Читайте только на Литрес

Kitap dosya olarak indirilemez ancak uygulamamız üzerinden veya online olarak web sitemizden okunabilir.

Kitabı oku: «Sherlock Holmes'un Vaka Kitabı Bütün Maceraları 9», sayfa 2

Yazı tipi:

Ünlü Müşteri

Biraz sonra anlatacağım hikâyeyi yazmak için bunca yıl boyunca en az on defa Bay Sherlock Holmes’tan izin istedim ve en sonunda “Artık kimseye zararı olmaz.” diyerek buna razı oldu. Böylece, arkadaşımın meslek hayatında, bazı yönlerden doruk noktası sayılabilecek bu vakayı, kayıt altına alabilmek için gerekli izni koparmıştım.

Holmes ve ben Türk hamamına dayanamazdık. Kurulanma odasında, keyifli bir yorgunluk içinde birlikte sigara içerken onun daha az ketum ve insani değerlerinin daha baskın olduğunu görebiliyordum. Northumberland Caddesi’ndeki bu hamamın üst katında, kuytu bir köşede, yan yana iki tane koltuk bulunur. Hikâyemiz 3 Eylül 1902’de ikimiz bu koltuklarda uzanırken başlar. Hayatında renkli bir şeylerin olup olmadığını sorduğumda, sarındığı havludan uzun, ince, titrek kolunu çıkararak hemen yanında asılı duran paltosunun iç cebindeki bir zarfa uzandı.

“Bu, kılı kırk yaran, kendini beğenmiş birinin oyunu veya gerçekten de bir ölüm kalım meselesi.” dedi bana notu uzatırken, “Burada yazılanlardan daha fazlasını bilmiyorum.”

Not, Carlton Kulübünden geliyordu ve üzerindeki tarih bir önceki geceyi gösteriyordu. Şöyle yazıyordu:

Sör James Damery, Bay Sherlock Holmes’a saygılarını sunar ve yarın saat 4.30’da kendisine uğrayacağını bildirir. Sör James, Bay Holmes’a danışmayı arzuladığı konunun çok hassas ve önemli olduğunu da belirtmek ister. Bu nedenle kendisi, Bay Holmes’un bu görüşmeyi kabul edeceğini umuyor ve Carlton Kulübüne telefon ederek bunu teyit edeceğine inanıyor.

“Bu görüşmeyi kabul ettiğimi söylememe gerek yok herhâlde Watson.” dedi Holmes notu okuyup kafamı kaldırdığımda, “Bu Damery denen adam hakkında bir şey biliyor musun?”

“Sosyetede adını her gün duyuyorum, sadece bu.”

“Neyse, ben sana daha fazlasını anlatabilirim. Gazetelere yansımaması gereken hassas konuları hallederek kazanmış şöhretini. Hammerford Will davasında Sör George Lewis ile yaptığı pazarlığı hatırlayacaksın. Görmüş geçirmiş biri ve diplomasi konusunda oldukça maharetli. Umarım yanlış bir izin peşinde değilizdir ve gerçekten de bizim yardımlarımıza ihtiyacı vardır.”

“Bizim mi?”

“Bana yardım etmeyi kabul edersen evet, bizim, Watson.”

“Onur duyarım.”

“O hâlde saati biliyorsun; 4.30’da. O zamana kadar başka şeylerle meşgul olabiliriz.”

O sıralar Queen Anne Caddesi’ndeki kendi dairemde kalıyordum ama kararlaştırdığımız saatten önce Baker Caddesi’ne gittim. Tam 4.30’da Albay Sör James Damery içeri buyur edilmişti. Onu tarif etmeme gerek yok; çünkü birçoğunuz kendisinin oldukça samimi, dürüst kişiliğini; o geniş, sinekkaydı tıraşlı yüzünü ve en önemlisi o tatlı, boğuk sesini hatırlayacaktır. İrlandalılara has gri gözlerinden, açık yürekliliği okunabiliyordu ve daimî gülümsemesi, ne kadar da hoş bir mizaca sahip olduğunu gösteriyordu. Parlak silindir şapkası, koyu renk paltosu, hatta siyah saten atkısındaki inci iğneden; cilalı ayakkabılarındaki eflatun tozluklara kadar her ayrıntı, kıyafetlerine gösterdiği özeni yansıtıyordu. Bu iri yarı, otoriter aristokrat bir anda ufak odaya hâkim olmuştu.

“Elbette Dr. Watson’ı da görmeyi bekliyordum.” demişti nazikçe reverans yaparak, “Onunla iş birliği içinde bulunmamız iyi olabilir; çünkü uğraştığımız adam şiddet yanlısı biri Bay Holmes. Her şeyi göze alacaktır mutlaka. Avrupa’da ondan daha tehlikeli bir adam yoktur herhâlde.”

“Kendilerini böyle şatafatlı sözlerle tanımlayan birkaç rakibim olmuştu.” dedi Holmes gülümseyerek, “Sigara içmiyor musunuz? Pipomu yakarsam rahatsız olmazsınız umarım. Eğer sizin söz ettiğiniz adam gerçekten merhum Profesör Moriarty veya hâlâ hayatta olan Albay Sebastian Moran’dan daha tehlikeliyse kendisiyle tanışmaya değer. Onun adını öğrenebilir miyim?”

