Читайте только на Литрес

Kitap dosya olarak indirilemez ancak uygulamamız üzerinden veya online olarak web sitemizden okunabilir.

Kitabı oku: «Cennet Bedava Cehennem Parayla», sayfa 6

Yazı tipi:

A’râf Sûresi

Bismillahirrahmanirrahim.

1. Elif Lam Mim Sad, 2. Bu, sana, kendisiyle (inanları) uyarman için ve müminlere öğüt olarak indirilmiş bir kitaptır. Artık ondan dolayı göğsünde bir sıkıntı olmasın.

3. Rabbinizden size indirilene uyun. Onu bırakıp başka dostlara uymayın. Ne kadar da az öğüt alıyorsunuz.

4. Nice memleketleri helak ettik onlara azabımız gece uykusuna dalmışken yahut gündüz istirahat halinde iken gelmişti.

16. Şeytan dedi ki, “öyle ise beni azdırmana karşılık, yemin ederim ki ben de onları saptırmak için Senin dosdoğru yolunun üzerine elbette oturacağım.”

17. Sonra (pusu kurup) önlerinden arkalarından sağlarından ve sollarından sokulacağım ve sen onların çoğunu şükreden (kimseler) bulamayacaksın.

18. Allah, dedi ki, “yerilmiş ve kovulmuş olarak çık oradan. And olsun, onlardan kim sana uyarsa sizin, hepinizi cehenneme doldururum.”

19. “Ey Adem! Sen ve eşin cennette kalın. Dilediğiniz yerden yiyin. Fakat şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz.”

20. Derken şeytan, kendilerinden gizlenmiş olan avret yerlerini onlara açmak için kendilerine vesvese verdi ve dedi ki, (öyle ise yasak ağacın meyvesinden yiyin ki melek olasınız yahut cennette ebediyen kalasınız.) “Rabbiniz size bu ağacı ancak melek olmayasınız ya da (cennette) ebedi kalacaklardan olmayasınız diye yasakladı.”

21. “Şüphesiz ben size öğüt verenlerdenim” diye de onlara yemin etti.

22. Bu suretle onları kandırarak yasağa sürükledi, ağaçtan tattıklarında kendilerine avret yerleri göründü. Derhal üzerlerini cennet yapraklarıyla örtmeye başladılar. Rableri onlara, “ben size bu ağacı yasaklamadım mı? Şeytan size apaçık bir düşmandır, demedim mi?” diye seslendi.

23. Dediler ki: Rabbimiz! Biz kendimize zulüm ettik. Eğer bizi bağışlamaz ve bize acımazsan mutlaka ziyan edenlerden oluruz.

24. Allah dedi ki: “birbirinizin düşmanı olarak inin(oradan). Size yeryüzünde bir zamana kadar yerleşme ve yararlanma vardır.”

25. Allah, dedi ki: “Orada yaşayacaksınız, orada öleceksiniz ve oradan (mahşere) çıkarılacaksınız.”

Edep, tecrübe ile (yani bizzat yaşanarak) kazanılır.

Sabah uykusu, acizlik, tembellik, gevşeklik ve unutkanlığa sebep olur.

Sizin en kötünüz, söz taşıyan, dostların arasını bozan ve ayıp araştırandır.

İstişare etmek, pişmanlığa karşı kaledir.

Danışan pişman olmaz. İnsanı pişman eden, kendi görüşündeki ısrardır. (Maverdi)

 
Allah’a dayan saye sarıl hikmete ram ol,
Yol varsa budur bilmiyorum başka çıkar yol.
Allah bu millete bir daha İstiklal marşı yazdırmasın.
Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır.
 
(Mehmet Akif Ersoy)
 
İyilik yapanla kötülük yapanı bir tutma.
İyilik edeni duadan unutma.
İyiliği unutup kusuru saklayan dost değil, düşmandır.
Dostunun hatasına dayanamayan ölüm hastalığında yalnız kalır.
Dostun, gözün gibi olan insandır.
İyi arkadaş hayatın süsü ve belada yardımcısıdır.
Yardım et ki, yardım olasın,
Kötülük edene iyilik et ki, ona sahip olasın.
Kendine razı olduğun sözü insanlara söyle.
Güzel ahlakın en güzeli sana gelmeyene senin gitmendir.
Seni mahrum edene senin iyilik etmendir.
Sana zulmedeni affetmendir.
Halkın sana ihtiyacı, hakkın nimetinin revaç bulmasıdır.
Tevazu ilmin meyvesidir.
Tevazu şeref süsüdür.
Tevazunun meyvesi yükselmektir.
Kanaatin meyvesi azizliktir.
Sana söz getiren, senden de söz götürür.
Babasına ve annesine itaatli olan,
Evladını kendisine itaatli bulur.
Dünya ile olan gönül zarardadır.
Ukba ile olan gönül erir.
Mevla ile olan gönül temiz ve güzeldir.
 
