Читайте только на Литрес

Kitap dosya olarak indirilemez ancak uygulamamız üzerinden veya online olarak web sitemizden okunabilir.

Kitabı oku: «Evliya Çelebi Seyahatnamesi’nden Seçmeler», sayfa 4

Yazı tipi:

Eski Saray

İstanbul’un Karadeniz tarafına, Galata ve Haliç’e bakan yüksek ve havadar bir yerinde Puzantin Kayser’in yaptırdığı eski bir kilise vardı ki dört tarafı sağlam duvarlardı. Bu kilisenin dört yönü öyle çimenlikler ve yollarla süslü idi ki Ulu Tanrı havada uçarı kuşlarla yerde yürüyen hayvanların her türlüsünü o ağaçlıklarda toplamıştı.

O kilisenin içinde Puzantin ve Kostantin zamanlarında 12.000 keşiş, rahip ve rahibe vardı ki kendi sapık âdetlerince riyazet içinde idiler.

Kilisenin yapılmasının sebebi şu idi: Hazreti İsa halifelerinden ve Havarilerden Şem’ûn, İstanbul’a gelip o ferah ve güzel yerde ibadetle meşgul oldu. Bütün yabani hayvanlarla alışkanlık peyda ederek onlara su vermek için yeri kazdı. Kazdığı yerden bir hayat suyu64 çıktı. Bütün hayvanlar oradan susuzluklarını giderdiler. Sonra Şem’ün oraya bir ibadethane yaptı. Zamanla Puzantin Kral o pınarlar üzerine adı geçen büyük kiliseyi yaptırdı.

Sonra Fatih o kiliseyi fethedip yerine 858 yılında (= 1454) Eski Saray’ın yapılmasına başlandı. 862’de (19 Kasım 1457-7 Kasım 1458) tamam oldu. Kulesiz, sursuz, bedeninde girinti, çıkıntı olmayan, hendeksiz bir duvardır. Fakat çok sağlamdır. Bütün duvarı mavi kurşunla kaplıdır. O asırda çepeçevre boyu 12.000 arşındı. Kare şeklinde kâgir bir yapıdır. Bir direği Sultan Bayazıd Kazancıları köşesinden Miski Sabunu Kapısı’na kadar giderdi. Oradan bir direği Tellak Mustafa Paşa Sarayı’nda nihayet bulurdu. Oradan bir direği Küçük Pazar Seddi ve sarnıcı üzerinde karar bulmuştu. Hâlâ Yeniçeri Ağası Sarayı ve Siyavuş Paşa Sarayı yeri o Eski Saray’ın yerinde idi. Oradan da bir direği ta Tahtelkale65 üstündeki sedden geçip yine Kazancı tüccarları köşesine gelince büyük bir saray hasıl olurdu.

İçinde türlü türlü düzlükler, birçok harem hücreleri, maksüreler,66 havuzlar, şadırvanlar, büyük bir mutfak, hassa kileri, 3000 Baltacı67 ile hademelere birçok evler yaptırdı. Ak Ağalar için bir, Kara Ağalar için de bir ev yaptırıp hepsinin üzerine Darüssade ağasını hâkim etti. Hasekiler68 ile kral kızını da bu Eski Saray’a koydu. Haftada iki kere Yeni Saray’dan Eski Saray’a gelirdi.

Eski Saray’daki Hayat Suyu

Fatih Mehmed Han, tabiat sahibi padişah olduğu için “Acaba İstanbul’un hangi suyu daha iyidir?” diye bütün hekimlerini toplayıp sordu. Onlar da Eski Saray’ın içindeki Şem’ün Pınarı’nı hafif, mutedil ve kolay sindirilir bir hayat suyu olarak gösterdiler. Beşer miskal69 pamuğu beşer miskal suya koyup sonra o suları güneşte kuruttular. Bütün pamuklar tartıldığı zaman Şem’ün Pınarı’nın suyu ile ıslatılan pamuk hepsinden hafif geldi. Hekimlerin sözü doğru çıktı. Fatih hazretleri daima o lezzetli sudan içerdi. Şu ana kadar gelen bütün padişahlar da ondan içerler.

Kilercibaşı ve Dış Sakabaşı taraflarından üçer kişi olmak üzere her gün altı kişi gelir. Üç seyishane yükü, ki yirmişer kıyye70 gelir, gümüş güğümlere o saf sudan doldurup su nazırı71 huzurunda kilercibaşının güvenilir adamlarının mührü ile kırmızı balmumuyla mühürlenir. Padişaha götürülür. Hâlâ o hayat çeşmesi Eski Saray’ın doğuya bakan kapısı önündedir ki Fatih, Eski Saray’dan dışarı bu hayat kaynağını yapmıştır. Hâlâ, Şem’ün Pınarı adı ile tanınan bir kevser suyudur.

