inceden
Dudaklarım kıpırdamaz
-Lâkin
Bilirim o ah bendendir
Bülbül güle nâme dizer
Gül dikenin gösterende
O sevgili gözün sürer
Ben ah çekip inleyende
Ahım göklere ulaşır
-Da
O yâr duymaz kollarımda
2
Haykırırım sesim çıkmaz
Sevgili insafa gelmez
Gönül yine de gücenmez
Dolar ağlar, taşar ağlar
ZAMAN
İhmalin hıncını alınca zaman
Bir ömürdür mağarada yaşanan
Kafdağı’ndan akıp gelen bir nehir
Seher vakti öten bülbül, açan gül
Şafakta çan, şafakta ezan zaman
KIŞ KÜSKÜNLÜKLERİ
Karlar erirken üşürüm
Kamyonlar gülerken sıçratır kusmuğunu
Yollar transparan giysiyle yapışık
Dolunay deli divane eder tuttuğunu
Kar üşür, ben üşürüm
Gece buza keser asfalt
Kırdığım camları hatırlatır düpedüz
Ve yüreğim ellerimdedir ellerim kanla bulaşık
Yine âşık olmadayım yüzde yüz
Kar erir, ben eririm
Gidişi gelişinden zor bu mevsimin
Eriyen karla akıp gider tevekkül
Bütün hislerim melûl, düşlerim karışık
Kaldırımdan ayaklarıma sızar tefekkür
Kar yürür, ben yürürüm
Yol taşımaz bu sevdayı ben taşırım
Bahara küskünüm, baharla gelecek sevdâlara
Ruhum hep o eski aşklarla dolaşık
Aldanmayacağım artık vedalara da
Kar küskün, ben küskünüm
NABUKADNEZAR
Asırlarca önceydi
Asurlar hâkimdi Maveraünnehir’de
Fırat ve Dicle, Basra’ya ayrı ayrı dökülürdü
Asırlarca önceydi
Bâbil kızları -her gece biri
Kulenin en üstündeki tapınakta yatarlardı
Tanrılarla paylaşırlarmış yataklarını
Arşa uzanan kulenin yeller eser yerinde şimdi
Bâbil’in en güçlü kralı Nabukadnezardır
Bâbil’in altın çağı onun çağıdır
Bâbil’in çöküşü de onunladır
Büyüklük sarhoşluğu değiştirdi kralı
Dörtayaküstü yürüdü
Otladı hayvanlar gibi
İnsanların hükümdarı düşer bir it derekesine
Tanrılarla arkadaşlık kurulan bu ülkede
Başlar bir it dalaşı
Senede bir defa yaşanan zina
Yaşanır her gece
GÖNÜL
Bu kararsız gönülle yollara düşülür mü
Sevda sevda üstüne kalp bina edilir mi
Böyle gün ortasında sevgili öpülür mü
Nedir senden çektiğim deli divane gönül
Sevdin mi sevmedin mi? Bak sen de bilmiyorsun
Kaç gönül yıktın ama hâlâ uslanmıyorsun
Saadet peşindeyken yine de gülmüyorsun
Nedir senden çektiğim deli divane gönül
Döktüğün gözyaşları dere olup da çağlar
Dıştan gülen gözlerin içten içe kan ağlar
Her attığın ok böyle döner de seni dağlar
Nedir senden çektiğim deli divane gönül
SESLİ DÜŞÜNME
Koşuyorsa atın niye dursun ki
Bırak dizginini koştursun dursun
Çıkmışsa kılıçlar kından bir kere
Boyanmadan al kanlara girmesin
Söz de artık söz de geri dönmesin
Koynumuza yârimizi almadan
Ak ellere kara kına çalmadan
Yolumuza eşkiyalar dolmadan
Koşturalım varılacak nereyse
Nereyedir bu koşturma nereye
Ne kaldı ki ülkümüzden geriye
Parsellenmiş vicdanlarla iyiye
Ve güzele ulaşmamız kabil mi
Boş yollara kanlarımız sebil mi
Güzelleri çirkinlere yâr eden
Arslanları kedilere boğduran
Hırsızlara iş bitiren dedirten
Bu tuhaf düzende yerimiz nere
Bu garip dünyada yönümüz nere
Yeise düşme sen, yeis haramdır
Biliyoruz bugün her yan talandır
Kim derse ki gaye tamam yalandır
İşimiz çok yol uzundur bunu bil
Uğraş didin boşa gitti çabalar
Bizi düşman değil kardeş yaralar
UYUMSUZ
1
Ağladığım zamanlar olur
Yüreğimi kaparım
Doğacak günlerimi öldürürüm
Acımasızca
Ben sabahların olmasını istemem
Güneş doğmasın üzerime
Karanlıklar benim alın yazım
Yüreğimi alsam elime
İşaret etsem en soğuk geceleri
Ve haykırsam
Kapkaranlık sonsuzluğu verin bana
Üzerindeki her şey sizlerin olsun
Öylesine kopar gök benden
Öylesine parçalar yüreğimi
Ayrılamadığım hayallerim olur
Gözler olur gözlerimi alamam
Unutamadıklarım olur
Ve alır götürürler sevdiklerimi