(Erzurumlu İbrahim Hakkı)
HEDİYELEŞMEK:

Hediye bir kimseye karşılıksız verilen şey, armağan anlamındadır. Hediyeleşmek ise, karşılıklı olarak hediye alıp vermeye denir.

Peygamberimiz (s.a.v) hadisi şeriflerinde size her hangi bir iyilikte bulunana karşılık veriniz. Verecek bir şey bulamazsanız ona dua ediniz ki kendisine karşılık verdiğiniz bilinmiş olsun buyurmuştur.

HİDAYET:

Hidayet: hedefe götüren şeyi göstermek, rehberlik yapmak bir hedefe giden yolda yürümek, iyilik ve yumuşaklıkla yol göstermektir. İslam’ın bir adı sırat-ı müstakim yani dosdoğru yol ise diğer adı da hidayettir. Yani insanı Allah’a (c.c.) götüren yol. Bir başka deyişle, insanı dünya hayatının amacına ulaştıran rehberdir. Hidayetin karşıtı dalalettir. Yani sapıklıktır. Bir kimsenin bir Müslüman’ın eliyle hidayeti bulması, o Müslüman için çok miktardaki dünya malından daha hayırlıdır.

HİLM:

Hz. Peygamber(s.a.v)in Hilmi: Hz. Peygamber(s.a.v) in ahlakından biri de Halim olmasıdır. Peygamber (s.a.v) in Medine’ye hicretinden sonra Uhut savaşında kâfirler onun mübarek yanağını yaralamışlar. İki dişini kırmışlardı. Bu halde iken bile onlara beddua etmemiş. Allah’ım kavmime hidayet ver, çünkü onlar bilmedikleri için böyle yapıyorlar. Diye duada bulunmuştur. Sahabeden birisi bu durumda iken: ya Resulullah beddua etsen olmaz mı? Diye sordu. Peygamber(s.a.v) bunun üzerine şöyle buyurdu. Ben lanetçi olarak gönderilmedim.

HIFZ-I LİSAN: dili tutmak

Huluk: Huluk, huy, tabiat, yaratılış ve seciye anlamındadır. Cahiliye şairinin şu bilgice söylemiş sözü ne kadar anlamlıdır. Bir kimsenin gizli huyu varsa varsın o huyunun gizli kalacağını sana dursun, o er geç ortaya çıkar ve bilinir. Zaten Hz. Peygamber (s.a.v.) de hangi mümin imanı itibariyle daha faziletlidir? sorusuna:

Huyu en güzel olandır, demiyor muydu? İmanı en güzel kâmil müminler ahlaken de en güzel olanlardır. 2. İnsan ibadet ve itaatle alamayacağı yolu ahlakı hasene ile alır.3. Teraziye ilk konulacak şey güzel ahlaktır gibi pırlanta sözler.

A’RÂF SÛRESİ…

57. O, rüzgârları rahmetinin önünde müjdeci olarak gönderendir. Nihayet rüzgârlar ağır bulutları yüklediği vakit, onları ölü bir belde(yi getirmek) için sevk ederiz de oraya suyu indiririz. Derken onunla türlü türlü meyveleri çıkarırız. Ola ki ibretle düşünürsünüz.

58. (toprağı) iyi ve elverişli beldenin bitkisi, Rabbinin izniyle bol ve bereketli çıkar. (toprağı) kötü ve elverişsiz olandan ise, faydasız bitkiden başkası çıkmaz. Şükredecek bir toplum için biz ayetleri işte böyle değişik biçimlerde açıklıyoruz.

70. Onlar, “sen bize tek Allah’a ibadet edelim, atalarımızın ibadet edegeldiklerini bırakalım diye mi geldin? Eğer doğru söyleyenlerden isen, haydi bizi tehdit ettiğin azabı bize getir” dediler.

71. Hud, “artık size rabbinizden bir azap ve öfke inmiştir. Allah’ın haklarında hiçbir delil indirmediği, yalnızca sizin ve babalarınızın uydurduğu bir takım isimler düzmece tanrılar) hakkında mı benimle tartışıyorsunuz? Öyleyse (başınıza geleceği) bekleyin! Ben de sizinle beraber bekleyenlerdenim!” dedi.