Sonra, Kanunî Sultan Süleyman bu Eski Saray’ı üç mil kuşatır bir duvar yapıp üç kapı yaptırdı:

Divan Kapısı doğuya, Bayazıd Kapısı güneye, Süleymaniye Kapısı batıya bakar.

Süleyman Han bu sarayın dışına Belgrad, Malta,72 Rodos fetihlerinde ele geçen ganimet malından Süleymaniye Camisi’ni yaptırdı. Ayrıca medreseler, darülhadis, darülkurra,73 sübyan mektebi (= ilkokul), bir mezat yeri, bir aşhane, bir kervansaray, bir hastane, kendisine bir türbe, bir hamam ve ayrıca kavaflar, düğmeciler74, kuyumcular için çarşılar yaptırdı. Bunlardan başka Makbul İbrahim75 Paşa’ya büyük bir saray, yeniçeri ağalarına mahsus bir saray, Lala Mustafa Paşa ile Karamanlı Piri Mehmed Paşa için birer saray, Gebze’de cami yaptırmış olan Mustafa Paşa ile kızı İsmihan Sultan’a da birer saray, cami hademesi için bin hücre yaptırdı. Eski Saray’ın dört yanını umumi yollarla süsledi. Bu saray, bugüne kadar bir tarafla ilişiği olmayan büyük bir saraydır.

Yukarıda sayılan vezir sarayları ve imaretler hep Eski Saray alanında yapılmıştır. Fakat Eski Saray’ı yaptıran Fatih Sultan Mehmed’dir. Orada yeniçerilerin 160 bölüğüne, cemaate76 ve sekbanlara77 160 oda yaptırdı. Peykhane, kalenderhane, tersane, tophane, kâğıthane, baruthane ve nice bunun gibi büyük imaretlerle İstanbul’un içini dışını gaza malıyla bezedi ki her birini yerinde anlatacağız.

Fetih Sırasında İstanbul’a Hâkim Nasbolunanlar

İstanbul üç yılda o kadar mamur oldu ve öyle insan deryası hâlini aldı ki disiplin altında tutulması güç oldu. Çünkü yedi iklimden sayısız adam toplanmıştı.

Birinci hâkim Büyükvezir Mahmud Paşa idi. Ona bir oda ve maiyetine yeniçeriler, Muhzir Ağa,78 sipah kethüda yeri;79 cebeci, topçu ve azap80 çavuşları, bir bostancı odabaşısı, yeniçeriden bir tüfekçi ve bir mataracı verdi. Şehirlileri doğru yola getirmek için falaka ile değnek vurur, çarşamba günleri İstanbul içinde kol gezerek Un Kapanı’nda yapılan sanatkârlar divanhanesine gelip inerdi. Oradan Ye miş İskelesi Çardağı’na gelip bütün esnafla toplantı yapar, yemişlere narh koyardı. Oradan sebzehane divanına gelip sebzelere, daha sonra da salhaneye gelerek ete narh koyup sarayına dönerdi.

İkinci hâkim sekbanbaşı idi. Ona falaka, değnek verildi ama cellat verilmedi.

Üçüncü hâkim İstanbul mollası idi. Falaka, değnek ve borçluların hapsi fermanı verilmişti.

Dördüncü hâkim Eyüp mollası idi. Bu da ceza verme ve hapsetmeye yetkiliydi.

Beşinci hâkim Galata mollası idi. Hükmü altında olan ahaliye hükmü geçerdi.

Altıncı hâkim Üsküdar mollası idi. Bunun da ceza ve hapis ile hükmü geçerdi.

Yedinci hâkim ayak naibi idi. Esnafa narh ve teraziden dolayı ceza vermeye yetkiliydi.

Sekizinci hâkim ihtisap ağası idi. Bütün sanat sahiplerine hükmedip cezalandırmaya, idama, alışverişte doğru hareket etmeyenin azarlanmasına memur, yetkili bir hâkimdi.

Dokuzuncu hâkim asesbaşı idi.

Onuncu hâkim subaşı idi. Bu ikisinin kırbaç ve kamçıları vardı. Falaka ve değnekleri yoktu. Fakat şüpheli kimseleri bağlamaya ve mahkeme naibi ile bazı evleri basmaya memurdular. Her idam ettiklerini şeri izin ile ederlerdi.

