Kitabı oku: «Маленькие вещи. Самые известные турецкие рассказы. Уровень 1», sayfa 10

Yazı tipi:

Sokağın ortasında çıplak ayaklı, yırtık elbiseli bir takım sefil çocuklar bağıra çağıra oynuyorlardı. Onları dalgın dalgın izledi. Sonra sadaka vermek istedi, ama ceplerini birer birer karıştırıp yine belki de içinde hiç bir şey bulamadı, bu yüzden yoluna devam etti. Biraz ötede, sokakta, meyhanede laternanın çevresinde birçok kişi Ada’nın sokaklarını çınlatıyorlar, topluluk hâlinde dans ediyorlar, nişanlı kızların diliyle sevgililerine aşklarını ifade ediyorlardı.

Corcı, Corci, Çorca kim,

Nisahiro, pulakimo!

Sarkışını söylüyorlardı. Zavallı koca kendisini ümitsizlik ve hüzünlü vaziyette bulundu. Bu kadın kahkahalarının şamatası arasından geçerek, o geceyi geçirmek için bir sığınak arama konusunda kararsız olarak her yere bakan gözlerine pırıltılarla dolu göründü.

Hava güzel, rüzgâr dingin, Marmara lâcivertti. Bir daha dönmeyecek; buna karar verdi! Otuz üç yıllık evlilik bağı koptu, artık bir başına kaldı. Şu yalnızlık tesirli değil mi? Otuz üç yıldan sonra her yerde, her şeye karşı yalnız! Bu geniş denize, bu uzak ufuklara karşı yapayalnız! Hattâ gökyüzü bile, o lâcivert gözleriyle kendisine acır gibi bakıyordu. Derin düşünceler içinde biraz deniz kıyısına doğru inmek istiyordu, bir kedi görünce hemen yolunu değiştirdi. Yörükali’ye (Büyükada’da bir koy) vardı. Epey zaman deniz yüzünden aşk sarhoşluğu içine dalıp gidiyordu. Gerçeğin hayâl kırıcı eli bütün vücudunu sarsarak sersemlik hâlinden uyandırdı.

Saat ilerledi, öğle yaklaştı. Evine bir daha dönmemek üzereydi. Bu karar, kesindi. Bu belli, ama öğle yemeğini nerede yiyecek? Akşam nereye gidecek? Geceyi nerede geçirecek? Bağımsız bir yaşam, kesin bir karar, para ile olur; ama kendisinin sabah yemeği için yeterli parası yoktu. Genellikle sabah karısı, hazırlayarak şimdi sofranın üzerine yemek koyuyordu. Yemeğinin dumanı gözünde tütmeye başladı. Sahilinde duruyordu. Denizin dalgalan yavaş yavaş sahile çarpıyordu. Kendisine, “Git git, karına git!” diyordu. Ya kediler! Bununla birlikte, karısının, “Sen memnun ol ki ben kedileri seviyorum. Ya bunların yerine erkekleri sevsem…” sözü akla yakın değil mi?

Horozların garip sesleri, ıssız bir dünyada yalnızlığını arttı. “Git, git, karına git!” diyordu. Kiliseler öğle vaktini ilân için çan çalmaya başladılar. O ıssızlık ve sessizlik içinde uzaktan uzağa akseden çanlar, hep bir ağızdan, tek düze bir uyumla, “Git, git, karına git!” sözünü tekrar ediyorlardı.

Ücretsiz ön izlemeyi tamamladınız.