72. Bunun üzerine biz onu ve beraberindekileri tarafımızdan bir rahmetle kurtardık. Ayetlerimizi yalanlayan ve iman etmemiş olanların ise kökünü kestik.

80. Lutu da peygamber olarak gönderdik. Hani o kavmine şöyle demişti: “sizden önce âlemlerden hiçbir kimsenin yapmadığı çirkin işi mi yapıyorsunuz?”

81. “hakikaten siz kadınları bırakıp, şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Hayır, siz hattı aşan bir toplumsunuz.”

82. Kavminin cevabı ise sadece, “çıkarın bunları memleketimizden! Güya onlar kendilerini fazla temiz tutan insanlar! demek oldu.

83. Bunun üzerine biz de onu ve karısı dışında aile fertlerini kurtardık. Karısı ise azap içinde kalanlardan oldu.

84. Onların üstüne bir azap yağmuru yağdırdık. Bak suçluların akıbeti nasıl oldu.

90. Şuayb’ın kavminden inkâr eden ileri gelenler dediler ki: “Ey ahali and olsun ki eğer Şuayb’a uyarsanız, o takdirde mutlaka siz zarar edenler olursunuz.”

91. Derken onları o korkunç sarsıntı yakaladı da yurtlarında yüz üstü hareketsiz çöke kaldılar.

30. Allah bir kısmına hidayet etti, bir kısmına da sapıklık layık oldu. Çünkü onlar Allah’ı bırakıp şeytanları dost edinmişlerdi. Kendilerini de doğru yolda olduklarını sanıyorlardı.

31. Ey âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin.) Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.

32. De ki: “Allah’ın kulları için yarattığı ziyneti ve temiz rızkı kim haram kılmış?” de ki: “Bunlar dünya hayatında müminler içindir. Kıyamet gününde ise yalnız onlara özgüdür. İşte bilen bir topluluk için ayetleri ayrı ayrı açıklıyoruz”

38. Allah şöyle der: “sizden önce gelip geçmiş cin ve insan toplulukları ile birlikte ateşe girin.” Her topluluk(arkasından gidip sapıklığa düştüğü) yoldaşına lanet eder. Nihayet hepsi orada toplandığı zaman peşlerinden gidenler kendilerine öncülük edenler için, “Ey Rabbimiz! Şunlar bizi saptırdılar. Onlara bir kat daha ateş azabı ver” derler. Allah, der ki: “her biriniz için bir daha azap vardır.”

45. Onlar Allah yolundan alıkoyan ve onu, eğri ve çelişkili göstermek isteyenlerdir. Onlar ahireti de inkâr edenlerdir.

46. İkisi (cennet ve cehennem)arasında bir sur, Araf üzerinde de bir takım adamlar vardır. Cennet ve cehennemliklerin hepsini simalarından tanımaktadırlar. Cennetliklere, “selam olsun size!” diye seslenirler. Onlar henüz cennete girmemişlerdir ama bunu ummaktadırlar.

47. Gözleri cehennemlikler tarafına çevrildiği zaman, “ey Rabbimiz! Bizi zalim toplumla beraber kılma” derler.

52. And olsun biz onlara, bilerek açıkladığımız bir kitabı, inanan bir toplum için bir yol gösterici ve rahmet olarak getirdi.

53. Onlar ise ancak (“görelim bakalım!” diye) Kuran’ın bildiği sonucu (tevilini) bekliyorlar. Onun bildiği sonuç gelip çattığı gün, önceden onu unutmuş olanlar derler ki: “Gerçekten Rabbimizin peygamberleri hakkı getirmişler. Şimdi bizim için şefaatçiler var mı ki bize şefaat etseler ve (dünyaya) döndürülsek de yaptıklarımızdan başkasını yapsak?” gerçekten onlar kendilerine yazık etmişlerdir. (ilah diye) uydurdukları (putlar) da onları yüz üstü bırakarak uzaklaşıp kaybolmuşlardır.

Kötü kimse, başkalarının ayıplarını saymak isterken, kendini dile getirir.

Akıl dışında olan şeyler, keşif ve müşahedeyle kalp gözüyle anlaşılır.

Akıl bunları anlayamaz. Nitekim buzum uzuvlarımız aklın anladığı şeyleri anlamıyor.

Huzur ve afiyet, bir köşede oturmak değildir.

Afiyet nefsinden kurtulmaktır. Kurtul da ondan sonra dilersen bir köşede otur.

Dilersen halk içine karış!

Her kime şu beş saadet verilmişse, tatlı yaşayışın dizgini onun eline bırakılmıştır.