“Baron Gruner’yı duydunuz mu?”

“Şu Avusturyalı katil mi?”

Albay Damery bir kahkaha atarak keçi derisi eldivenlerini havaya fırlatmıştı. “Sizi alt etmek zor, Bay Holmes! Mükemmel! Demek ki onun bir katil olduğunu çoktan öğrenmişsiniz.”

“Avrupa’da işlenen suçlara dair ayrıntıları takip etmek benim işim. Prag’da olanları okuyup da bu adamın suçlu olduğundan şüphe edecek biri var mı? Onu kurtaran, sadece yasal bir boşluk ve tanığın şüpheli ölümü! Eşinin Splugen Geçidi’ndeki ani ölümünün -olayın bir ‘kaza’ olduğu yazılmıştı- sorumlusunun da o olduğuna adım gibi eminim. İngiltere’ye geleceği ve er veya geç onun peşine düşeceğim içime doğmuştu. Her neyse, Baron Gruner bu sefer ne yaptı? Şu eski olayın tekrar su yüzüne çıktığını sanmıyorum.”

“Hayır, bu sefer daha ciddi bir mesele. İntikam almak önemlidir ama suça engel olmak daha da önemlidir. Korkunç, hatta acımasız bir olayın gözlerinizin önünde cereyan etmesi gerçekten çok iğrenç bir şey Bay Holmes. Üstelik durumun nereye varacağını bilmek ve bunu önleyememek daha kötü. İnsanoğlu daha zorlayıcı bir durum ile karşı karşıya kalabilir mi?”

“Muhtemelen hayır.”

“O hâlde temsil ettiğim müşterime hak vereceksiniz.”

“Sizin sadece bir aracı olduğunuzu bilmiyordum. Müşteriniz kim?”

“Bay Holmes, bu konuyu fazla üstelememenizi rica edeceğim. Onu, şerefli isminin hiçbir şekilde bu meseleye karışmayacağına dair temin ettim. Bu çok önemli. Niyeti son derece saygın ve mertçedir ama yine de bilinmek istemiyor. Ücretinizin ödeneceğini ve size tam yetki verileceğini söylememe gerek bile yok. Müşterinizin kim olduğu konu dışı sayılmaz mı sizce?”

“Üzgünüm…” dedi Holmes, “Üstlendiğim davaların bir ucunun muammalı oluşuna alışkınım ama her iki ucunun böyle olması fazlasıyla kafa karıştırıcı. Korkarım ki Sör James, bu davayı reddetmek zorundayım.”

Ziyaretçimiz oldukça rahatsız olmuştu. İri, hassas yüzü, bir anda hissettiklerinden ve yaşadığı hayal kırıklığından dolayı kararmıştı.

“Söylediklerinizin neye yol açacağının farkında değilsiniz Bay Holmes.” dedi, “Beni çok ciddi bir ikilem içinde bırakıyorsunuz. Size olanları anlatabilseydim eminim büyük bir gururla bu davayı üstlenirdiniz; ancak vermiş olduğum bir söz her şeyi açıklamama engel oluyor. En azından size olanları kabaca anlatabilir miyim?”

“Elbette. Yeter ki henüz hiçbir şeyi üstlenmediğimi bilin.”

“Anlıyorum… İlk olarak şunu söyleyeyim: General de Merville adını şüphesiz duymuşsunuzdur, öyle değil mi?”

“Ünlü Hayberli de Merville mi? Evet, tabii ki onu duydum.”

“Onun bir kızı var, adı Violet de Merville; genç, zengin, güzel, başarılı bir kız. Her bakımdan olağanüstü vasıflara sahip. İşte bu tatlı, masum kızı bir zebaninin pençelerinden kurtarmaya çabalıyoruz.”

“Bu durumda, herhâlde Baron Gruner onu tehdit ediyor.”

“Bir kadının tehdit edilebileceği en güçlü şey ile, yani aşk ile tehdit ediyor. Belki duymuşsunuzdur. Bu adam olağanüstü yakışıklı ve çok kibar. Şefkatli ses tonuyla her kadını etkileyebilir. Romantik ve aynı zamanda da gizemli biri. Karşı cins âdeta onun insafına kalmış. O da bundan fazlasıyla faydalanıyor.”

“Ama nasıl oluyor da böyle bir adam, Bayan Violet de Merville’nin konumunda olan bir hanım ile tanışabiliyor?”

“Akdeniz’de bir yat gezisi sırasında tanışmışlar. Pasaportlarını şirket ayarlamış. Organizatörler baronun gerçek kişiliğini biraz geç anlamışlar muhakkak. Alçak, kadının kalbini tamamen kazanana kadar peşini bırakmamış. Bayanın onu sevdiğini söylemek az kalır. Onun üzerine titriyor ve bu, artık bir saplantı hâline gelmiş. Hayatının tek amacı bu adam olmuş. Onun aleyhinde söylenen sözlere kulak asmıyor bile. Bu çılgınlığına engel olmak için ellerinden gelen her şeyi yaptılar ama nafile. Sözün kısası, gelecek ay evlenmek niyetindeler. Artık reşit ve bu konuda çok kararlı olduğu için ona nasıl engel olunacağını kimse bilmiyor.”

“Avusturya olayını da mı bilmiyor?”

“O kurnaz şeytan; geçmişte başına gelen bütün olayları bir bir anlatmış; ancak öyle anlatmış ki kendisini mağdur gibi göstermiş. Kız da onun söylediklerine inanıyor ve başka hiç kimseyi dinlemiyor.”

“Hay aksi! Dikkatsizlik ederek müşterinizin adını ağzınızdan kaçırdığınızın farkında mısınız? Şüphesiz General de Merville.”

Ziyaretçimiz sandalyesinde kıpırdanmaya başladı.

“Öyle olduğunu söyleyerek sizi kandırabilirim Bay Holmes. Ama o zaman sizi aldatmış olurum. De Merville mahvolmuş durumda. O güçlü kuvvetli askerin morali bu olaydan dolayı iyice bozuldu. Savaş alanında asla yıpranmayan çelik gibi sinirleri, artık berbat bir hâlde. Zayıf, eli ayağı tutmayan bir adam olup çıktı. Bu Avusturyalı, çok zeki ve güçlü bir hergele. Artık ona karşı mücadele etmek elinden gelmez. Benim müşterim ise generalin eski bir arkadaşı, onunla yıllardır çok samimi ilişkiler içinde ve kızına karşı çocukluğundan beri babacan duygular besliyor. Bu felaketi engellemek için ne gerekiyorsa yapılmasını istiyor. Bu dava Scotland Yard’a göre değil. Sizinle görüşmemiz onun fikriydi. Ama daha önce de söylediğim gibi, bu meselede adının geçmemesini şart koşuyor. Eminim ki Bay Holmes, sizde bu yetenek varken, müşterimin adını öğrenmeniz an meselesi olurdu; ama sizden rica ediyorum, kimliğini gizli tutmaya devam edelim; çünkü bu, onun için bir onur meselesi.”

Holmes garip bir şekilde gülümsedi. “Sanıyorum buna söz verebilirim.” dedi, “Sorununuz ilgimi çekti ve bu davayı üstlenmeye karar verdim. Sizinle gerektiğinde nasıl irtibata geçeceğim?”

“Carlton Kulübü bana mesajınızı ulaştırır. Ama acil bir durum olursa özel bir numaram var: XX.31.”

Holmes numarayı not aldı. Oturduğu yerde hâlâ gülümsüyordu. Telefon defteri de dizlerinin üzerinde açık kalmıştı.

“Baronun adresini de verir misiniz lütfen?”

“Kingston yakınlarında Vernon Köşkü. Büyük bir ev. Bazı karanlık borsa oyunlarında şansı yaver gitti, şimdi zengin bir adam. Bu da onu daha da tehlikeli bir düşman yapıyor.”

“Şu an evde mi?”

“Evet.”

“Anlattıklarınızın dışında bu adam hakkında başka bilgi verebilir misiniz?”

“Çok pahalı zevkleri var. Atlara çok düşkün. Hurlingham’de kısa bir süre polo oynamış ama bu Prag olayı ortaya çıkınca bırakmak zorunda kalmış. Kitap ve tablo koleksiyonu var. Doğasında çok sanatsal bir yan var yani. Sanıyorum, aynı zamanda Çin çömlekçiliği üzerine oldukça tanınmış bir uzman; hatta bu konuda bir kitabı bile var.”

“Karmaşık bir zihne sahip.” dedi Holmes, “Bütün büyük suçlularda olduğu gibi. Benim eski arkadaşım Charlie Peace de bir keman virtüözüydü. Wainwright da bir sanatçı sayılırdı. Daha bir sürü isim sıralayabilirim. Her neyse Sör James, müşterinize Baron Gruner üzerinde yoğunlaşacağımı söyleyebilirsiniz. Daha fazla ayrıntıya giremeyeceğim şimdi. Benim de bilgi edinmek için kendimce yollarım var ve eminim bu meseleyi kısa sürede açıklığa kavuşturacağız.”

Ziyaretçimiz yanımızdan ayrıldıktan sonra Holmes o kadar uzun bir süre düşüncelere daldı ki benim varlığımı unuttuğunu sandım; ancak en sonunda, canlanarak harekete geçmişti.

“Eh, Watson, bu konuda fikrini beyan edecek misin?” diye sordu.

“Bence, şu genç bayanla bir de sen görüşmelisin.”

“Sevgili Watson, zavallı, kalbi kırık babası bile onu vazgeçiremezken ben bir yabancı olarak kendisini nasıl yola getirebilirim ki? Yine de bütün çabalarımız boşa giderse son çare olarak onunla görüşebilirim. Ancak konuya farklı bir açıdan yaklaşmalıyız. Sanırım Shinwell Johnson’ın bize bir faydası dokunabilir.”

Anılarımda Shinwell Johnson’dan söz etme fırsatını bulamamıştım; çünkü arkadaşımın meslek hayatının son dönemlerindeki davalarını çok nadiren kaleme almıştım. Yüzyılın ilk yıllarında Johnson denen bu adamın çok değerli katkıları olmuştu bize. Ancak üzülerek şunu da belirtmeliyim ki adını ilk duyurduğunda çok tehlikeli bir suçluydu ve iki defa Parkhurst Hapishanesi’ne girmişti. En sonunda tövbe ederek Holmes ile iş birliği yapmış ve Londra’nın büyük suç dünyasında onun ajanı olarak çalışmıştı. Oldukça önemli bilgiler elde etmişti bizim için. Johnson, polis muhbiri olsaydı bu kısa sürede ortaya çıkardı ama doğrudan mahkemeye yansımayan davalarla ilgilendiğinden, arkadaşları yaptıklarını asla fark etmemişti. İki defa hüküm giymenin ona sağladığı cazibeyle şehirdeki her gece kulübüne, batakhaneye ve kumarhaneye girebiliyordu. Gözlem yeteneği ve zekâsı, onu bilgi toplamak için uygun bir ajan hâline getiriyordu. Sherlock Holmes işte bu adama başvurmamızı önermişti.

Arkadaşımın atacağı her adımı takip etmem imkânsızdı, ne de olsa benim de aciliyeti olan işlerim vardı; ama o gece sözleşerek Simpson’s’ta buluşmuştuk. Ön taraftaki ufak bir masada oturup Strand’de hızla akıp giden hayatı seyrederken olanları bir çırpıda anlatıverdi bana.

“Johnson etrafı kolaçan ediyor.” dedi, “Yeraltı dünyasının en karanlık noktalarından bize bir miktar bilgi verebilir. Bu adamın sırlarını suç dünyasının kök saldığı bir yerde bulabiliriz ancak.”

“Ama hanımefendi herkesin bildiği şeyleri bile kabullenmiyorsa senin elde edeceğin yeni bilgileri niye kabullensin ki?”

“Kim bilir Watson? Kadın kalbi ve aklı, erkekler için çözülmesi zor bir bilmece gibidir. Cinayet hoş görülebilir, hatta ona bir açıklama bile getirilebilir ama daha ufak kusurların affedilmediği olur… Baron Gruner bana dedi ki…”

“Siz konuştunuz mu?”

“Ah, sana planlarımdan bahsetmemiştim değil mi? Her neyse Watson, peşine düştüğüm adamla yakın ilişki içinde olmayı severim. Onunla göz göze gelmeyi ve nasıl bir yapıda olduğunu görmeyi isterim. Johnson’a talimatlarımı verdikten sonra bir arabayla Kingston’a gittim. Baron bana karşı oldukça nazik davrandı.”

“Seni tanıdı mı?”

“Bunda pek zorluk yaşamadı; çünkü kartvizitimi göndermiştim. Müthiş bir düşman… Soğukkanlı, kadife gibi bir sesi var. Senin şu şık mütehassısların kadar rahatlatıcı… Ama bir kobra gibi zehir saçıyor aynı zamanda. Suç dünyasındaki gerçek bir aristokrat gibi davranıyor, âdeta soyunda var bu özellik. Bana çay içme teklifinde bulunduğunda, ondaki yapmacıklığı ve içten gelen zalimliği görecektin. Gerçekten de dikkatimin Baron Adelbert Gruner’ya yöneltilmesinden hoşnutum.”

“Nazik davrandığını söylemiştin.”

“Biraz sonra fareyi yakalayacağına inanan uysal bir kedi gibiydi. Bazı insanların nezaketi diğerlerinin şiddetinden daha ölümcüldür. Kendine has tarzıyla beni buyur etti. ‘Sizi er ya da geç göreceğimi biliyordum Bay Holmes.’ dedi, ‘Şüphesiz kızı Violet ile olan evliliğimi engellemek için sizi General de Merville tuttu. Bu doğru, öyle değil mi?’

Haklı olduğunu söyledim.

‘Sevgili dostum…’ dedi, ‘Sadece hak ettiğin itibarlı unvanını bir felakete sürüklemiş olursun. Başarıyla sonuçlandırabileceğiniz bir dava değil bu. Maruz kalacağınız tehlike bir yana, boşuna çabalamış olacaksınız. Gerçekten de bu davadan geri çekilmenizi tavsiye edeceğim.’

‘Çok ilginç…’ dedim, ‘Ben de size aynı tavsiyede bulunacaktım. Zekânıza saygım sonsuz baron ve gördüğüm kadarıyla kişiliğiniz de bu düşüncemi destekliyor. Sizinle erkek erkeğe konuşalım. Hiç kimse geçmişinizi ince ince araştırıp sizi gereksiz yere rahatsız etmek istemiyor. Geçmiş geçmişte kaldı ve artık serin sularda sayılırsınız. Ama bu evlilikte ısrar ederseniz İngiltere’yi sizin için yaşanmayacak bir hâle getirmek isteyen bir sürü güçlü düşmanınız ortaya çıkacaktır. Bu oyuna değer mi? Hanımefendiyi terk ederek çok daha akıllıca davranmış olacaksınız. Geçmişiniz onun dikkatine sunulursa tabii ki sizin için hoş bir durum olmaz.’

Baronun burnunun altında uzanan bıyıkları, bir böceğin kısa antenlerine benziyordu. Beni dinlerken bıyıkları keyifle titredi. En sonunda dayanamayarak kıkırdamaya başladı.

‘Neşemi bağışlayın Bay Holmes.’ dedi, ‘Ama düzgün bir eliniz olmadığı hâlde kâğıt oynamaya çalıştığınızı görmek beni bayağı keyiflendirdi. Bunu sizden daha iyi kimse yapamazdı. Ama yine de acınacak bir hâlde olduğunuzu düşünüyorum. Elinizdeki kâğıt en ufağın da ufağı sayılır Bay Holmes.’

‘Öyle mi diyorsunuz?’ ‘Öyle olduğunu biliyorum. Bir konuyu açıklığa kavuşturayım; çünkü benim elim o kadar iyi ki size gösterebilirim. Bu bayanın bütün sevgisini kazanacak kadar büyük bir şansa sahibim. Geçmişte yaşadığım bütün tatsız olayları kendisine anlattığım hâlde yine de sevgisi azalmadı. Ona bazı gaddar ve düzenbaz insanların -bu arada kendinizi de bu insanlardan biri sayılabilirsiniz- kendisine geleceğini ve bazı şeyler anlatacağını söyledim. Onlara karşı nasıl davranması gerektiği konusunda kendisini ikaz ettim. Hipnotizma sonrası telkinleri duymuşsunuzdur Bay Holmes. Her neyse, adi numaralara veya maskaralıklara başvurmadan kişilik sahibi bir beyefendinin hipnotizma yoluyla neler elde edebileceğini göreceksiniz. Sözün kısası, sizi görmeye hazır. Hiç şüphem yok ki sizinle görüşmeyi kabul edecektir. Çünkü babasının isteklerine karşı boynu kıldan incedir. Sadece bizim ufak meselemiz dışında tabii.’

Evet, Watson, söyleyecek başka söz kalmamıştı, bu nedenle elimden geldiğince asil davranarak oradan ayrılmaya karar verdim. Ama kapıya yönelir yönelmez beni durdurdu.

‘Bu arada Bay Holmes…’ dedi, ‘Fransız ajanı Le Brun’ı tanır mıydınız?’

‘Evet.’ dedim.

‘Onun başına gelenleri de duydunuz mu?’

‘Montmartre bölgesinde bazı kabadayılar tarafından fena hâlde dövüldüğünü ve kötürüm kaldığını duymuştum.’

‘Doğrudur, Bay Holmes. Çok ilginç bir tesadüftür ki ondan daha bir hafta öncesinde benim işlerime burnunu sokuyordu. Yapmayın Bay Holmes, sizin için iyi olmaz. Birkaç kişi bunu daha önce öğrendi. Size söyleyecek son sözüm, kendi yolunuza gitmenizdir. Hoşça kalın!’

İşte durum bu Watson. Artık her şeyi biliyorsun.”

“Adam çok tehlikeli görünüyor.”

“Oldukça tehlikeli. Ben kabadayılık taslayanlara pek aldırmam ama bu adam dediklerini yapacak türden.”

“Bu işe karışmak zorunda mısın? Bu kızla evlenip evlenmemesi çok mu önemli senin için?”

“Son eşini öldürdüğüne dair şüphemiz olmadığına göre önemli olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca müşterimizi de unutma! Her neyse, bu konuya girmemize gerek yok. Kahveni bitirdiğinde benimle daireme gelsen iyi olur; çünkü bizim gamsız Shinwell, raporunu vermek üzere orada hazır bulunacak.”

Gerçekten de eve ulaştığımızda bizi bekliyordu. İri yarı, kaba, kırmızı yüzlüydü. İskorbüt hastalığına yakalanmıştı. Bir çift kopkoyu siyah göz, kurnazlığını dışarı vuran tek özelliğiydi. Belli ki krallığı denilebilecek yeraltı dünyasına hemen dalmıştı. Hemen yanında oturan zayıf, solgun, ciddi bir yüze sahip bir kadın oturuyordu. Hâlâ genç olan bu kadın, geride bıraktığı o korkunç yılların günahları ve acı dolu izleriyle yıpranmıştı. Üstelik cüzzamlı bir kadındı.

“Bu, Bayan Kitty Winter.” dedi Shinwell Johnson tombul eliyle işaret ederek, “Onun bilmediği… Her neyse, kendi adına konuşsun… Mesajınızı alır almaz Bay Holmes, onu bir saat içinde buldum.”

“Beni bulmak kolay zaten.” dedi genç kadın, “Kahrolası Londra! Beni her arayan buluyor! Şişko Shinwell için de adres aynı. Biz eski arkadaş sayılırız şişko, sen ve ben. Ama vay canına! Şu dünyada adalet olsaydı, cehennemin dibine kadar yolu olan bir herif daha var! İşte siz de o adamın peşindesiniz Bay Holmes.”

Holmes gülümsedi. “İyi dileklerinize katılıyorum Bayan Winter.”

“Onu ait olduğu yere sokmayı başarabilirseniz sonsuza kadar emrinize amadeyim.” dedi ziyaretçimiz büyük bir öfke patlamasıyla. Kadınlarda çok nadir görülen ama erkeklerin asla sahip olamayacağı nefret yoğunluğunu o beyaz, kararlı yüzünde ve alev saçan gözlerinde görebiliyorduk.

“Geçmişimi araştırmanıza gerek yok Bay Holmes. Zaten pek bir geçmişim de yok. Ben sadece Adelbert Gruner’nın yarattığı bir kişiyim. Onu cehenneme bir gönderebilsem!..” Elleriyle havaya çıldırmışçasına yumruklar savurdu. “Birçok insanı düşürdüğü çukura bir de ben onu itebilsem!”

“Durumun ne olduğunu biliyorsunuz.”

“Şişko Shinwell bana olanları anlattı. Başka bir zavallının peşinde ve bu sefer de onunla evlenmek istiyormuş. Siz de buna engel olmak istiyorsunuz. O adamla kilisede evlenmek isteyen terbiyeli bir bayanın bunu yapmasını engellemek gerektiğini bilecek kadar tanımışsınız o şeytanı.”

“Bu kız mantıklı düşünemiyor. Delice âşık ona. Bu adam hakkında bilmesi gereken her şey anlatıldı ama umurunda değil.”

“İşlediği cinayeti de anlattınız mı?”

“Evet.”

“Vay be, bayağı sağlam sinirlere sahipmiş desenize!”

“Hepsinin iftira olduğuna inanıyor.”

“Onun o aptal gözlerinin önüne hiçbir delil sermediniz mi?”

“Bu konuda sizin yardımcı olmanızı isteyeceğiz.”

“Ben tek başına bir delil sayılmaz mıyım? O kızın yanına gidip beni nasıl kullandığını anlatsam…”

“Bunu gerçekten yapar mıydınız?”

“Yapar mıyım? Elbette yaparım!”

“Her neyse, denemeye değer. Ancak adam, günahlarının çoğunu ona anlatarak af dilemiş. Anladığım kadarıyla kız bu konu üzerinde bir daha durmayacak.”

“Her şeyi anlatmadığına bahse girerim.” dedi Bayan Winter, “Onca yaygarası koparılan cinayetin dışında bir iki tanesine de ben şahit oldum. O kadife ses tonuyla bir cinayetten bahseder, sonra da bana gözlerini dikip, ‘Bir ay içinde ölüverdi.’ derdi. Palavra da değildi ama pek umursamıyordum; ne de olsa ben de ona o zamanlar sırılsıklam âşıktım. Ne yapsa umrumda değildi, tıpkı bu zavallı kızcağızın umrunda olmadığı gibi! Sadece bir şey beni çok sarsmıştı. Evet, öyle… Her şeye bir açıklama getirip beni sakinleştiren o zehirli, yalanlar saçan dili olmasaydı, inanın bana, onu o gece terk ederdim. Onun bir defteri var; kilidi olan, kahverengi, deri bir defter. Dış kısmında da altın renginde bir arması var. Sanıyorum o gece biraz sarhoş olmuştu, yoksa hayatta bana göstermezdi.”

“Neydi o peki?”

“Size şunu söyleyeyim Bay Holmes, bu adam kadın koleksiyonu yapıyor. Bazı erkekler güve veya kelebek koleksiyonu yapıp bundan nasıl gurur duyuyorsa o pislik de kendi koleksiyonundan gurur duyuyor. Her şey o defterde yazılı. Şipşak fotoğraflar, isimler, ayrıntılar, kızlar hakkında her şey yazılı orada. Çok iğrenç bir defter; hiçbir erkek, sokaklardan gelse bile öyle bir defter tutmayı akıl edemez. Ama bu Adelbert Gruner’nın defteri işte. ‘Mahvettiğim Ruhlar.’ Biraz düşünceli olsaydı kabına bunu yazardı. Ama onu ortalık yerde göremezsiniz, zaten işinize de yaramaz. Yarasa bile ona kolay kolay ulaşamazsınız.”

“Defter nerede?”

“Artık nerede olduğunu bilemem. Bir yıldan fazla oldu ondan ayrılalı. O zamanlar nerede sakladığını biliyorum ama. Birçok yönden düzenli ve titizdir. O yüzden defter, hâlâ çalışma odasındaki eski masasının çekmecesinde duruyor olabilir. Evi daha önceden gördünüz mü?”

“Çalışma odasını gördüm.” dedi Holmes.

“Gerçekten mi? İşe bu sabah başladığınıza göre pek de yavaş sayılmazsınız. Galiba bu sefer Adelbert dengi olan bir adama rastladı. Çalışma odasının dış kısmında Çin porselenleri var, pencerelerin arasındaki büyük camekânın içinde. Sonra, masanın hemen arkasındaki kapıdan iç kısma geçiyorsunuz. Ufak bir oda, orada belgelerini falan saklıyor.”

“Hırsızlardan korkmuyor mu?”

“Adelbert bir korkak değildir. En zalim düşmanı bile bunu söyleyebilir. Kendini koruyabilir. Geceleri hırsızlara karşı bir alarm kuruyor. Zaten bir hırsız için ne var ki o odada? Onun süslü porselenlerini mi çalacaklar?”

“İşe yaramaz onlar.” dedi Shinwell Johnson kararlı bir uzman edasıyla, “Çalıntı mal satıcısı, satamayacağı veya eritemeyeceği bir şey istemez.”

“Aynen öyle.” dedi Holmes, “Evet, Bayan Winter, eğer yarın akşamüstü saat beş gibi buraya gelirseniz iyi olur. Bu arada, hanımefendiyle yüz yüze bir görüşme ayarlamaya çalışacağım. Yardımlarınız için size fazlasıyla minnettarım. Müşterimin size karşı oldukça cömert davranacağını söylememe gerek…”

“Kesinlikle gerekmez, Bay Holmes!” diye haykırdı genç kadın, “Ben para peşinde değilim. Bu adamın çamura battığını göreyim başka bir şey istemem! Çamura battığında o lanet olası yüzünü bir de ben ayağımla ezeceğim. İşte bu benim ödülüm olacak. Onun peşine düştüğünüz sürece hep yanınızda olacağım. Beni nerede bulacağınızı bizim şişko size söyler.”

***

Holmes’u ertesi akşama kadar görmemiştim. Daha önce yemek yediğimiz Strand’de bir kez daha buluşmuştuk. Görüşmenin nasıl gittiğini sorduğumda omuz silkmekle yetinmişti. Sonrasında, size anlatacağım şekilde hikâyeyi aktardı bana. Ancak kullandığı bazı sert ve tatsız kelimeleri biraz yumuşatarak nakletmekte kararlıyım.

“Görüşmeyi ayarlamakta pek zorluk çekmedim.” dedi Holmes, “Nişanlanmalarını istemeyen babasına karşı çirkin davrandığı için kız, bir evlada yakışır biçimde, babasına olan bağlılığını göstermek ve gönlünü almak niyetindeydi. Her şeyin hazır olduğunu söylemek için general beni aradı, ateşli Bayan Winter ise söylenen saatte hazır bulundu, böylece saat beş buçukta bir araba bizi, yaşlı askerin yaşadığı Berkeley Meydanı’ndaki evin önüne bıraktı. Burası yanında bir kilisenin bile havai kalacağı o çirkin, gri Londra şatolarından biriydi. Bir uşak bizi büyük, sarı perdeleri olan oturma odasına buyur etti. Kız bizi orada bekliyordu. Ölçülü, solgun, içine kapanıktı ve dağların üzerindeki karlar kadar sert ve mesafeli davranıyordu.

Onu nasıl anlatacağımı bilemiyorum Watson. Belki bu iş bitmeden onunla tanışır ve kendi kelimelerinle tasvir edersin. Çok güzel bir kız ama âdeta öbür dünyaya ait ruhani bir güzelliği var. Buna benzer yüzleri ancak Orta Çağ’a ait eski tablolarda görmüştüm. Böylesine ilahi bir güzelliğe nasıl oluyor da bir canavar o iğrenç pençeleriyle dokunabiliyor anlayamıyorum. Zıt kutupların birbirini çektiğini bilirsin: Ruhani ile hayvaninin veya bir mağara adamıyla bir meleğin birbirini çekmesi gibi. Ama bu durumdan daha beterini hiç görmemiştim.

Tabii neden geldiğimizi gayet iyi biliyordu. O hain bize karşı onu zehirlemekte gecikmemişti. Bayan Winter’ın gelmesi onu biraz şaşırttı sanıyorum. Yine de iki cüzzamlı dilenciyi karşılayan saygıdeğer bir başrahibe gibi bize oturmamız için iki ayrı sandalyeyi işaret etti. Başın şişti mi sevgili Watson? Bayan Violet de Merville’nin dediklerini duymalısın.

‘Evet, efendim…’ dedi buzdağından esen bir rüzgâr gibi, ‘Adınız tanıdık geliyor. Anladığım kadarıyla nişanlım Baron Gruner’ya çamur atmak için buradasınız. Sadece babam rica ettiği için sizinle görüşmeyi kabul ettim. Ama anlatacaklarınızın en ufak bir biçimde bile beni etkilemeyeceğini önceden söylemeliyim.’

Onun için çok üzüldüm Watson. Bir an için onu kendi kızım olarak hayal ettim. Ben pek etkili ve güzel sözler söyleyemem. Aklımı kullanırım, kalbimi değil. Ama bulabildiğim bütün içten kelimeleri bir araya getirip ona yalvardım. Evlendikten sonra kocasının gerçek kişiliğini gören bir kadının düştüğü durumu kafasında canlandırmaya çalıştım. Kana bulanmış eller ve şehvet düşkünü dudaklarla okşanmaya teslim olmuş bir kadını anlattım. Ondan hiçbir şey gizlemedim. Yaşayacağı utancı, korkuyu, acıyı, ümitsizliği anlattım. Öfke dolu bu sözlerim o fildişi yanaklarına bir renk ya da o soyutlanmış gözlerine bir duygu kıvılcımı getirmedi. O canavarın hipnotizmayla ilgili söyledikleri geldi aklıma. Âdeta kendinden geçmişti. Bir rüyada olduğunu söyleyebilirim. Yine de verdiği cevaplarda bir belirsizlik yoktu.

‘Sizi sabırla dinledim Bay Holmes.’ dedi, ‘Ancak söyledikleriniz, daha önce de dediğim gibi beni etkilemedi. Adelbert’in, yani nişanlımın daha önceki fırtınalı hayatında, kendisinden nefret edenler tarafından haksız karalamalara maruz kaldığının farkındayım. Karşıma birçok iftirayla çıkan bir sürü insanın sadece sonuncususunuz. Belki iyi niyetli olabilirsiniz ama bunun için ücret alıyorsunuz. Şu an barona karşısınız fakat belli bir ücret alarak onun tarafında da olabilirdiniz. Her neyse şunu anlamanızı istiyorum, ben onu seviyorum ve o da beni seviyor. Diğer insanların düşünceleri, şu pencerenin dışındaki kuşların cıvıltısı kadar bile umurumda değil. Eğer bu asil adam bir an için çöküntüye uğramışsa onu gerçek ve ulvi seviyesine tekrar ulaştırmak için gönderilmiş olabilirim.’

‘Bu arada…’ diyerek arkadaşıma döndü, ‘Bu bayanın kim olduğunu öğrenmek isterim.’

Tam cevap verecekken Bayan Winter bir kasırga gibi eserek lafımı böldü. Eğer ateşle buzu yan yana görmediysen diyeceğim şu ki; işte bu kadınlar aynen öylelerdi.

‘Kim olduğumu söyleyeyim.’ diye haykırarak sandalyesinden fırladı. Öfkeden ne yapacağını şaşırmıştı. ‘Ben onun son sevgilisiyim. Kanına girdiği, kullandığı, mahvettiği ve bir çöp torbası gibi bir kenara fırlattığı yüz kişiden biriyim. Sana da aynı şeyi yapacak ama senin sonun, büyük bir ihtimalle mezar olacak. Belki de öyle olması en iyisi! Sana söylüyorum aptal kadın, eğer bu adamla evlenirsen ölüm fermanını imzalamış olursun. Belki kalbini kırar, belki de boynunu! Ama ikisinden biri mutlaka olacaktır. Bunları seni sevdiğim için anlatmıyorum. Yaşaman veya ölmen benim hiç umurumda değil. Yaptıklarım ona olan nefretimden dolayıdır. Ona kin güdüyorum ve bana yaptıklarının intikamını almak istiyorum. Bana öyle bakmana gerek yok sevgili bayan. Seninle işi bittiğinde benden daha aşağı bir konuma düşebilirsin.’

‘Böyle konuları konuşmamayı tercih ederim.’ dedi Bayan de Merville soğuk bir şekilde, ‘Size ilk ve son defa söylüyorum, nişanlımın hayatındaki üç kadından da haberim var. Ona karşı entrika çeviren kadınlarla ilişkiye girdiğini biliyorum ancak daha önce yapmış olduğu kötülüklerden dolayı tövbe etmiştir.’

‘Üç mü?’ diye bağırdı yanımdaki, ‘Seni aptal! Seni sersem!’

‘Bay Holmes, lütfen artık görüşmemizi sona erdirelim.’ dedi buz gibi bir sesle, ‘Sizinle görüşmemi babam istedi ama bu insanın deli saçması sözlerini dinlemek zorunda olduğumu sanmıyorum.’

Bayan Winter küfür ederek ok gibi fırladı ve eğer onu bileğinden yakalamasaydım sinirlendirdiği kadını kesinlikle saçlarından yakalardı. Onu sürükleyerek kapıya götürdüm ve bir rezalet çıkarmadan arabaya bindirdim. Gerçekten öfkeden kudurmuştu. Aslında bir bakıma ben de öfkeliydim Watson, kurtarmaya çalıştığımız kadının sakin, mesafeli ve her şeye göz yuman tavırlarını, ben de tarif edilemez bir şekilde sinir bozucu bulmuştum. Evet, artık başımıza gelenleri biliyorsun. Bir an önce başka planlar yapmam gerekiyor. Bizim hesaplı hareketimiz işe yaramadı. Seni arayacağım Watson. Büyük bir ihtimalle bir sonraki adımımızda senin de rolün olacak. Gerçi bir sonraki adım bizden değil de karşı taraftan gelebilir.”

Ve öyle de oldu. Karşılık vermeleri; daha doğrusu adamın karşılık vermesi gecikmedi. Hanımefendinin onunla iş birliği yapabileceğini hayal bile edemezdim. Sanırım afişi gördüğüm an, ruhuma işleyen dehşeti yaşarken üzerinde durduğum kaldırım taşını size gösterebilirim. Grand Otel ile Charing Cross İstasyonu arasında, tek bacaklı bir gazete satıcısının akşam gazetelerini sergilediği yerdeydi. Onunla son konuşmamızın üzerinden sadece iki gün geçmişti. Gazetenin sarı sayfasının üzerinde siyah puntolarla şu dehşet verici başlık vardı:

SHERLOCK HOLMES’A YAPILAN ÖLÜMCÜL SALDIRI

Sanıyorum afallayıp birkaç dakika boyunca öylece kalakalmıştım. Sonra hayal meyal bir gazete kaptığımı, parasını ödemediğim için adamın itirazlarını duyduğumu ve son olarak bir eczanenin kapısında durarak o korkunç paragrafı okuduğumu hatırlıyorum. Şöyle yazıyordu:

Türler ve etiketler

Yaş sınırı:
0+
Litres'teki yayın tarihi:
11 temmuz 2023
ISBN:
978-625-6485-20-4
Yayıncı:
Telif hakkı:
Elips Kitap
Metin
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Metin PDF
Ortalama puan 5, 1 oylamaya göre
Metin
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Ses
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Ses
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Ses
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Ses
Ortalama puan 0, 0 oylamaya göre
Metin PDF
Ortalama puan 5, 6 oylamaya göre
Metin
Ortalama puan 3,3, 3 oylamaya göre