Uygun mısra:

Hükm-i sultan olmasa gelmez hata cellattan.

On birinci hâkim İstanbul ağası idi.

On ikinci hâkim bostancıbaşı idi. Her gece köy ve kasabaları sabaha kadar gezerek suçlulara suç derecesine göre ceza verirler.

On üçüncü hâkim çorbacılardır. Her gece sabaha kadar 12 yeniçe ri çorbacısı kendilerine tabi beşer, ellişer, yüzer kişiyle kol gezip suçluları tutarlar. Bağlayıp dairelerine gönderirler, haklarından gelirlerdi.

On dördüncü hâkim kırklardı. Bunlar şeriat tarafından tayin olunurlardı. İstanbul’un dört mollalık yerinde kırk mahkeme vardı. Onlara “Kırk Hâkimler” denirdi. Bunların da ceza ve hapis yetkileri vardı.

On beşinci hâkim şeyhülislamdı.

On altıncı hâkim Anadolu kazaskeri idi ama cezaya yetkili değildi. Dört divanda dinleyip Anadolu’da olan kadılara hükmederdi.

On yedinci hâkim Rumeli kazaskeri idi. Fatih Kanunu üzere, Rumeli kadılarına padişahın hüküm ve beratlarını yazmaya memurdu.

On sekizinci hâkim Yedikule dizdarı idi. Yukarı makamlara herhangi bir konuyu arz etmeye yetkiliydi.

On dokuzuncu hâkim mimarbaşı idi. İstanbul’da yapılacak bir yapı için bundan izin almak lazımdı.

Yirminci hâkim kaptan paşa idi. Gece gündüz denize o hükmederdi.

Yirmi birinci hâkim Tersane kethüdası idi. Kasımpaşa semtinde bir suçlu bulunsa suçuna göre cezalandırıp idam dahi edebilirdi.

Yirmi ikinci hâkim Ok Meydanı’nda yeniçeri ocağından talimhanecibaşı ve korucular olup Ok Meydanı’nda kol gezerlerdi. Bir suçlu tutsalar aşçıbaşıya götürürlerdi. O da suçuna göre cezalandırırdı. Yahut yayların kirişiyle bir ağaca asıp oka tutarlardı. Ellerinde Fatih tarafından verilmiş ve her padişah tarafından yenilenmiş, bu derece yetki veren padişah fermanları vardı. Eğer suçlu askerse aman vermeyip bir ağaca asarlardı.

Sözün kısası İstanbul’un dört mollalık yerinde,

Boğaz’ın iki tarafında olan köy ve kasabalarda 33 hâkim, 35 nahiye kadısı vardı. Ama Beykoz kadılığı başka idi. Müneccimbaşıların meşrutası idi.

Bu kadılıklardan başka dört mollalığın hükmünde 186 nahiye ka dılığı, 360 subaşılık, 87 yeniçeri kolluğu ve sardarı vardır. 40 yerde serbest ufak subaşılıklar bulunurdu. Sözün sonu İstanbul eyaletinin dört mollalığında kadı ve subaşıların hepsi 1200 hâkimdi. Fatih kanunudur. Onlardan başka dört mollalığın bir de 150 türlü esnafın da zabit ve hâkimleri vardı ama idam etme yetkileri yoktu.

Fatih Camii

Zamanın tanınmış mimarları ve usta mühendisleri İstanbul’a toplandı. Nice bin büyük evliyanın dualarıyla yapılmasına başlandı. 867 yılında (= 26 Eylül 1462-14 Eylül 1463) yapılmaya başlanıp 875 yılında (= 30 Haziran 1470-19 Haziran 1471) bitirilmiştir. Bu ulu cami İstanbul şehrinin ta ortasındaki yüksek bir yerde yapılmıştır.

Caminin yerinde, Ayasofya’dan sonra birinci derecede sayılan bir mabed varmış. Depremle yıkılmış imiş. Mehmed Han’ın uğuru ile yapının temeli yerin dibine varınca üzerine Mehmed Han Camisi bina olundu.