1. Vücut sağlığı,

2. Güven,

3. Rızık genişliği,

4. Şefkatli ve merhametli arkadaş,

5. Feragat duygusu.

İlim, sana zaruri oldukça kazanmaya çalış, sana gerekli olmayan bilgileri elde etmeye uğraşma, zaruri bilgiyi kazandıktan sonra da, onunla amel etmekten başka bir şey isteme. İhtiyarlık gençliğin sonu ve neticesidir. Netice ise, başa bağlıdır. Gençliğini iyi geçirenin, ihtiyarlığının da iyi geçeceği umulur. (Molla Cami)

Ben en hakir bir insanı kardeş duyan bir ruhum;

Bende esir yaratmayan bir Tanrı’ya iman var.

Unutma ki şairleri haykırmayan bir millet, sevenleri toprak olmuş, öksüz çocuk gibidir.

Ziyanı yok, siz kuyumcu olunuz, ben demirci olayım; yeter ki hepimiz, şu vatan için bir çekice sarılıp çalışalım.

Bir yerin adına denince Türk milleti,

Gözüm bayrak arar, kulağım ezan sesi.

Tanrım şahit, duracağım sözümde, milletimin sevgileri özümde. Vatanımdan başka şey yok gözümde yar yatağın düşman olmaz giderim.

Biz gençler de yürekleri kollarından ve kolları kılıcından güçlü olan bu cihangir ataların yetiştirdiği bir toprağın erleriyiz.

Bu âlemde nur ile karanlığın kavgası var; dövüşüyor her yerde hayal ile hakikatler, boğuşuyor her zaman cinayetle faziletler! Bilmez misin yar eliyle incitilen gönüller.

Çok zamanlar sızlayıcı yaralarla ah eyler?

(Mehmet Emin Yurdakul)

Edep, erkâna bağlıdır, ayağımız başımız, güllerden koku almıştır. Toprağımız taşımız, soframızda bulunan, lokmalar hep helaldir. Yiyenler nur olur, ekmeğimiz aşımız.(Hacı Bektaşi Veli) Sanatsız kalan bir milletin hayat damalarından biri kopmuş demektir. (Atatürk)

Vatan sevgisinden maksat; toprağa değil; onun üstünde yaşayan insanlara duyulan sevgidir. (Namık Kemal)

İnsanın merhameti yumuşaklığı ve cömertliği kendisini düşmanlarına sevdirir. (Sadi Şirazi)

 
Ne irfandır veren ahlaka yükseklik ne vicdandır.
Fazilet hissi insanlarda Allah korkusundandır.
Sahipsiz vatanın batması haktır.
Sen sahip çıkarsan bu vatan batmayacaktır.
İnmemiştir Kuran, bunu hakkıyla bilin,
Ne mezarlıkta okumak, ne de fal bakmak için.
Hatırlar mısın? Doğduğun zaman sen ağlardın gülerdi âlem.
Öyle bir yaşam sür ki sana hande olsun. Halka matem.
Geçmişten hisse kaparmış… Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar,
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi.
Bu ezanlar ki dinin temeli,
Ebedi yurdumun üstünde benim inlemeli.
Aslını gizleyemez insan, giydiği kaftanlarla.
Bilmez ama kendini kandırır, söylediği yalanlarla!
Budur cihanda en beğendiğim meslek;
Sözün odun olsun hakikat olsun tek.
Bekayı hak tanıyan, sa’yi bir vazife bilir,
Çalış çalış ki beka sa’y olursa hak edilir.
 
(Mehmet Akif Ersoy)
A’RÂF SÛRESİ…

92. Şu’ayb’ı yalanlayanlar sanki orada hiç yaşamamışlardı. Şu’aybi yalanlayanlar var ya, asil ziyasına uğrayanlar onlar oldu.

93. (Şu’ayb) onlardan yüz çevirdi ve dedi ki: “Ey kavmim! And olsun, ben size Rabbimin vahiy ettiklerini ulaştırdım. Size nasihatte ettim. Şimdi ben inkârcı bir topluluğa nasıl üzülürüm?”

96. Eğer, o memleketin halkları iman etseler ve Allah’a karşı gelmekten sakınsalardı, elbette onların üstüne gökten ve yerden nice bereketler (kapılarını) açardık. Fakat onlar yalanladılar, biz de kendilerini işledikleri günahlardan dolayı yakalayıverdik.