Gene karanlıklara dönerim ben
Karanlığa yazarım anılarımı
Kimsenin bilmesini istemem
Ve ağladığım zamanlar olur
Siyah bir fona siyah bir kalemle
Yazarım gözyaşlarımı
2
Durun
Artık burdan öteye dağ geçit vermez
Burdan öteye gidemez insan
Kayalar bile korku duyar bundan sonrası
Dağ bundan sonrası bir canavardır
Alır kolları arasına vadilere bırakır
Burdan öte yalnız kahramanlar yol bulur
Aşkın kahramanlarına geçit verir bu dağlar
Yalnız Keremler, Ferhatlar bilir sırrını
Kalbine güvenen varsa buyursun, işte dağlar
Sevenler neredeler
Sevgililer öte yanda kaldılar işte
Kim geçecek şimdi bu yardan
Kim aşacak dağları
Sevginiz kadar konuşun artık
Sevginiz kadar kahramanlaşın
Öyle kolay geçit vermez bu dağlar herkese
Bundan böyle sevenler arşınlasın
Yolları
Berikiler siz durun
3
Doğacak yeni vakit
Kurulacak bina
Çatılar çatılacak
Sağlam temeller üstüne
Yükselecek yeni bina
Ayaklarım vardı arşınlayacak
Yolları bucak bucak
Cenderelerde sıkıştırılan kollarım
Evreni saracak
Çalkalandı dünya umutla
Şarkı söyledi dalgalar
Dağlar hasret bulutlara
Ve çöktü üzerime kargalar
Meltemler hep uzak yörelerdedir
Buranın kaderi kasırgalar
4
Sen, ben
Ve deniz ve masmavi gökyüzü
Ve serpilmiş ikisi arasına
O gurup vakti, o dem
Bütün kızıllığınca
Uçkun bakışlarınla yaşadım
Sevginle dopdolu
Damla damla eridim yanında
Tükendim hasretinden
Ömür boyu
Ey sevgili ya sil beni gözlerinden
Ümid ver ya da… Ve terk et
Buluşmak üzre sonsuzluğumuzda
O beyaz ülkelerde… Yeniden
Yeniden ve aşk orda biteviye
5
Bu taş binalar ortasında benim ne işim var
Bu taş kalpler arasında ne geziniyorum
Ne arıyorum ben bu çöplükte
Ayaklarım bu kaldırımlarda yabancı
Tanıyorum… Bu çöplük de beni tanır
Uzun yıllar hep iç içe yaşadık
Fakat hep garipserdi o beni
Ben ise hep yabancı kaldım
Şimdi duydum ki; yabancılar çoğalmış
Çöpler de çöplüğün dışına taşmış
20.Yılma Durak. Doğu’nun Başbuğu! Mahkemeye verdiği savunmasında herkesi ağlattı. Evliydi. Eşi ve çocuğu vardı. Zindanın karşısında ev arıyordu hanımı… Ne de çok geçim sıkıntısı çekmişti. Küçücük bir adamdı. Türkiye’nin yarısı bilirdi onu. Onun yarısı da yanlış bilirdi. Bazıları kocaman biri sanırdı. Doğunun Başbuğu ve içeridekilerin işkencesi… Devran dönecekti işte…
21.“Divan” 1980. 12 Eylül’e az bir yıldan az bir zaman var. “Divan” dergisini çıkarıyoruz. Ziraat fakültesini bitireceğiz. Şehirde mücadele veriyoruz. Ama bir de köy var. Köy çocukları…
22.Sayfa 68’de “Pürtelaş” var. Her ikisi bir araya gelince Münzevi-Pürtelaş oluyor. Münzevi ve Pürtelaş; âdeta karakterim oluyorlar çoklukla… Münzevi-Pürtelaş Esra Yayınları arasından çıkan şiir kitabımın da adı.
23.Aruzla ilk tanışmam ortaokul sıralarında oldu. Ablalarım lisede okurken Nihat Sami Banarlı’nın lise edebiyat ders kitaplarından öğrendim aruzu. O sıralarda iki şiirim “Genç Şairler Antolojisi”nde yayımlandı. Aradan geçen çeyrek asırdan sonraki aruz denemelerimden biri de bu…
24.Bu da bir gazel. Yolda gazeli… Yol malum… Bu da Müstef’ilü, müstef’ilü, müstef’ilü, fa’lün vezninde… Vezin de redif de kafiye de naif… Ama burada hem serbest hem hece vezninin gizli hâkimiyet mücadelesi var. Yoldaki mücadeleler gibi…
25.Yeni bir tarz… Besteledim. Üç farklı bestesi var.
26.İlk kartvizitimi bastırmıştım. Artık işi, şanı belli adam, öyle mi? Kendiyle dalga geçen adam ne yapacak bu kartviziti?..
Ücretsiz ön izlemeyi tamamladınız.
₺70,95
Türler ve etiketler
Yaş sınırı:
0+Litres'teki yayın tarihi:
09 ağustos 2023ISBN:
978-605-121-929-5Yayıncı:
Telif hakkı:
Elips Kitap