Bu caminin sağ ve solundan kademeli taş merdivenle çıkılır ve yerden ta tepesine kadar mimar zirai ile 87 ziradır. Yer hizasından alt eşiğine kadar 4 zira kadar yüksekliktedir. 4 yüksek ayak üzerinde 15 parçalı büyük bir kubbedir. Mihrap tarafı dahi yarım kubbedir. Sağ ve solunda iki tane somaki mermerden amud vardır. Mihrap, minber, hünkâr mahfili, müezzinler mahfili beyaz mermerden, sade güzellikte, eski usul iştir. Kubbesinin içinde iki sıra kandillerle süslenecek tabakaları vardır.

Mihrabın sol tarafında, Cebe Ali hazretlerinin külaha benzer, dilim dilim bir sancağı vardır.

Kubbe kapısından mihraba varıncaya kadar çok kalabalık cemaat alacak geniş bir yerdir. Kandillerden başka asılmış vize vesaire yoktur. Fakat duaların kabul olunacağı ruhanıyetli bir camidir. Çünkü yapılırken işçiler arasında Müslüman olmayan kimse kullanılmamıştır. Bugüne kadar da kapısından içeri Yahudi girmemiştir. Hademeleri hep yıkanarak hizmet ederlerdi. Vecid sahibi kimselerin daima geldiği bir yerdir. Kıble kapısından dışarı çıkarken sağ tarafta, dört köşe ak mermer üzerinde, tezhipli ve lacivert ile ve Hattat Demirci Çelebi’nin yazısıyla Peygamber’in İstanbul fethi hakkındaki hadisi kazılmıştır. Haremin81 dört cihetinde, yan sofaları üzerinde ibretle bakılacak renk renk nakışlı sütunlar vardır ki insan hayran olur. Hatta haremin kıble kapısının iç yüzündeki sütunda bulunan taşın çizgilerinde sof hırkalı, Mevlevi külahlı, eli yelpazeli bir derviş sureti vardır ki sanki canlı gibidir. Herkes temaşa eder. Bu haremin ta ortasında bir havuz vardır ki dört tarafında sekiz sütun üzerinde bir mevzun levhalı kurşunla örtülü muhteşem bir kubbedir. Bu havuzun dört tarafında göğe yükselen, minarelerle aynı boyda yeşil serviler vardır ki güya her biri birer yeşil melektir.

Caminin sağında, solunda birer tabakalı taşla yapılmış yüce minareleri vardır ki seyredilmeye değer. Haremin zemini öyle renk renk mermerlerle döşenmiştir ki sanki gökyüzü mermerleridir. Haremin dört tarafındaki pencerelerin dışarı eteklerindeki kitabeler içinde yeşil somaki üzerine beyaz ham mermerle, Yakuti Müstasami tarzında bir yazıyla Fatiha suresi yazılmıştır. İslam ülkelerinde bugüne kadar mermer üzerinde Yakut hattı görülmemiştir ve o havuz üzerine üstad, hünerini göstermek için sarı pirinçten bir kafes örmüştür ki bu da dikkat çekicidir.

Büyük havuzun içinde kadeh şeklindeki sanatkârane mermer fıskiyelerden su fışkırmakta olup gece gündüz akmaktadır. Yuvarlak havuzun dört köşesindeki kaynaklardan kalabalık cemaat abdest tazeleyip suyundan içerek susuzluk giderirler. Velhasıl o büyük yapının tamamlanmasına yıpranırcasına çalışıp onu göğe benzer şekilde öyle bir güzel yapmışlardır ki anlatmakta dil acizdir.

Bu caminin mihrabı önünde, cennet bahçesine benzer bir bahçe içinde Gazi Fatih’in ve ailesinin türbesi vardır. Ondan başka, caminin üç yanında büyük bir odaya benzer bir haremi vardır ki sekiz kapılıdır. Bu haremin iki tarafında çok güzel bahçeler vardır. Onun dışında, caminin iki tarafında Semaniye Medreseleri82 vardır ki öğ rencilerle doludur. Onların dışında, umumi yolda, medreselerin iki yönünde softaların83 odaları vardır.

Onlar da öğrencilerle doludur. Bir aşhane, hastane, büyük bir konukevi, eski bir hamam, sübyan mektebi ve bezenmiş bir camidir. Yüksek bir yerden dört yanında olan imaretlere dikkatle baksan safi kurşundan gömgök bir imaretler topluluğu görürsün ki parlayıp durur.

Bu eserlerden başka Koca Fatih’in nice nice imaretlerle İstanbul’un içinde ve dışında yaptırdığı büyük eserler yeni şehri mamur edip şenlendirmiştir.