97. Memleketlerin halkları geceleyin uyurken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?

98. Ya da o memleketlerin halkları kuşluk vakti gülüp oynarken kendilerine azabımızın gelmeyeceğinden emin mi oldular?

99. Yoksa Allah’ın tuzağından emin mi oldular? Ziyana uğrayan kavimden başkası Allah’ın tuzağından emin olamaz.

105. Bana, Allah’a karşı sadece gerçeği söylemem yaraşır. Ben size Rabbinizden açık bir delil (mucize) getirdim. Artık İsrailoğullarını benimle gönder.

106. Firavun, “Eğer açık bir delil getirdiysen haydi göster onu bakalım, şayet doğru söyleyenlerden isen” dedi.

107. Bunun üzerine Musa asasını yere attı. Bir de ne görsünler, apaçık bir ejderha.

121. “Âlemlerin Rabbine iman ettik” dediler.

122. Musa ve Harun’un Rabbine 123. Firavun, “Ben size izin vermeden ona iman ettiniz ha!” dedi. Şüphesiz bu halkını oradan çıkarmak için şehirde kurduğunuz bir tuzaktır. Göreceksiniz.

124. “Mutlaka sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim, sonra da (ibret olsun diye) sizin tümünüzü asacağım”

125. Dediler ki: “Biz mutlaka Rabbimize döneceğiz.”

126.“Sen sırf, Rabbimizin ayetleri bize geldiğinde iman ettiğimiz için bize hınç duyuyorsun. Ey rabbimiz! Üzerimize sabır yağdır ve Müslüman olarak bizim canımızı al.”

138. İsrailoğullarını denizden geçirdik. Derken kendilerine ait putlara tapan bir kavme rastladılar.

139. “Şüphesiz bunların (din diye) içinde bulundukları şey yok olmaya mahkûmdur. Yapmakta olduklarının hepsi batıldır”

140. “Sizi âlemlere üstün kılmış iken Allah’tan başka ilah mı araştırayım size?”

141. Hani sizi firavun ailesinden kurtarmıştır. Onlar size en kötü işkenceyi uyguluyorlardı. Oğullarınızı öldürüyor, kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. Bunda size Rabbiniz tarafından bir imtihan vardı.

145. Musa için, Tevrat levhalarında her şeye dair bir öğüt ve her şeyin bir açıklamasını yazdık ve ona şöyle dedik: “şimdi onları kuvvetle tut, kavmine de emret. Onları en güzeliyle alsınlar(uygulasınlar).Yakında size fasıkların yurdunu göstereceğim”

146. Yeryüzünde haksız büyüklük taslayanları ayetlerimden uzaklaştıracağım. (onlar) her ayeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler onu yol edinmezler. Ama sapıklık yolunu görseler onu (hemen) yol edinirler. Bu onların, ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan hep gafil olmaları sebebiyledir.

147. Ayetlerimizi ve ahirete kavuşmayı yalanlayanların amelleri boşa çıkmıştır. Onlar ancak yapmakta olduklarının cezasını çekecekler.

150. Musa, kavmine kızgın ve üzgün olarak döndüğünde, “benden sonra arkamdan ne kötü işler yaptınız! Rabbinizin emrini beklemeyip acele mi ettiniz?” dedi. (Öfkesinden) levhaları attı ve kardeşinin saçından tuttu, onu kendisine doğru çekmeye başladı. (kardeşi) “Ey anam oğlu dedi. “kavmim beni güçsüz buldu. Az kalsın beni öldürüyorlardı. Sen de bana böyle davranarak düşmanları sevindirme. Beni o zalimler topluluğu ile bir tutma.”

151. (Musa) “Ey Rabbim! Beni ve kardeşimi bağışla. Bizi kendi rahmetine sok. Sen, merhametlilerin en merhametlisin” dedi.

152. Buzağıyı ilah edinenlere mutlaka(ahrette) Rablerinden bir gazap, dünya hayatında ise bir zillet erişecektir. İşte iftiracıları böyle cezalandırırız.

HÜDA RABBİM…
 
Hüda rabbim, benim hakka
Muhammedidir Resulullah;
Hem İslam dinidir dinim,
Kitabımdır kelamullah.
Kerimallah, Rahimallah, şefaat ya Resulallah,
Kerimallah Rahimallah, şefaat ya Resulallah.
Akaidi icre ehlisünnet oldu mezhebim cem’a,
Amelde bu Hanife mezhebidir mezhebim vallah.
Bulunmaz Rabbimin zıddı ve ne misli bu âlemde;
Ve suretden münezzehdir, muhaddesdir Tealallah.
Sıfat-ı ba kemaliyle o daim muttasıftır kim,
Kamu noksan sıfatlardan beridir zül celalullah.
Cemi-i enbiyanın evvelidir Hazreti Âdem,
Kamudan afdalü ahir Muhammeddir Habibüllah.
 
