Kitabı oku: «Маленькие вещи. Самые известные турецкие рассказы. Уровень 1», sayfa 9
Hanımının yüzüne çevirerek, “Ne mi yapabilirim! Kaymakamlığa başvuracağım. Senin kedilerinden, yiyecek çalma, malımı zorla ele geçirme, eve saldırma dâvasına teşebbüs edeceğim. Bakalım, o zaman bu hırsızların, bu haydutların bir tanesini burada görebilir misin?”
Paltosunu, şapkasını giydi. Kapıyı şiddetle çekerek evden çıkıp gitti.
Kaymakam beyefendi dert anlamıyor! Rossini’nin torunlarından biri bu müzisyen İtalyalı hürmet ve adalet ister. Bu şanssız koca, haklılığı konusundaki düşüncelerini ve adalet arayan yakınmalarını karşısındakinin zihnine sokabilmek için jimnastik yapar gibi ellerini kaldırıyordu. Buar tavır ve hareketler bir acemi aktörü kıskandıracak. Böyle hakikati anlatmaya çalışıyordu, ama başaramadı. Bunu anlayınca, öfkeyle Adalar kaymakamı beyefendiye, “Herkesin karısının kaşına, gözüne, yürüyüşüne, giyinişine dikkat ediyorsunuz da, benimkinin şu münasebetsiz sevgisine, şu zararlı hayvanlarına karışmayı niçin reddediyorsunuz?” yakınmasıyla, ümitsizce evine dönüyordu.
Evine döndü. Karısı kocasına inme ineceği korkusundan dehşete kapıldı. Titremeye başladı, altmış yıllık başını sallayarak, naz ve işve ile bir gözünü süzerek tebessüm eder gibi, “Sen memnun ol ki ben kedileri seviyorum! Ya bunların yerine herifleri sevsem6…” dedi. Bu düşünce, parlak göründü. Kocasına hemen hemen hak verdiriyordu. O gece sitemli bir tavırla hiç bir söz söylemeyerek yatağına girdi. Laf aramızda… bu tebessüm, bu aşk imâsı, bu işve, bu okşayıcı davranış, kocasının ümitsizlik ve öfkesini epeyce giderdi. Yatağına çekilip birden bire acı hissediyordu. Telâş ve yürek çarpıntısı ile yorganını kaldırıp o büyük gözleriyle baktı. Kedi! Hem de sabah kahvesini beyaz kedi içiyor! Bu evde kendisine başını dinlemek için hiç bir yer bırakmayan kediler, sonunda karısını da elinden aldılar.
Gece yarısı kesin bir karar verdi. Sabahleyin erken kalkarak ne kadar eşyalarını bir sandığa koyup aşağıya, taşlığa indirdi. Arkasına paltosunu, başına şapkasını giyerek sandığın üstünde oturdu. İşte o zaman, “Ya ben, ya kediler?” sorusunu sordu. “Kediler!” yanıtını aldı. Bu cevap kendisini ümitsizliğe düşürdü.
Elveda! Elveda! Artık bir daha dönmemek üzere yola çıktı. Hüzünlü, düşünceli bir hâl ile küçüklü büyüklü bir takım evlerle dükkânlardan müteşekkil çarşıdan geçiyordu.