Bir zaman sonra Koca Mimar Sinan, mimar halifeliğinden (= kalfalığından) başmimar olup camiye nice nice eklentiler yaptı. Daha sonra “Ali Kuşçu” adlı, nücum ilminde (= astronomide) şöhretli bilgin geldi. Caminin hareminin içinde, Boyacılar Kapısı tarafında Müslüman çocukları için Kur’an dershanesi olarak yapılan yüksek kubbe önünde dört köşe bir beyaz mermer içine vakit tayini için bir alet yaptı ki dünyada eşi yoktur.84

Kanunî Zamanındaki Büyükvezirler 85

İlk büyükvezir Karamanlı Piri Mehmed Paşa’dır. Kanunî tahta geçtiği zaman o, büyükvezirdi ve büyükvezirlik yine kendisinde bırakıldı.

Büyükvezir Makbul ve Maktul İbrahim Paşa, harem-i hastan yetişmiştir. Büyükvezirlikle Mısır’a gidip Hain Ahmed Paşa’yı astırarak Mısır Kalesi’ne yedi kule yaptıktan sonra Mısır’ı imar ederek İstanbul’a geldi.

Büyükvezir Ayas Paşa, Arnavut asıllıdır. Harem-i hümayun’da yetişmişti. Sonra yeniçeri ağası, Rumeli eyaleti valisi ve vezir oldu.

Büyükvezir Lûtfi Paşa da inatçı Arnavut kavmindendir. Harem-i hümayundan nice sancaklara sancak beyi olduktan sonra vezirlikle şeref buldu. Büyükvezir Süleyman Paşa, Akhadımlardan dolup haremden yetişti. Şam’a, oradan Mısır’a gitti. Oradan donanma ile Hindistan’a gidip Bender-i Diyü ve daha nice kaleleri Portekizlilerden alıp Hind racasına hediye etti. Birçok ganimet malıyla Yemen’deki Aden İskelesi’ni fethetti. Özdemir Bey ile birlikte Habeş’i86 aldı. Sonra İstanbul’da büyükvezir oldu.

Büyükvezir Ahmed Paşa, Arnavut kavmindendi. Tedbir, cesaret ve gösterişle meşhur bir vezirdir. Harem-i hümayundan kapıcıbaşılığı ile çıkıp yeniçeri ağası, Rumeli valisi, sonra büyükvezir oldu. Acem Şahı Şah Tahmasb’ı gece baskını ile bozdu. Sonra Tımışvar’ı fethetti.

Büyükvezir Kalın Ali Paşa, Hersek sancağında Perçe kasabasındandır.87 Saraydan Kapıcıbaşılıkla çıkıp yeniçeri ağası, Mısır valisi, ondan sonra büyükvezir oldu. Çok iri yarı adammış.

Sonra Sokullu Koca Mehmed Paşa büyükvezir oldu. Bosna sancağında “Sokol” yani “Şahin” kasabasındandır.88 Harem-i hastan kapıcıbaşı olarak çıktı. Nice sancak beyliğinde, Rumeli eyaleti valiliğinde bulundu. Neticede üç padişaha 40 yıl89 büyükvezir olup bir mahlul90 getiren Serhadli fedai onu Kubbe Altı’nda bıçakla birkaç yerinden yaralayarak öldürmüştür.

Büyükvezir Olmayan Kubbe Vezirleri

Gebze’de imaret ve cami yapan Vezir Mustafa Paşa (= Çoban Mustafa Paşa) Bosnalıdır.

Vezir Ferhad Paşa, Arnavut asıllıdır.

Vezir Koca Kasım Paşa, Süleyman Han’ın şehzadeliği sırasında defterdarı, sonra lalası oldu. İhtiyar olduğu için dördüncü vezir olup Selanik’te emekli iken orada bir cami yaptırıp öldü.

Vezir Hain Ahmed Paşa, Arnavut’tur. Harem-i hümayundan çıkıp yeniçeri ağası, Belgrad fethinde Rumeli valisi oldu. Sonra Mısır’da asi olup Babı Zuveyl’de asıldı.

Vezir Güzelce Kasım Paşa, haremden çıkıp vezir olarak Mora Adası’nda Anaboli Kalesi’ni üç yıl kuşatıp fethetti. Sonra İstanbul civarında Kasımpaşa kasaba ve camisini yaptırdı. Burası Kasımpaşa adıyla anılır.

Vezir Hacı Mehmed Paşa, Budin veziri iken bir Yahudi hekim, zehirli şerbet verip öldürdü. Sonra “Mehmed adında kırk adam zehirledim.” diye itiraf ederek öldürüldü. Mehmed Paşa, Budin’de gömülüdür.