İMANLI GENÇ
 
İmanlı genç, imanlı genç,
Ulvi olan davayı seç,
Davran mücahid yıldızım,
Azminle sen düşmanı seç.
Şahlan duyulsun gür sesin,
Yer gök cihan hep titresin.
Binbir küfür binbir izim;
Batsın ve hem hiç dönmesin.
Haykır ki kopsun fırtına,
Coşsun Meriç, coşsun Tuna,
Üç kıt’a evvelden bizim,
Âşık zafer zaten sana.
Ayrılma Kuran’dan sakın,
Hamlenle coşsun her akın,
İmanlı genç göster azim.
Milletçe istikbal yakın.
 
HUŞU:

Huşu sözlükte, küçülme, son derece saygılı olma demektir. Kur’an-ı Kerim’de Rahmana(saygı için) sesler huşu etmiş (kesilmiştir) fısıltıdan başka bir şey işitmezsin.

Din ve ahlakta ise huşu, ibadette, kul ile Allah(c.c) arasındaki ilişkilerde kulun Allah’a(c.c) saygılı bir tevazu (alçak gönüllülük) göstermesidir. Çünkü Allah (c.c) rahmanın kullarının yeryüzünde havf (alçak gönüllülük) ile yürüdüklerini bildirmiştir.

Onlar öyle kimselerdir ki, namazlarında huşu edenlerin kurtuluş ve başarıya erecekleri vurgulanmaktadır. Biz Kuran’ı bir dağın üzerine indirseydik, Allah korkusundan, onu baş eğmiş titremiş görürdün. Bu örnekleri görsünler diye insanlara veriyoruz.(haşir s.21) ayetinde güzel bir benzetme yapılarak, şayet bu Kur’an bir dağa indirilmiş olsaydı, Allah’a(c.c) saygıdan ötürü dağın çatlayıp çökeceği ifade edilerek Kur’an’ın ve vahyin büyüklüğü ve ondaki sorumluluğun ağırlığı vurgulanmaktadır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v) namazda sakalı ile oynayan birini görmüş: bunun kalbi huşu etseydi uzuvları da huşu ederdi buyurmuştur.

Hasanı Basri’ye göre huşu kalbin sürekli olarak korku içinde olmasıdır. Sahl ibni Abdullah; kalbi huşu içinde olana şeytan yaklaşamaz demiştir.

HÜRMET:

Başkalarına saygı ve tazim göstermek demektir. Hürmet, Müslüman’ın kendisinden bilgili yaşlı ve ehliyetli diğer bir Müslüman’a saygı itaat ve alçak gönüllülük göstermesidir. Peygamber(s.a.v) otururken üç kişi geldi, biri halkada bir yer bulup oraya girdi, diğeri cemaatin arkasına oturdu, üçüncüsü dönüp gitti. Peygamberimiz(s.a.v) buyurdu ki: Bu içinden en hayırlısını size söyleyeyim mi? Birincisi Allah’a sığındı ikincisi utandı. Üçüncüsü yüz çevirdi. Allah da ondan yüz çevirdi. (Buhari ilim) 8 de.

Diğer bir hadiste şöyledir: bir kimsenin izin almadan iki kişiyi yarıp geçmesi helal değildir. (Ebu Davut, edeb).

 
Devamlı iyilik yapınız bir sineğe dahi olsa.
Söz kalpten çıkarsa kalbe kadar gider,
Dilden çıkarsa kulağı aşamaz. (Mahmud Ustaoğlu)
 
A’RÂF SÛRESİ…

156. “Bizim için bu dünyada da bir iyilik yaz, ahirette de. Çünkü biz sana varan doğru yola yöneldik.” Allah, şöyle dedi: “Azabım var ya dilediğim kimseyi ona uğratırım. Rahmetim ise her şeyi kapsamıştır. Onu bana karşı gelmekten sakınanlara, zekâtı verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım.

157. Onlar, yanlarındaki Tevrat’ta ve İncil’de yazılı buldukları Resule, o ümmi Peygambere uyan kimselerdir. O, onlara iyiliği emreder, onları kötülükten alıkoyar. Onlara iyi ve temiz şeyleri helal, kötü ve pis şeyleri haram kılar. Üzerlerindeki ağır yükleri ve zincirleri kardırır. Ona iman edenler, ona saygı gösterenler, ona yardım edenler ve ona indirilen nura(Kur’an’a) uyanlar var ya, işte onlar kurtuluşa erenlerdir.

161. O zaman onlara denilmişti ki: “şu memlekette yerleşin orada dilediğiniz gibi yiyin ve hatta (ya Rabbi bizi affet) deyin kentin kapısından eğilerek tevazu ile girin ki biz de sizin hatalarınızı bağışlayalım. İyilik edenlere daha da fazlasını vereceğiz.”

162. Onlardan zulmedenler hemen sözü, kendilerine söylenenden başka şekle soktular. Biz de zulmetmelerine karşılık üzerlerine bir azap gönderdik.

163. (Ey Muhammed!) onlara, deniz kıyısında bulunan kent hakkının durumunu sor. Hani onlar cumartesi (yasağı) konusunda haddi aşılıyorlardı. Zira tatil yaptıkları cumartesi günü balıklar onlara akın akın geliyor, tatil yapmadıkları (diğer) günlerde ise gelmiyorlardı. İşte onları yoldan çıkmaları sebebiyle böyle imtihan ediyorduk.

169. Derken, onların ardından yerlerine Kitap’a (Tevrat’a) varis olan (kötü) bir nesil geldi. Şu geçici dünyanın değersiz malını alır ve “(nasıl olsa) biz bağışlanacağız” derlerdi. Kendilerine benzer bir mal gelse onu da alırlar. Allah hakkında, gerçek dışında bir şey söylemeyeceklerine dair onlardan Kitapta söz alınmamış mıydı? Onun içindekileri okumamışlar mıydı? Hâlbuki Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için ahiret yurdu daha hayırlıdır. Hiç düşünmüyor musunuz?

170. Kitaba sımsıkı sarılanlara ve namazı dosdoğru kılanlara gelince, şüphesiz biz iyiliğe çalışan (erdemli) kimselerin mükâfatını zayi etmeyiz.

171. Hani dağı sanki bir gölgelikmiş gibi onların üstüne kaldırmıştık da üzerlerine düşecek sanmışlardı. (onlara) “size verdiğimiz kitaba sımsıkı sarılın ve onun içindekileri hatırlayın ki, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız” demiştik.

172. Hani Rabbin (ezelde) Âdemoğullarının sulplerinden zürriyetlerini almış, onları kendilerine karşı şahit tutarak “ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demişti. Onlar da “evet şahit olduk (ki Rabbimizsin)” demişlerdi. Böyle yapmamız kıyamet günü, “biz bundan habersizdik” dememeniz içindir.

179. And olsun biz, cin ve insanlardan, kalpleri olup da bunlarla görmeyen, kulakları olup da bunlarla işitmeyen birçoklarını cehennem için var ettik. İşte bunlar hayvanlar gibi hatta daha da aşağıdadırlar. İşte bunlar gafillerin ta kendisidir.

180. En güzel isimler Allah’ındır. O’na o güzel isimleriyle dua edin ve O’nun isimleri hakkında gerçeği çarpıtanları bırakın. Onlar yaptıklarının cezasına çaptırılacaklardır.

181. Yarattıklarımızdan Hakka sarılarak doğru yolu gösteren ve hak ile adaleti gerçekleştiren bir topluluk vardır.

187. Sana kıyametin ne zaman kopacağını soruyorlar. De ki: “onun bilgisi ancak Rabbimin katındadır. Onu vaktinde ancak O(Allah) ortaya çıkaracaktır. O göklere de yere de ağır basmıştır. O size ancak ansızın gelecektir.” Sanki senin ondan haberin varmış gibi sana soruyorlar. De ki ”onun bilgisi sadece Allah katındadır. Fakat insanların çoğu bilmiyorlar.”

188. De ki: “Allah dilemedikçe ben kendime bir zarar verme ve bir fayda sağlama gücüne sahip değilim. Eğer ben gaybı biliyor olsaydım, daha çok hayır elde etmek isterdim ve bana kötülük dokunmazdı. Ben inanan bir kavim için sadece bir uyarıcı ve müjdeciyim.”

196. Çünkü benim velim, Kitap’ı (Kur’an’ı) indiren Allah’tır. O bütün Salihlere velilik eder.

197. Allah’tan başka taptıklarınızın ise size yardım etmeğe güçleri yetmez. Onlar kendilerine de yardım edemezler.

204. Kur’an okunduğu zaman ona kulak verip dinleyin ve susun ki size merhamet edilsin.

206. Şüphesiz Rabbin katındaki (melekler) O’na ibadet etmekten büyüklenmezler. O’nu tesbih ederler ve yalnız O’na secde ederler.

HÜSN-Ü ZAN:

Hüsn-ü zan, başkaları hakkında iyi ve olumlu düşünmek demektir. Hüsn-ü zannın zıddı, su-i zan(kötü düşünmedir) su-i zan gereksiz yere başkaları hakkında kuşkuya düşmek Allah(c.c)’ın kullarını kötü sanmak doğru değildir.

Kötü zan insanı kendini beğenmeye götürür ki bu da çok çirkin bir huydur. Sevgili Peygamberimiz(s.a.v) buyurmuştur. Zandan sakınınız zira zan sözün en yalanıdır.

Atalarımız İslam ahlakının bu güzel prensibini, hüsn-ü zan, vilayettir. Sui zan cinayettir. Ve her geçeni Hızır her geceyi kadir bil özdeyişleri ile hayata geçirmişlerdir.

ALLAH KATINDAKİ EN DEĞERLİ ŞEY: (Bir hadis-bir yorum)

Allah katında duadan daha değerli bir şey yoktur. Dua eden insan, Allah’ın yüceliği karşısında kendi aczini itiraf eder.

Onun yücelik ve büyüklüğünü sevgi ve saygı hisleriyle takdir eder. Rabbinden dünya ve ahirette iyilik ve nimet ister.

Günah ve hatalarını affetmesini diler. Sıkıntılı ve zor zamanlarında O’na yönelir. Duanın kendisini kullarım sorarlarsa(bilsinler ki) gerçekten ben (onlara çok) yakınım. Bana dua edince dua edenin duasına cevap veririm.

ALLAH’IN SABRI:

İşittiği söze ceza da verse Allah’tan daha sabırlı hiçbir kimse yoktur. Allah’a çocuk isnat edenlere bile sağlık afiyet ve rızık vermeye devam eder. (Buhari)

Hadis-i şerifte Allah’ın çok sabreden anlamına gelen güzel isimlerinden(sabır) ismine dikkat çekilmektedir. Onun kullarına ne kadar çok merhametli ve sabırlı olduğu vurgulanmaktadır. Allah’a çocuk isnat etmek O’na karşı en büyük haksızlık ve iftira olmasına rağmen o, buna sabretmektedir. Bunu yapanlara bile Allah belki öğüt alırlar diye (Rezzak) isminin gereği olarak da yaratıklarına (hilm) yumuşaklıkta muamele ederek onlara sağlık ve afiyet vermektedir. Bu itibarla toplumsal hayatta şahsımızı incitebilecek, nefsimize zor gelen söz ve davranışlara ani infialler gösterip daha kötü sonuçlara sebebiyet vermek doğru bir davranış değildir. En güzel bir şekilde karşılık vermektir. (Kur’an’ın müminlere en güzel tavsiyesidir) (Furkan süresi)

NAZM
 
Kâşif gerek mazahiri esmayı bilmeye
Arif gerek hakayik-i eşyayı bilmeye
O kimse kim hakikati nefsine bilmeye
Mümkün müdür o kimse Mevla’yı bilmeye.
Kalbidir salikin nazargahı
İder anda tecelliler seyran.
Okunur kalbde dersi ilmiledün.
Keşf olur anda salike irfan.
Düşme sakın haveye uyup kaydı şehvete
Şehvet bu yolda salike bin bir hicapdır.
Adata meyil edüp ol kayda etme itibar
Adata meyil edenler vuslat sabırdır.
Esbabı perde eyleme çeşm-i basirete
Esbab müsebbibin yüzüne hep nikapdır.
Havassın hükmünü gel eyle tatil,
Basiretle olasın hakka vasıl.
BİNLERCE HAMDI
Binlerce hamd şükran sana,
Ya Rabbena ya Rabbena,
Niyazımız her an sana,
Ya Rabbena, ya Rabbena
Hep kâinat emrindedir,
Her şey senin iznindedir.
Hikmet ve sır ilmindedir,
Ya Rabbena, ya Rabbena
Doğsun hidayet ver de nur,
Bahşet ibadetten huzur,
Etsin saadetler huzur,
Ya Rabbena ya Rabbena
İslamla oldur bizleri,
İmanla öldür bizleri,
Lütfunla güldür bizleri,
Ya Rabbena ya Rabbena
 

Ücretsiz ön izlemeyi tamamladınız.

Türler ve etiketler

Yaş sınırı:
0+
Litres'teki yayın tarihi:
01 ağustos 2023
Hacim:
1 s. 2 illüstrasyon
ISBN:
978-625-6852-08-2
Yayıncı:
Telif hakkı:
Elips Kitap
Metin PDF
Ortalama puan 3,6, 11 oylamaya göre
Ses
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Ses
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Ses
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Metin
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre