Kitabı oku: «Белый Тюльпан. Самые пронзительные турецкие рассказы ХХ века. Уровень 1», sayfa 6

Yazı tipi:

– Tuhaf…

– Fakat çok cesurdur. Doğrudan ayrılmaz. Ölümden çekinmez. Yüzünde kılıç yaraları vardır.

– Bize elçi olmaz mı?

– Bilmem.

– Bir kere kendisini görsek…

– Bilmem, çağırınca26 ayağınıza gelir mi?

– Nasıl gelmez?

– Gelmez işte… Dünyaya minneti yoktur. Şah’la geda onun için birdir.

– Devletini sevmez mi?

– Sever sanırım.

– O halde biz de kendimiz için değil, devletine hizmet için çağırırız.

– Tecrübe buyurun efendim.

Sadrazam, o akşam mektubunu Muhsin Çelebi’nin Üsküdar’daki evine gönderdi. Devletin, millete dair27 bir iş için kendisiyle konuşacağını, yarın mutlaka gelmesini yazıyordu.

Sabah namazından sonra, Hint kumaşından ağır perdeli, küçük, loş bir odada kâtibinin bıraktığı kağıtları okurken Sadrazam’a Muhsin Çelebi geldi diye haber verdiler.

– Getirin buraya… dedi.

İki dakika geçmeden28 odanın sedef kakmalı ceviz kapısından palabıyıklı, iri, levent, şen bir adam girdi. İnce siyah kaşlarının altında iri gözleri parlıyordu. Belindeki silahlık boştu. Sadrazam bir an eteğine kapanılmasını bekledi. Fakat adam şaşkın duruyordu. Sadrazam söyleyecek bir şey bulamadı. Böyle göğsü ileride, kabarık, başı yukarı kalkık bir adamı ömründe ilk defa görüyordu. Kubbe vezirleri bile huzurunda iki büklüm29 duruyordu. Muhsin Çelebi, gayet tabii bir sesle sordu.

– Beni istemişsiniz, ne söyleyeceksiniz efendim?

– Şey…

– Buyurunuz efendim.

– Buyur oğlum, şöyle otur da…

Muhsin Çelebi, çekinmeden, sıkılmadan, ezilip büzülmeden30, gayet tabii bir hareketle kendisine gösterilen şilteye oturdu. Sadrazam, hâlâ ellerinde tuttuğu kâğıtlara bakarak31 içinden: ‘‘Ne biçim adam?32 Acaba deli mi?’’ diyordu. Halbuki… hayır. Bu oğlan gayet akıllı bir insandı! Muhtaç olmayacak kadar bir serveti vardı. Ormanın arkasındaki büyük mandıra ile büyük çiftliğini işletir, namusuyla yaşar, kimseye kötülük etmezdi. Zayıflara, gariplere bakar; sofrasında hiç misafir eksik olmazdı. Dindardı. Din, millet, padişah aşkını kalbinde duyanlardandı33. Devletinin büyüklüğünü bilirdi. Yaşı kırkı geçiyordu. Önünde açılan ikbal yollarından daha hiç birine sapmamıştı. Bu altın kaldırımlı, mine çiçekli, cenneti andıran nurani yolların nihayetinde, daima kirli bir etek mihrabı bulunduğunu bilirdi. İnsanlık, ona göre34 çok yüksek, çok büyüktü. İnsan, Allah’ın bir halifesiydi. Allah, insana kendi ahlakını vermek istemişti. Kuyruğunu sallaya sallaya35 efendisinin pabuçlarını yalayan köpeğe yaltaklanma pek yakışırdı; ama, insana… Muhsin Çelebi, her türlü zilleti hazmederek ikbal tepelerine iki büklüm tırmanan maskara heriflerden nefret ederdi. Hatta bunları görmemek için insanlardan kaçmıştı. Yalnız muharebe zamanları, Gureba Bölüklerine36 kumandanlık için meydana çıkardı. Serbest ve tabii oturuşu, Sadrazamı çok şaşırttı. Ama kızdırmadı:

26.«…-ınca/-ince/-unca/-ünce» – деепричастие образа действия, отвечающее на вопрос «что сделав?». Здесь: «…позвав, придет ли к Вам?».
27.«…-a/-e dair» – относящийся к чему-либо, кому-либо.
28.«…-madan/-meden» – отрицательное деепричастие образа действия. Здесь: «Не прошло и двух минут, как…».
29.«İki büklüm» – сложившись пополам.
30.«Çekinmeden, sıkılmadan, ezilip büzülmeden» – без колебаний, стеснения и ужимок.
31.«…-arak/-erek» – деепричастие образа действия, отвечающее на вопрос «как?», «каким образом?». Здесь: «…всё ещё смотря на бумаги, которые он держал в руках…».
32.«Ne biçim adam?» – что это за человек?
33.«Din, millet, padişah aşkını kalbinde duyanlardandı» – был из тех, кто испытывал любовь к падишаху, нации и религии.
34.«-a/-e göre» – по мнению…
35.«…-a… – а/-e… – e» – деепричастие образа действия, отвечающее на вопрос «как?», «каким образом?». Здесь: «…виляя хвостом…».
36.«Gureba Bölükleri» – иррегулярные пешие и конные войска в Османской империи, формировавшиеся из нетюркских мусульманских народов; в их первоначальные обязанности входила охрана знамени Пророка в походе.