Vezir Hüsrev Paşa, Koca Lala Mustafa Paşa’nın büyük bir adamıdır.

Önce çeşnigirbaşı, sonra kapıcılar kethüdası, Rumeli ve Mısır valisi oldu.

Vezir Hadım İbrahim Paşa nezaket ve edep sahibi, ağırbaşlı, ihtiyar, cesur bir vezirdi. Silivri Kapısı’nın iç yüzündeki cami onun hayratıdır.

Vezir Hadım Haydar Paşa, Haremi Hasta Kapı Ağası iken dışarı çıkarılıp Şehzade Mustafa öldürüldüğü zaman91 ona meyli var diye itham olunarak azlolundu. Hersek sancağında emekli oldu. Bilgi sahibi, söz eri, yoksulları seven büyük bir vezirdi.

Vezir Palak Mustafa Paşa, Bosnalıdır. Arnavutça “palak”, “koca” demektir.92 O adla lakaplı, öfkeli ve cesur bir vezirdi. Mısır veziri ve kaptan oldu. Eyüp’te gömülüdür.

Vezir Damad Ferhad Paşa, Şehzade Mehmed Han’a damat olmuştur. Eski Saray’dan bir köşesini bölüp Sultan Bayazıd civarında bunlara bir saray yaptılar. Hattat olduğu için Mushaf yazıp onunla geçinmiştir. Bir Mushafı hâlâ Bayazıd Han Türbesi’ndedir.

Vezir Mustafa Paşa,93 Halid İbni Velid neslindendir. Şemsi Paşa’nın kardeşidir ve ondan büyüktür. Haremde yetişip çakırcıbaşı olmuştur. Rumeli eyaleti valisi olarak Malta üzerine kumandan tayin edilmiş, fethedemeden gelince hacca giderek orda ölmüştür. Babam tarafından gömülmüştü.

Süleyman Han’ın Beylerbeyleri

Behram Paşa: İç oğlanları taşla vurup kendisini şehit ettilerse de sonra hepsi öldürüldüler.

Davud Paşa: Mısır valisi iken merhum oldu.

Üveys Paşa: Şam beylerbeyi iken merhum oldu.

Dukaginoglu Gazi Mehmed Paşa: Mısır valisi oldu.

Öteki Üveys Paşa: Yemen kumandanı iken Aden şehrinde öldü.

Eşkiya Pehlivan Hasan’ın eliyle şehitlik kadehini içti.

Özdemir 94 Paşa: Mısır Sultanı Gavri’nin akrabasından Çerkez asıllı, cesur ve yiğitti. Habeş fatihidir.

Yahya Ömer Paşa: Belgrad’da camisi, imaretleri ve nice hayratı vardır.

Gazi Kasım Paşa: Süleyman Han, Beç95 Kalesi’ni kuşatıp kışın şiddetinden fethedemeyip dönünce bu Gazi Kasım Paşa 12.000 serdengeçti96 ünlü bahadır, yarar yiğitlerle Almanya’ya daldı. Üç ay yağma ve talan edip kâfirlere rahne verirken beri tarafta Süleyman Han, Cankurtaran Kalesi’ne düşüp can kurtardı. Gazi Kasım Paşa’nın bütün adamları Almanya’da şehit olup kendisi üç kişiyle Venedik ülkesinin Osek97 Kalesi’ne geldi. Ben o şehitleri Alman diyarında nice yerde ziyaret etmişimdir.

Güzelce Rüstem Paşa: Haremden çıkıp yeniçeri ağası, sonra Budin valisi olmuştur.

Süleyman Paşa: Haremden yetişip İstolni Belgrad’da Gölbaşı muhafazasında merhum olup kale kapısı önünde gömülüdür.

Osman Paşa: Has Saray’dan çıkmıştır. Çerkez asıllı yarar adamdı. Nahçıvan seferine Şah ordusuna gece baskını yaptığı için kendisine Erzurum eyaleti ihsan olundu.

Gazi Hasan Paşa: Yemen ve Habeş’e gitti. Sonra Tımışvar valisi oldu.

Solak Ferhad Paşa: Bağdat valisi iken orada öldü.

Baltacı Mehmed Paşa: 98 Bosnalıdır. Bağdat’tan azlolunup İstanbul’da öldü.

Hurrem Paşa: Bosnalıdır.

Pir Paşa: Ramazanoğullarındandır.

Musa Paşa: İsfendiyar hanedanındandır. Erzurum valisi iken Gürcü Keferesi savaşında şehit oldu.

Hadım Ali Paşa: Mısır valisi iken merhum oldu.

Arslan Paşa: Lala Mehmed Paşa’nın oğludur. Budin Baruthanesi’ni bu yaptırmıştır. Tatavpapa Kalesi’ni kâfirlerin istila etmesi üzerine suçlu sayılmış ve Süleyman Han’ın otağı önünde öldürülüp şehitler zümresine katılmıştır.

Ayas Paşa: Büyükvezir Koca Sinan Paşa’nın kardeşidir. Haremden yetişip sonra öldürüldü.

Eski Behram Paşa: Bağdat valisi iken şöhret bulmuştur.

Ahmed Paşa: Haremden çıkıp 20 yıl Anadolu’da hâkim olmuş, Ankara’da bir hamam ve bir Mevlevihane yaptırmıştır.

Ulama Paşa: Teke Eli’nden Acemlere tutsak düşüp sonra han oldu. Oradan Anadolu’ya kaçıp kendisine Lipva sancağı ihsan olundu. Orada 40 gün düşman kuşatmasına karşı koyup çaresiz kalarak kaleyi kâfirlere teslim etti. Aman ile dışarı çıkarken “kırk gün niçin savaştın” diye kâfirler tarafından şehit edilmiştir. Lipva’da gömülüdür.

Yularkısdı 99 Paşa: Haremden çıkmıştır.

Şemsi Ahmed Paşa: Kızıl Ahmedliler’den Beşinci Vezir Mustafa Paşanın kardeşidir. Üç padişaha has nedim olmuştur.

Hacı Ahmed Paşa: Bu da Kızıl Ahmedlilerdendir.

Damad Hasan Paşa: Süleyman Han’a damat olup Acemistan’a kaçan Şehzade Bayazıd için Acemistan’a elçilikle giderek Şehzade Bayazıd’ı çocuklarıyla birlikte alıp Sivas Kalesi’nde boğarak şehit etmiş ve Paşa Kalesi yakınında gömmüştür. Ziyaret ettim.

İskender Paşa: Bostancıbaşılıktan Anadolu valisi oldu. Çerkez’dir.

Oradan Diyarıbekir’de 15 yıl valilik etti. Orada merhum oldu.

Temerrüd 100 Ali Paşa: Bosnalıdır.

Kara Mustafa Paşa: Has odadan çıkmıştır.

Hızır Paşa: Hızır gibi Şam ve Bağdat’ı dolaşmış, haremden çıkmış, ağırbaşlı, kanaatkâr, bekâr bir adamdı.

Kara Murad Paşa.

Sofu Ali Paşa: Haremden çıkıp Mısır valisi iken derdinden kahr ile Kahire’de merhum oldu.

Hüsrev Paşa.

Muzaffer Paşa.

Gazanfer Paşa.

Güllabî Paşa: Derviş adam olmakla emeklilik isteyip daima babamla arkadaşlık ederdi. Evliya derecesinde iyi huylu, tatlı sözlü bir ihtiyardı.

Mehmed Han Paşa: Dulkadiroğullarındandır. Şah İsmail’e gitmiş, sonra pişman olarak yine Osmanlı hanedanına gelip Rumeli ve Anadolu’da büyük sancaklara hâkim olmuştur. Unvanı “cenab” olarak anılarak adı yüceltilirdi.

64.Evliya Çelebi’nin sık sık kullandığı “hayat suyu” (abıhayat) çok lezzetli, güzel su demektir.
65.Bugün Tahtakale denen yer
66.Padişahlara, imamlara, müezzinlere mahsus hususi odalar.
67.Saray işlerine bakan ve sarayı koruyan hususi bir asker sınıfı.
68.“Haseki” türlü manaları arasında padişah zevcesi manasında da kullanılmaktadır ki buradaki anlamı da budur.
69.Eskiden kullanılan bir ağırlık ölçüsü. Bir buçuk dirhemdir. Bugünkü ölçü ile iki gram kadar tutmaktadır.
70.“Okka” dahi denilen bir ağırlık ölçüsü. Aşağı yukarı 1280 gramdır.
71.“Nazır” o zamanki teşkilata bugünkü “müdür” yerinde kullanılıyordu.
72.“Malta” Osmanlılar tarafından alınmamıştır. Evliya Çelebi bu kelimeyi pek muhtemeldir ki “Budin” yerinde kullanmıştır.
73.Darülkurra, Kur’an’ı usulüyle okumayı öğreten okulların adıdır.
74.Eski yazıya göre bu kelime “dökmeciler” diye de okunabilir.
75.Metinde “Makbul Siyavuş Paşa” diye geçmekte ise de yanlış olduğu bellidir. Osmanlı tarihinde ve Kanunî çağında “makbul” sıfatını yalnız bu İbrahim Paşa almıştır.
76.Yeniçeri bölüklerinin bir kısmına verilen ad.
77.Bu da öyle.
78.Yeniçerilerin büyük subaylarından biri.
79.Kapıkulu sipahilerinin büyük subaylarından biri.
80.Anadolu Türklerinden toplanan piyade askeri
81.Caminin bahçe veya avlusuna “harem” denir.
82.“Semaniye” Arapça “sekiz” demek olup Fatih’in cami civarında yaptırdığı sekiz medrese “Semaniye Medreseleri” diye veya “Sahnı Seman” diye adlandırılmış ve İstanbul’un en yüksek öğrenim müessesesi olup yani o zamanın üniversitesi hâline gelip pek değerli bilginler yetiştirmiştir.
83.“Softa”, medrese öğrencisi demektir.
84.Türkistanlı olan Ali Kuşçu meşhur Uluğ Bey’in öğrencisidir. En sonunda Fatih’in hizmetine girmiş ve İstanbul’da hicri 879(= 18 Mayıs 1474 6 Mayıs 1475)da ölmüştür.
85.Sadrı a’zam (= sadrazam) veya veziri a’zam yerine “büyükvezir” dedim.
86.Habeşistan’ın bütünü olmayıp Kuzey Habeşistan’ın kıyı bölgeleri.
87.Daha çok “Semiz Ali Paşa” diye anılır.
88.“Sokollu” demek lazımken kelime Türkçenin ses uyumu kanunlarına göre Sokullu hâline gelmiştir. Çünkü Türkçede “o”, “ö” harfleri yalnız ilk hecede bulunur.
89.Sokullu’nun büyükvezirliği 14 yıl ve 3 aydan biraz fazladır.
90.“Münhal yer” demek istiyor.
91.Şehzade Mustafa 6 Ekim 1553’te idam edildi. Bu idam müthiş bir boğuşmadan sonra oldu. Çünkü Şehzade çok güçlü idi.
92.Mustafa Paşa, Bosnalı olduğu hâlde ona Arnavutça bir lakap takılması biraz gariptir. Belki Evliya Çelebi “Boşnakça” diyecek yerde “Arnavutça” demiştir.
93.Dördüncü Vezir Mustafa Paşa, Kastamonu ve yöresinde beylikleri olan Çandaroğulları veya Kızıl Ahmedliler hanedanından olup halis Türk ailesidir. Kendilerini Arap kumandanı Halid İbni Velid soyundan göstermeleri, yukarıda da işaret ettiğimiz gibi İslami taassubun sevimsiz bir tezahüründen başka bir şey değildir.
94.Metinde bu “Özdem” şeklindedir.
95.“Beç”, Viyana’ya Osmanlıların verdiği isim.
96.Bir sınıf gözü pek, fedai asker.
97.Bu şehir, o zaman Venedikliler elinde bulunan Slovenya’nın bir şehri idi.
98.Tabii, Purut Savaşı kumandanı Baltacı Mehmed Paşa’dan başka.
99.Metinde “Pulad Kasd” şeklinde ise de imla yanlışı olduğu bellidir.
100.“Temerrüd” Arapça bir kelime olup “dikbaşlılık” demektir. Bunun “mütemerrid” olması da muhtemeldir. Mütemerrid “inatçı, dikbaşlı” demektir. Eski harflerde bu iki kelimenin yazılışı birbirine çok benzer. Birincisi “tmrd”, İkincisi “mtmrd” şeklinde yazılır.

Ücretsiz ön izlemeyi tamamladınız.

Türler ve etiketler

Yaş sınırı:
0+
Litres'teki yayın tarihi:
09 ağustos 2023
Hacim:
5 s. 9 illüstrasyon
ISBN:
978-605-121-599-0
Yayıncı:
Telif hakkı:
Elips Kitap
Metin
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Metin
Ortalama puan 5, 1 oylamaya göre
Metin
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Metin
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Metin
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Metin PDF
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Metin PDF
Ortalama puan 5, 1 oylamaya göre
Metin
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Metin
Ortalama puan 4,6, 10 oylamaya göre
Metin
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre