Kitabı oku: «Маленькие вещи. Самые известные турецкие рассказы. Уровень 1», sayfa 8

Yazı tipi:

Bir sabah, çok erken uyandı ve iyi bir kahvaltı etmek için küçük odasına çekildi. Sokakta bir takım çocukların ağladığını duyarak pencereden dışarı baktı. Meğer kedilerin kavga sesleriymiş. Bunu anlayınca, büyük bir öfkeyle sandalyesine oturdu. Kaşının üst kısmı ve çenesi geriye doğru çekik, büyük ve biraz patlak gözleriyle bir arama hâli alan yüzünü iki yana döndürerek şaşkınlıkla çevresine bakınıyordu. Çünkü, kedinin biri ekmeğini çaldı, öteki sütlü kahvesini içti, öteki de fincanını kırdı. Kendi kendisine ümitsizlik ve şaşkınlıkla, “Kime dert anlatmalı! Bu kibirli, vefasız, nankör hayvanların, kadınlar elbet de taraftarı olur. Zâten kedi, kadındır” diyordu.

Bir gün böyle boşu boşuna yok oluyor. Üzüntüyle başını eline dayayarak pencerenin önünde oturdu. İşte orada, duvarın altında, kahvesini içen, ekmeğini çalan, fincanım kıran, kendisini sabah keyfinden eden; evinde bütün rahat ve huzurunu ele geçiren kediler. Siyah, kar gibi beyaz, sarı benekli, parlak renkleri ve her an ve saniye renkleri değişen ışıklı gözleri. Ön ayaklarını önce ağızlarına götürüp kadınlara ait işveli bir tavırla yüzlerini temizleyerek, bir gönül rahatlığıyla sabah kahvaltısını sindiriyorlar ve öğle yemeğine hazırlanıyorlar. O anda gözlerde bir gökkuşağı meydana getiriyor.

Evin hanımı kendisine bu yırtıcı hayvanları tercih etti. Onların ilgisiz hâlleri, öfkesine dokunarak sofaya çıktı. Orada, merdivenin orta basamaklarında, beyaz kedi vardı. Onun bıyıkları, yüzü, başı, siyah lekelere boyandı. Onu görür görmez, “Kahvemi sen içtin! Fincanımı sen kırdın! Öyle mi?” diyerek odasından bastonunu aldıktan sonra ayaklarının ucuna basarak yavaş yavaş kedinin yanına sokuldu. İntikamını almak istedi. Bastonunu kaldırdı. Kedi kımıldıyor; kaçacak. Değneğini şiddetle üzerine indirir indirmez, pek hızlı hareket edebilen bu haylaz hemen sıçradı. Adamın ayağı kaydı. O büyük bir gürültü ile merdivenlerden aşağı yuvarlandı. Merdivenin altında karısı karşısına çıktı. Kolunun sızladığından yakındı. Eşi ise “Hiç kediye öyle vurulur mu? Ya bir yeri kırılsaydı…” deyince, zavallı herif şiddet ve öfkeyle, “Ben sana şimdi gösteririm!” diyerek odasına çıktı. Hanımı da kendisini izleyerek büyük bir sakinlik ve yumuşaklıkla diyordu ki; “Ne yapacaksın? Ne yapabilirsin? Söyle de ben de anlayayım?”